Doğu Akdeniz’de yaşanan yetki alanları ile ilgili gerilim Alman basınında geniş yer buluyor. Türkiye ve Yunanistan arasında krizin çözümü için diyaloğa işaret ediliyor.

Varujan Hanimirian

Dünya basınında Doğu Akdeniz konusu ele alındığı gibi Alman basınında konuyu irdeleyen gazetelerin sayısı azımsanmayacak kadar çok. onlardan biri olan Märkische Oderzeitung, doğal gaz arama anlaşmazlığı konusunda Yunanistan’ın da „masum olmadığını“ ifade ediyor:

„Doğal gaz rezervlerini kendi çıkarına kullanmak isteyen Yunanistan da gerginliğin tırmanması konusunda masum değil. O da, Türkiye’nin Libya ile yaptığı gibi, Mısır ile münhasır ekonomik bölge anlaşması imzaladı ve bu iki bölge birbiriyle çakışıyor. Yunanistan askeri girişimlerde de bulunuyor. Atina’nın sahip olduğu çok sayıda ada üzerinden dile getirdiği kıta sahanlığı iddiaları yeni değil. Ancak Türkiye’nin hak iddia ettiği doğal gaz yatakları konuyu alevlendiriyor. Diğer yandan bu ezeli iki düşman, tek bir tarafın doğal gaz rezervlerini kendi çıkarına kullanmasının mümkün olmayacağını kabul etmeli.“

Münchner Merkur gazetesi ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Yunanistan ve Fransa’ya yönelik açıklamalarını şu yorumla eleştiriyor:

„Erdoğan’ın önce Yunanistan’a ve şimdi de Fransa’ya karşı savaş tehditleri, her geçen gün daha kulak tırmalayıcı hale geliyor. Mülteci mutabakatının bozulmaması konusunda tedirgin olan Başbakan Merkel, bu politikasıyla Avrupa’da yalnız kalmak istemiyorsa, Türkiye-Yunanistan gerginliğindeki arabulucu rolünde çok dikkatli olmalı. Merkel’in bu konuda, Avrupa Birliği’nin bir üyesini tehdit eden ve uluslararası hukuku ayaklar altına alan bir savaş lordunun taleplerini reddetmek yerine kendi çıkarları doğrultusunda hareket ettiği aşikar. ‚Almanları artık kim anlıyor ki?‘ ifadesi, Avrupa diplomasisinde sık sık dile getirilen bir cümle oldu. AB kendini Erdoğan tarafından alay konusu yapılmasına izin vermemeli. Özellikle de sürekli Avrupa toplumunun değerleri şarkısını herkesten daha hevesli söyleyen Almanya tarafından.“

Handelsblatt gazetesi ise gerilimin çözümünde Avrupa Birliği’nin (AB) rolüne işaret ederken bu çözüm için de tek yolun müzakere olduğunu vurguluyor:

„Türkiye ile anlaşmazlığın çözülmesi AB için bir test. Berlin ve Paris ancak birlikte bir sonuca ulaşabilir. Macron ve Merkel’in ‚iyi polis, kötü polis‘ stratejisi şu ana kadar gerilimi sadece tırmandırdı. İhtiyaç duyulan bölgede daha fazla asker değil, daha fazla diyalog. Ancak bu şekilde ‚tüm koşullar‘ müzakere edilebilir. Silah şovu ile durum sadece daha kötüye gider.“