Nebahat Çal

Sevgili okurlar; anadili, “Ana sütü kadar lezzetlidir” demiştir Bedri Rahmi EYUBOĞLU…

En azından üç dil bileceksin.
En azından üç dilde düşünüp rüya göreceksin.
En azından üç dil.
Birisi ana dilin
Elin ayağın kadar senin,
Ana sütü gibi tatlı,
Ana sütü gibi bedava
Nenniler, masallar, küfürler de caba.
Bedri Ustanın‘ da beliği gibi:
Dil kısaca bir halkın aynası, kimliğinin ve kültürünün yansımasıdır diyebiliriz.
Yani dil, insanın dünyaya açılan penceresidir.

Çünkü hiçbir dilde anadilinizde güldüğünüz, ağladığınız lezzeti alamazsınız.
Anadilinizde doğruyu – yanlışı, iyiyi – kötüyü öğreniyorsunuz. Yani Anadili insan hayatında ve kişilik gelişiminde çok büyük önem taşımaktadır. Aynı zamanda da anadili, kültürün yegane sözcüsüdür. Dil olmadan kültür var olamaz. Her kültür ancak kendi dili ile vardır ve bu şekilde anlamlıdır. Anadil, anneden öğrenilen ilk dil olmasının ötesinde insanın kimliği ve kişiliğinin oluşmasında belirleyici olan, geçmişi ve geleceği arasındaki bağı kuran, dünyayı, tabiatı ve çevresini idrak etmesini sağlayan temel olgudur.

Şimdi düşünün, çocuğunuzu hangi kültürde ve kimlikte yetiştirmek istiyorsunuz? Bildiğiniz ve kendi büyüdüğünüz ve hatta halen yaşadığınız kültürde mi, yoksa belki de tam manasıyla benimseyemediğimiz ülkenin kültüründe mi?

Eğer çocuğunuza bir yere ait olduğunu hissettirmek ve onun kimliğini en güzel şekilde oluşturmasını istiyorsanız, kendi büyüdüğünüz ve bildiğiniz „ana dil“den mahrum etmeyin. Çocuğunuzu iki dünya, iki kültür, iki kimlik arasında bırakmayın.

Dil-bilimcilerin yaptığı onlarca araştırmalar gösteriyor ki, bir dili öğrenmek için, öncelikle kendi ana dilini iyi bilmek şart. „Evde ana dili konuşmak ve bu dili iyi bilmek, dolaylı yollardan başka bir dili öğrenmeyi kolaylaştırıyor. Bir çocuk anadiline ne kadar hâkimse ikinci dili ve üçüncü dili de kolaylıkla öğrenebilir. Çünkü ana dili öğrenirken edinilen beceriler çocuğun bilişsel, duygusal ve dilsel olarak daha ileri düzeyde gelişmelerine yol açar.

Bir insanın anadilinden kopması veya koparılması onun yalnızca ailesi, milleti ile bağlarının kopması değil, aynı zamanda dünya ile bağlarının kopması demektir. Dillerini kaybeden milletlerin millet olarak ayakta kalabilmeleri imkansızdır. Anadilinden kopan birey pek çok milli değerlerinden de kopmuş olur. Milleti oluşturan halkın sevinçleri, kederleri, neyi sevdikleri, neden hoşlanmadıkları, psikolojik durumlarının oluşturduğu davranışlar, konuşma yeteneği ile açığa çıkar. Milletinin dilini öğrenemeyen bireyin bu ortak katılışı, ortak değerleri benimsemesi beklenemez. O halde anadil eğitimi hem son derece önemlidir, hem de o milletin mensupları için çok gereklidir.

Bugün dünyada ve ülkemizde anadilin önemi konusunda bilim adamları bilimsel makaleler yayınlanmakta , anadil için konferanslar düzenlemekte ve bir çok araştırma yapmaktayken günümüz genç neslinin kendi anadillerinin öneminin farkında olmadığı, dili kullanırken dil kurallarını hiçe saydıkları, yabancı dillerden kelimeler alıp kendi anadillerini yozlaştırdıklarını görmekteyiz. Birey ve toplum olarak anadilin korunması için genç nesli yönlendirmeli, mümkün olduğu kadar yabancı kelime kullanmayı bırakmalı ve dil kurallarına uymalıyız. Aksi taktirde bir arada ama birbirini anlamayan, geleceğe umutla bakamayan insan yığınlarından öteye gidemeyiz. Yozlaşan dilin birey ve toplum üzerinde ağır bedelleri olur. Tarih sayfalarına baktığımızda dil erozyonuna uğrayan toplulukların bugün ayakta kalamadıkları ,kalanların ise birlik ve dirlikten yoksun oldukları görülmüştür.
Her ulusun farklı kültürü vardır ve bu kültür dilde toplanır. Bir insanın kimliği düşünceleriyle gelişir ve düşünmeyen bir toplum oluşturmak ya da düşüncenin açıklanmasını istemeyenler, ilk önce insanların ana dillerini yasaklamışlardır.

Türkiye’de yaşayan değişik kültür ve diller birbirini tanımamakta, hatta varlıklarından bile haberdar değiller. Bu da resmi ideolojinin farklı kültürleri yok sayarak tek kültür, tek dil yapma anlayışından kaynaklanmıştır.

‘Kesinlikle tehlike altında’ olan diller ise bir hayli fazla: Ermenice, Süryanice, Lazca; Abazaca ve Çingenelerin dillerinden Romanca, Adigece, Doğu Anadolu’da yaygın Zazaca ve Türkiye’deki topluluğun yanı sıra Kafkaslar’da yaygın Kabar Çerkez dilleri de kaybolması mümkün ‘hassas diller’ kategorisindedir. En son dönemde ise Kürtçe dili hedef alınan diler arasındadır.

Anayasanın 42. maddesinde ‘eğitim ve öğretim kurumlarında okutulacak yabancı diller ile yabancı dille eğitim, öğretim yapan okulların tabi olacağı esasların kanunla düzenleneceği’ belirtilmektedir. Buna dayanarak liselerde Arapça dersine izin verilmiştir. Ancak Arapça aslında ülkemizde konuşulan anadillerinden biridir. Oysa anayasanın aynı maddesinde “Türkçeden başka hiçbir dilin, eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına anadilleri olarak öğretilemeyeceği” belirtilmiştir. Burada MEB ciddi bir çelişki içindedir. Zira Kürtçe de tıpkı Arapça gibi hem ülkemizde konuşulan bir anadili hem de ülke dışında konuşulan bir dildir. Öyleyse Arapça gibi Kürtçenin de liselerde okutulmasına bir engel olmamalıdır.

Bütün dünyada kendi anadilleriyle eğitim yapan çocuklar gibi, Kürt,çocukları da annesinden, ailesinden ve çevresinden edindiği dil ile eğitim ve öğretim yapma hakkına sahiptir… Bunu yasaklamak insan haklarına ve evrensel hukuka aykırıdır.

Eğer Anadolu’da yaşayan farklı kültürlere sahip halklar birbirlerini tanımış olsaydı, birbirlerinin dilinin kültürünün nasıl bir şey olduğunu bilmiş olsalardı, birbirlerine karşı daha olumlu bakacaklarına inanıyorum. Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana bu ülke içinde hiçbir zaman Kürt ve Türk halkının kendi gözünde kişisel bir ayrımcılık ve gruplaşma olmamışsa da devletin yanlış politikaları ve 1980’lerden sonra oluşan bazı durumlar şu an bulunduğumuz zamana kadar ayrılığı tetikleyerek devam etmektedir. Buradan yola çıkarak bu ülke içinde eşit imkanlara sahip olan, aynı mahalle de aynı binada oturan, birbiriyle alış-veriş yapan, kız alıp-veren, dost olan insanların kardeş olmasından başka ne olması beklenir ki…“Kürt topluluğu yüzyıllardan beri İslamiyet’ten sonra gelen Türklerle o kadar karışmışlardır ki, bugün ikiye ayrılan millet yine tek vücuttur. Bugün öyle bir Türk yoktur ki, dayısı, damadı veyahut yeğeni Kürt olmasın. Ve öyle bir Kürt yoktur ki onun damadı, yeğeni veyahut dayısı Türk olmasın. Dolayısıyla benim annem Kürt. Beni annemden nasıl ayırırsınız? Binlerce yıllık ortak tarih Türkler ve Kürtleri o kadar kaynaştırmıştır ki Orta Asya Cumhuriyetlerinden bir Türk’ü yanımıza koysalar ondan ziyade bize daha çok Kürt kökenli yurttaşlarımızın benzediğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Fiziksel özellik yanında örfler, adetler, kültürel etkileşimler o kadar iç içe geçmiştir ki ABD’nin bin enstitüsü çalışsa bunları ayrıştıramaz.

Sorunun çözümü emperyalizmden bağımsızlaşmakla birlikte gelecektir.
Bu manada: Anadilde eğitimi savunmak, eşit temelde kardeşçe bir barışı sağlamak ve eğitimin demokratikleştirilmesini istemek için devrimci, Marksist, Sosyalist olmak gerekmez sanirim. Kendisine insanım diyen herkesin savunması gerekir. Çünkü bu bir temel insan hakkıdır ve insanlar bu haklarını istediği gibi, istediği şekilde kullanabilmelidir.“Dilini kaybeden dinini, milliyetini, şahsiyetini kaybeder.”Uluslararası sözleşmelerle bu hak güvence altına alınmıştır.

Özelikle sevgili annelere sesleniyorum: çocuğunuzla sevgi diliyle konuşun, güzel sözcükler, şarkılar, ninniler, tekerlemeler söyleyin. Çocuğunuzun en çok şefkatinize, ilginize ve sevginize ihtiyacı var, bunuda en iyi şekilde anadilimizle ifade edebiliriz. Unutmayın ki „ciğerim, hayatım, aşkım, şekerparem, güzelim…“ gibi sevgimizi ifade etmek için kullanılan bu kelimelerin bir çoğu, çevre dilinizde yoktur!

Kültürümüzü, benliğimizi, özgürlüğümüzü ve sevgimizi, kısaca güzel Türkçe’mizi ve diyer yok olmaya yüz tutmuş tüm dilleri, unutmamak ve unutturmamak dileğiyle… Ayrıca WELT HEIMAT Gazetesı adına velilerimizi çocuklarımızın çok dilliliğini evde, yuvada ve okulda desteklemek için gerekli çalışmaları yapmaya çağırıyoruz.