Kadınların her dalda, ne kadar başarılı olduğunu görüyoruz.

Çünkü bizler; aslında erkeklerin göremediği bir çok sorumluluğu üstleniyoruz. Erkek hep kendini kadından üstün görse bile, aslında asıl üstün olan alçak gönüllü kadındır. Bir kadının hak ettiği, kesinlikle erkeğin verdiğinden daha fazlasıdır. Kadın duygusaldır… fedakardır… İş ortamında bile, kadin profesyonel olduğu kadar vicdanlı ve adildir.

Sevgili okurlar, „Bir anne, bir kadın ama daha çok bir emekçi olarak her alanda mücadelenin bir parçası olmak gerektiğini biliyoruz.“
Biz kadınlar; kendimizi kanıtlamış durumdayız. Buna raman „kadın olarak edebiyatta, sanatta, siyasette, iş hayatında olmak, yaptığın işle görünmek, çok daha fazla çaba gerektiriyor. Yani, bir sıfır yenik başladığımız bir hayatın içindeyiz. Üstelik bu geriden başlama, bir başarısızlıktan değil de düpedüz ayrımcılıktan kaynaklanıyor. Bu konuda yol alamadığımız gibi, her geçen gün geriye gidiyoruz maalesef.

Bugün kadın, geçmişteki gibi yalnızca mecburiyetten değil aynı zamanda kendi çalışmak istediği için de çalışmaktadır. Ekonomik bağımsızlığını elde etmek bunun temel gerekçelerinden birisidir. Ancak kadın evlenip çocuk sahibi olduğunda, sorunlar ortaya çıkmaya başlamakta; kadın hem tam gün çalışırken hem de ev işlerini yerine getirmek ve çocuğuna bakmak yükümlülüğü altına girmektedir.

Ancak bu durumda da hem evi, hem işi, hem sosyal çevresindeki rollerini dengeleyebilmesi kadınların erkeklere oranla çok daha fazla stres altına girmesine ve yıpranmasına sebep olmaktadır.

İş hayatı, bir yandan kadının saygınlığı, ekonomik özgürlüğü ve özgüvenine katkı sağlarken bir diğer yandan geleneksel değerlere dayalı tutumların sürdürülmesi de kadın için çeşitli sorunları beraberinde getirebiliyor.

İş yaşamında yaşanan sorunları sadece kadınların yaşadığı sorunlara indirgeyecek olursak:

Otoritenin kadın emeği ve bedeni üzerine baskıcı ve dayatmacı yaklaşım içeren politikalarının odağına iki konu gündemde.

Birincisi, kadınların çocuk doğurmasını teşvik edici önlemler.

İkincisi, kadın istihdamının “esnek çalışma” üzerinden artırılması. Evden çalışması yada, yarim gün iş politikasi mesela…

Düşük ücretli, kariyerde ilerleme fırsatı sunmayan, kadın-erkek eşitsizliğini körükleyen, sigorta primlerini daha düşük seviyede tutan, sosyal güvenlik sisteminin birçok ediniminden dışlayan, kadınları yaşlılık dönemlerinde de erkeklere muhtaç bırakan işler. Ancak nedense hala aynı konumda olunsa bile kadınlar, erkeklerden daha az maaş alıyor. Bu da tartışılacak ayrı bir konu.

Bazen sırf erkek olmadığı için hayalindeki pozisyona layık görmezler… Beceremez diye…

İş hayatında kadının kendini kanıtlaması için ya erkekleşmesi ya da erkeklerin 10 katı çaba göstermesi gerekir.

Kadınların duygusal olmaları bahanesiyle yönetme becerisinden yoksun görülmeleri ve tepe pozisyonlardan daha çok kurmay pozisyonlarda çalıştirilmaktalar.

Herhangi bir kriz döneminde üst yönetimce personel azaltılmasına karar verildiği durumlarda eşiyle aynı işyerinde çalışan kadınların, performansa bakılmaksızın sırf kadın olması nedeniyle işten çıkarılacak personel olarak tercih ediliyorlar.

Kadınların çalışma yaşamında karşılaştığı problemlerin bazıları yukarıda sayılanlar ama bütüne bakacak olursak temel sorun toplumun kadına yüklediği anlamda yatıyor.
Kadın önce evinin kadını, iyi bir eş ve anne olmak zorunda. Çalışan kadına “hayat müşterek” anlayışıyla ev işleri ve çocuk bakımında destek olma düşüncesi erkeklerde henüz yerleşemedi. Kadın her ne kadar yoğunluk yaşarsa yaşasın tüm işleri eksiksiz ve tek başına tamamlamak zorunda.

Sabah erken saatinde güne başlayıp, gecenin kör vaktine kadar deli dana emsalince çırpınır, didinir.

Evli olanlar için konuşacak olursam: hafta sonu kendine vakit ayırmak ya da eşiyle gezip tozmak istiyorsa temizlik yemek gibi işlerini hafta içi işten geldikten sonra yapmak zorunda kalan kadındır. Ya da diğer yolu tercih edip cuma girdiği evden pazartesi sabah çıkıp direkt işine gitmesi gerekebilir ama o zaman da kendine bakmayan eşiyle ilgilenmeyen kadın konumuna düşer, her türlü yorgunluk kısacası.

Her nekadar hayat müşterek dense de gördüğüm hic bir örnek müşterek deyil.
Ama tüm bu olumsuzluklara rahmen: Kadınlarımız biyolojik ve genetik yapılarının kendisine tanıdığı insan olma ve erkeklerle eşit olma durumundan asla geri adım atmayacaktır.! diye düsünüyorum.
„Her başarılı erkegin arkasında bir kadin vardir;“ sözünü hatirlatirken:
Boşluğu doldurulamaz kadın. heyt be! Kim tutar seni yürüüü…
Acıyla yoğrulan, sabırla bilenen, hakları ödenemeyecek tüm kadınlarımızin 8 Mart dünya emekçi kadinlar gününü kutluyorum.