Almanya’da Merkel kazandı ancak şok dalgası yayılıyor! Naziler parlamentoda, gösteriler var…

Almanya’da yaklaşık 61,5 milyon seçmenin oy kullandığı genel seçimlerde oy kullanma işlemi yerel saat ile 18.00’de sona erdi. Almanya’da bugün yapılan genel seçimden sandık çıkış anketlerine göre Başbakan Angela Merkel’in liderliğinden Hristiyan Demokrat Parti (CDU) birinci çıktı. Angela Merkel’in partisi bir kez daha seçimleri kazandı. Ancak bu kez nasıl bir koalisyonun kurulacağı belirsiz. SPD ile büyük koalisyon mu yoksa Yeşillet ve Hür Demokrat Parti ile üçlü koalisyon mu?

Beş yerine altı parti

Başbakan Merkel yeniden seçildi ama bu sonuçlar onun açısından bir ibret niteliğinde. Hristiyan Birlik yüzde 32 oy oranıyla 2013 yılına oranla neredeyse yüzde 10 oranında oy kaybetti. Federal Meclis’te beş yerine altı parti var artık. Siyasi rekabet daha da büyüdü. Sağ popülist Almanya için Alternatif’le (AfD) üçüncü güç olarak Federal Meclis’e girdi. Bu Merkel için yeni bir zorluk.

Irkçı Parti “AfD“ parlemento’da

4 yıl önce yapılan genel seçimlerde yüzde 5’lik baraja takılan aşırı sağcı popülist Almanya için Alternatif (AfD) ve Hür Demokrat Parti’nin oy oranlarını önemli ölçüde artırarak bu kez meclise girdiği görülüyor.

Sandık çıkış anketlere göre, AfD yüzde 13,5 ile üçüncü olarak ilk kez mecliste yer alacak. FDP de yüzde 10,5 ile dördüncü parti olacak ve yeniden meclise girecek.
Yeşiller yüzde 9,5 ile beşinci sırada yer alırken, Sol Parti de yüzde 9 oy oranına ulaşarak meclise girdi.

Göçmen ve İslam karşıtı Neo-Nazi parti AfD

Göçmen ve İslam karşıtı Neo-Nazi parti AfD, seçim bildirgesinde Türkiye ile ilişkilere geniş yer verdi. Türkiye’nin AB üyelik müzakerelerine son vermeyi vaat eden ırkçı parti, ayrıca Türkiye vatandaşlarını doğrudan hedef aldı. Bunlar arasında vize kolaylığının kaldırılması, Türk vatandaşlarına çeşitli haklar getiren 1963 tarihli Ankara Antlaşması’nın tek taraflı feshi, Türkiye ile Almanya arasında 1964 yılında imzalanan sosyal güvenlik anlaşmasının kaldırılması var.

Tepki için sokaklara döküldüler

AfD’nin resmi olmayan seçim sonuçlarına göre meclise girmesi Almanya’da büyük yankı uyandırdı. Çığ gibi büyüyen tepkilere Türk nüfusunun yoğun olduğu Frankfurt da katıldı. AfD karşıtı pankartlarla sokaklara dökülen öfkeli kalabalık, slogan atarak yürüyüşe geçti.

Seçmenden SPD’ye büyük ders

AfD’nin iki haneli oy alması bekleniyordu. Sosyal Demokrat Parti’nin oy kaybı da. Hür Demokrat Parti’nin yeniden Federal Meclis’e girmesi Angela Merkel için iki koalisyon seçeneğini gündeme getiriyor: Sosyal Demokratlarla Büyük Koalisyon’un devam etmesi bir seçenek ama pek olasılıklı görünmüyor. Zaten Sosyal Demokratlar bunun olmasını istemediklerinin sinyalini verdiler. Geriye Hristiyan Birlik, Hür Demokrat ve Yeşiller’den oluşan koalisyon kalıyor. Böyle bir oluşum halinde koalisyon müzakereleri uzun sürebilir.

Uluslararası arena ve Almanya

Almanya seçimlerden sonra da siyasi, toplumsal ve ekonomik açıdan huzurun hakim olduğu bir ülke olarak kalmaya devam edecektir. Ancak diğer ülkelerde heyecan dorukta: Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Türkiyesi, Trump’ın ABD’si, Putin Rusyası’nda ve AB’den ayrılacak olan İngiltere’de. Birçok insan böylesine dönemlerde korkuyor. Terör korkusu ve sağ popülizm yayılıyor. Ancak Almanya’da huzur hakim.

Merkel’in görev sürecinde 4. Kez başbakan olacak

Başbakan Merkel eğer dayanabilirse, dört yıl daha başbakanlık yapacak. Kendisini çok iyi kontrol edebilen bir politikacı olan Merkel „görev insanı“ olarak tanımlanıyor. Başladığı bir işi mutlaka tamamlıyor. Bu göreve gelen ve bu kadar uzun süre yürüten bir kadın başbakan olması nedeniyle zaten tarih kitaplarına girmeyi çoktan geçmeyi başardı. Ancak arkasında kalıcı bir icraat bırakma konusunda büyük bir siyasi eyleme sahip değil. Konrad Adenauer eski Alman Federal Cumhuriyeti’ni Batı’ya entegre etti, Willy Brandt izlediği Doğu siyasetiyle Soğuk Savaş dönemlerinde yakınlaşma sağladı, Helmut Kohl iki Almanya’nın birleşmesini organize etti, Gerhard Schröder sosyal devleti ters düz etti. Peki ya Merkel’den geriye ne kalacak?

Sığınmacı politikası ne olacak ?

Sürpriz biçimde 2015 yılında sınırları bir milyon sığınmacıya açtı. Sığınmacı sayısına bir üst sınır getirilmesine karşı çıktı ve iltica hakkı konusunda bir limit öngörmeyen Alman Anayasası’nı esas aldı. Şimdi bu konuda ortaya çıkan zor görevler organize edilmek zorunda. Burada kalan sığınmacıların ülkeye entegre edilmeleri, „yanlış“ diye nitelendirilebilecek gerekli kriterlere sahip olmayan sığınmacıların geri gönderilmesi gibi. Bu uzun vadeli bir proje.


Sığınmacılar konusu AB açısından da önemli bir sorun. Avrupa ailesi içinde görev dağılımı adil gitmiyor. Tarihi olarak „üvey evlat“ olan İngiltere AB’den ayrılışını düzenlemek için, küresel dünyada tek başına kendisini yeniden keşfetmek istiyor. Sadece tek başına bu bile Merkel için büyük bir görev. AB’nin güneyindeki ülkeler de Almanya’nın kendilerine dikte ettiği tasarruf talimatlarına uzun süre katlanmak istemiyor. Merkel Avrupa fikrinin korucusu olarak görülüyor ama borçlu ülkeler kendilerini Almanya tarafından büyük bir baskıya maruz kalmış hissediyorlar. Merkel AB’yi bir arada tutmayı istiyor, bunu yapmak zorunda. Bu olmazsa ulus devlet çağrıları yeniden yüksek sesle dile getirilmeye başlayacaktır.

Almanya’ya dair dile getirilen büyüklük hastalığı Merkel’ın omuzlarına yük olarak biniyor. Amerikasını büyük yapmayı isteyen sadece Trump değil, Putin ve Erdoğan da çalım atan bir politika izliyor. Merkel uluslararası alanda „Trump karşıtı“ olarak tanınıyor.

Merkel taviz vermeksizin provokasyonlara karşı durabiliyor. Jest, mimik ve kelime seçimi konusunda oldukça tasarruflu davranıyor. Hafife alındığı zamanlar çok geride kaldı.

Merkel 2005 yılında başbakanlık görevine gelmeyi başardı. İki kez Sosyal Demokrat Parti ile Büyük Koalisyon’da, bir kez ise Hür Demokrat Parti ile birlikte ülkeyi yönetti. Partisi Hristiyan Demokrat Birlik içinde erkek rakipleri tek tek devre dışı kaldı. Merkel karşısında şansı olmadığını kabul etmeyenler, korkutuldu. Christian Wulff Cumhurbaşkanı olabildi ancak ardından tökezledi.

Daha da şaşırtıcı olan Merkel’in siyasi rakiplerine karşı sağladığı başarı. Merkel Sosyal Demokrat Dörtlüsü olarak bilinen partinin adı „S“ harfiyle başlayan başbakan adaylarını 2005-2017 yılları arasında yıpratarak ülkeyi neredeyse tek başına yönetti. İçerik açısından da muhalefeti çizgilerini kaybettikleri eleştirilerinin dile getirilmesine dek soğurdu. Hristiyan Birlik’in Sosyal Demokratlaşması, Sosyal Demokrat Parti’yi uzun vadede küçülttü, Sosyal Demokrat Parti’nin kökleşmiş seçmenleri bile Merkel’e yönelmeye başladı.

Merkel nükleer enerjiden vazgeçme, iklim değişimi ve mülteci politikasına yönelik çalışmalarını yoğunlaştırmek suretiyle Yeşillerin temel konularına el atmış oldu. Hatta seçimlerden kısa bir süre önce kendi partisinde tartışmalı bir konu olan, kendisi karşı oy kullansa da eşcinsel evliliklerin Federal Meclis’te kabul edilmesini sağladı. Sonuçta Merkel bu pragmacı tavrıyla hiç tartışmasız başarılı. Sadece Hristiyan Demokrat Birlik bezen kendi muhafazakarlığına ne olduğunu bilmiyor.

Şimdiki görevi: Trump karşıtı olmak

Merkel’in yeniden seçilme başarısı en başta güvene dayanıyor. Bu durum 2013 yılında da böyleydi, son Federal seçimlerde de böyle. Reklamını tek bir cümle ile yapması yeterli oldu: „Beni tanıyorsunuz.“ Her kesimden kabul görüyor. Hatta gençler bile onu harika buluyor. 25 yaşın altındakiler Merkel’in başbakanlıkta olmladığı bir dönemi neredeyse hatırlamıyor.
Merkel konuşma sanatı konusunda bugüne dek ortalamanın üzerine çıkmayı başaramadı. Ancak iki elinin parmaklarını birleştirdiği, onunla özdeşleşen el hareketiyle modern bir ikonografi klasiği yarattı. Sakinliğini her zaman koruyan bir politikacı.
New York Times onu „Avrupa’nın son güçlü savunucusu“ ilan etti. Bu kadar çok övgü ve kabulden sonra şimdi sorumluluklarına devam edecek. Merkel’in çevresindeki söylentilere göre Donald Trump’un 9 Kasım 2016’da seçilmesi onun için olumsuz bir gelişme oldu. Merkel kendi ifadesiyle, „yarı batık bir enkaz“ olarak görevini bırakmak istemediğine göre dördüncü görev süresine sağlık ve siyasi açılardan güveniyor.