Çarlık Rusyası’nın yıkılıp Sovyetler Birliği’nin kurulması ile sonuçlanan 1917 Ekim Devrimi 100 yaşında. Ekim Devrimi’nin bir zamanlar coşkuyla kutlanan yıldönümünün 100’üncüsünde Rusya’da sessizlik hakim.

7 Kasım, yani „Büyük Sosyalist Ekim Devrimi’nin“ yıldönümü, bir zamanlar Sovyetler Birliği’nde en önemli bayramdı. 1 Mayıs’tan ve hatta Zafer Günü 9 Mayıs’tan da önce geliyordu. Geçitler, korolar, havai fişekler… Devrimin 100’üncü yıldönümündeyse bayram havasına girildiği pek söylenemez. Birçok ülkede „yüzyılın olayı“ ile ilgili sergiler ve konferanslar düzenleniyorken, devrimin gerçekleştiği Rusya’da ise daha ziyade konuyla ilgili ilgisizlik ve bilgisizlik hakim. Devrim gerçekleşirken Sankt Petersburg’daki Saray Meydanı’nda bulunan Kışlık Sarayı’na düzenlenen saldırıyı yeniden canlandırma fikri reddedildi.

Büyük şairimiz Nazım Hikmet Ran Ekim Devrimini değerlendirirken şu anlamı yüklemişti. “Ekim Devrimi ve edebiyat hakkında bir makale yazmalıyım. Ancak o anda edebiyata ve Ekim Devrimi’nin edebiyata etkisine dair akıl yürütmek, yerini daha da az önemli olmayan başka bir şeye bıraktı. Eğer dünyanın bütün ülkelerinin gençleri barış ve kardeşlik festivalleri düzenleme imkânı buluyorsa ve eğer bu festivaller Varşova’da yapılabiliyorsa, eğer gençler bu tür kutlamaları oldukça ağır ve yıkıcı savaştan on sene sonra düzenleyebiliyorlarsa, bütün bunları yalnız Ekim Devrimi’ne borçluyuz.

Ekim Devrimi, bütün ırk ve ülkelerin halkları arasındaki gerçek ve içten dostluğun koşullarını yarattı. Bu dostluk şimdi gözle görülebilir ve elle hissedilebilir. Bu düşüncelere Pekin’de Çin’in kurtuluş bayramında da kapılmıştım. Aynı düşüncelere Türkiye’de gençlerin gösterisine katıldığım Ankara’daki Cumhuriyet Bayramı’nda da kapılmıştım. Bütün halklar, kendi milli bayram günlerinde aynı düşünceyi paylaşıyorlar.”

“TÜRKÇE SONSUZA DEK YAŞAYACAK”

Nâzım Hikmet, yazısında Ekim Devrimi’nin kendi üzerindeki etkilerine de kısaca değinir:
“Kendi halkını gerçek anlamda sevmeyi, dünya halklarının dostluğuna ve kardeşliğine gerçek anlamda inanmayı Ekim Devrimi bana öğretti. Benim tarafımdan yazılmış her satır, buna şahittir. Ekim Devrimi’nin Türk edebiyatına etkisi, o günden beri devam ediyor ve Türkçe konuşulduğu sürece de asla kesilmeyecek. İnanıyorum ki, Türk dili dünyanın bütün dilleri gibi sonsuza dek yaşayacak.”

“SOSYALİST GERÇEKÇİLİK HER TÜRLÜ ŞABLONA YABANCIDIR”

Nâzım, daha sonra Ekim Devrimi’nin edebiyata etkisi ve sosyalist gerçekçilik konularındaki fikirlerini okurlarla paylaşır:
“Ekim Devrimi, edebiyatın tıp kadar insanlara gerekli olduğu ve insanın yazara doktor kadar ihtiyaç duyduğu, yazarın insanlar karşısında doktordan daha az sorumluluk taşımadığı meselesini dünyanın önünde koymuştur. Bu gerçek, Sovyetler Birliği’nde tamamen kanıtlanmıştır. Ekim Devrimi, her ülkenin edebiyatını bir taraftan edebiyat gelenekleriyle, diğer yandan da diğer ülkelerin edebiyatlarıyla sıkı sıkıya bağlamıştır. O, karşılıklı bağları inanılmaz düzeyde güçlendirmiş ve genişletmiştir.

Dünyayı değiştiren devrim: Ekim Devrimini hatırlayalım

Çarlık Rusyası’nın yıkılıp Sovyetler Birliği’nin kurulması ile sonuçlanan 1917 Ekim Devrimi 100 yaşında.

20’inci yüzyılın başında büyük devletler arasında yerini almış olan Rusya dışarıdan bakıldığında zamanının en güçlü imparatorluklarından biriydi. Ülkenin başında Çar II. Nikolay bulunuyordu.

Ancak ülke, kendi içinde kaynıyordu. Yaşanan ekonomik sıkıntılar, büyük bir köylü nüfusun akın ettiği şehirlerde yaşanan sefalet ve Çar’ın otoriter yönetimi, hoşnutsuzlukların her geçen gün artmasına neden oluyordu. Devrim kıvılcımı ilk olarak 1905’te tutuştu.

22 Ocak 1905’te papaz Gapon’un örgütlediği yaklaşık 200 bin insan, yaşadıkları sıkıntıları ‘Çar Baba’larına aktarmak için, Kışlık Saray’a doğru yürüyüşe geçti. Ancak bu barışcı yürüyüş askerlerin halkın üzerine ateş açması ile bir katliama dönüştü.

Tarihte ‘Kanlı Pazar’ olarak geçen ve yaklaşık 500 kişinin öldüğü bu olay, Rus Halkı ile Çar’ın son manevi bağının da ortadan kalktığı, bu nedenle de Sovyet Devrimi’nin ilk temellerinin atıldığı döenüm noktası olarak kabul ediliyor. daha sonra bu olaylara 1905 Devrimi dendi.

1905 Devrimi sonrasında artan huzursuzluk, yaşanan gösteriler ve grevlerle kendini gösterse de 1914’de başlayan Birinci Dünya Savaşı’nın ilk günlerinde yaşanan milliyetçi dalga devrim rüzgarlarını bir süre kesti.

Ancak savaşın başlaması ile birlikte cephede alınan yenilgiler, milliyetçi rüzgarın çabuk dinmesine neden oldu. Savaşla birlikte artan sefalet ve açlık her geçen gün Rus şehirlerini daha çok pençesine almaya başlar.

1917 Ekim Devrimi’nin ilk kıvılcımını 23 Şubat’ta Putilov işçileri yaktı. Dünya Kadınlar Günü’yle de birleştirilen grev dalgasında onbinlerce işçi ve kadın başkentin merkezine aktı.

İş ve ekmek talepleri kısa süre içinde ‘Kahrolsun Çar’ sloganlarına dönüştü.

27 Şubat’ta askerlerin de ayaklanması ile büyüyen devrim dalgası tüm ülkeyi sardı. Dört gün içinde Çar tahttan çekildi. Tarihte ‚Şubat Devrimi‘ olarak adlandırılan bu olaylar sırasında 1315 kişi hayatını kaybetti.

Şubat Devrimi sonucunda ikili bir yapı oluştu. Bir tarafta Çarlık Rusyası’nın yasama meclisi olan ve burjuvaların ağırlıkta olduğu Duma Komitesi, bir tarafta da işçi sınıfının yoğunlukta olduğu Sovyetler.

İlk dönemlerde iktidar ağırlıklı olarak Duma’nın kontrolündeydi. Kurulan Liberal Hükümet, sosyalistlerin taleplerinin aksine Birinci Dünya Savaşı’na devam edilmesi kararı aldı.

Nisan ve Mayıs ayları içinde sosyalistler güçlerini arttırdı. Sürgünde olan Lenin Nisan ayında Rusya’ya döndü.

Liberal hükümet eliyle cephede savaş devam ederken, Lenin önderliğindeki Bolşevikler de Soyvet komiteleri içinde güçlerini arttırır.

Temmuz ayında, Bolşevikler’in en güçlü olduğu yerlerden biri olan 1. Topçu Birliği’nin cepheye gönderilmeye kalkınması ile yeni bir ayaklanma dalgası ülkeyi sardı.

Hükümet sıkıyönetim ilan edip Bolşevikleri tutukladı. Lenin’i Alman ajanlığı ve ihanet ile suçlar. Lenin Finlandiya’ya kaçtı ve buradaki sürgün günlerinde ‚Devlet ve devrimi‘ yazdı.

Temmuz ayındaki ayakalanmayı hükümet bastırmayı başarmış olsa da Bolşevikler güç kazanmaya devam etttiler.

Sonunda 24 Ekim 1917 gecesi (Jülyen takvime göre 24 Ekim, Miladi takvime göre 6 Kasım) Geçici hükümetin karargahı olan Kışlık Saray kuşatıldı. 25 Ekim sabahı Geçici Hükümet’in Başbakanı Kerenski saraydan bir sırp subayı kılığıyla kaçtı.

26 Ekim (8 Kasım) gecesi kadınlardan oluşan bir birlik dışında artık neredeyse terk edilmiş Kışlık Saray birkaç yüz kişilik bir birlik tarafından ele geçirildi.Artık Lenin’in “Bütün İktidar Sovyetler’e” sloganıyla özetlediği Ekim Devrimi gerçekleşmiştir.

Geçici Hükümet’in üyeleri tutuklandı. 8 Kasım’da toplanan İkinci Rusya Sovyetler Kongresi’nde, Lenin „Halk Komiserleri Konsey Başkanı“ (hükümet başkanı) seçildi.

Ekim Devrimi sonrasında yeni rejimin ilk icraatlarından biri, Birinci Dünya Savaşı’ndan çekilmek oldu. 3 Mart 1918’de imzalanan Brest-Litovsk anlaşması ile Sovyet Rusya savaştan çekildi.

16 Temmuz’u 17 Temmuz’a bağlayan gece Çar Ailesi hapsedildikleri evin bodrum katında öldürüldüler. İdam kararının yeni kurulan merkezi hükümet tarafından mı yoksa yerel Sovyetler tarafından mı alındığı tem olarak netlik kazanmadı.

Dünya Savaşı’nı bitirse de Sovyet yönetimini yeni bir savaş bekliyordu. Sovyet Hükümeti tarafından kurulan ve başına Troçki’nin getirildiği Kızıl Ordu ile eski rejim taraftarlarının oluşturduğu ve İngiltere, Fransa gibi ülkelerden destek alan Beyaz Ordu arasında yaşanan İç Savaş 1919’dan 1920’ye dek sürdü.

İç Savaş’ın Kızıl Ordu tarafından kazanılmasından sonra yeni rejim ülke içinde tam denetimi sağladı ve 20’inci yüzyıla damgasını vuracak Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin inşa çalışmalarına başladı.