Saadet Demir Yalçın

Küçük kız, annesinin diktiği bez bebeğiyle oynuyordu daha iki yıl öncesine kadar… Evlerinin bahçesinde arkadaşlarıyla oyuna daldığında dünyayı unutuyor, hayalini kurduğu meslekleri doktorculuk, öğretmencilik oynayarak yaşatıyordu çocuk dünyasında… Çocuk olmanın getirdiği sınırsız umut ve mutlulukla doluydu. Sonrasında, oyun dünyasından çekilip alındığını, kendisinden yaşça çok büyük bir adama “eş” olarak sunulduğunu, çok geçmeden oynadığı bez bebeğin yerini gerçek bebeğinin aldığını bir film şeridi gibi gözlerinin önünden geçirdi. Çocukluğunu yaşayamadan sırtına binen “evlilik ve anne olma” sorumluluğu küçücük bedenine çok ağır geliyor, eziyordu yavaş yavaş… Ve bu yükü daha ne kadar çekeceğini de kestiremiyordu, çünkü o halâ bir çocuktu!

Sadece ülkemizde değil, dünyanın pek çok ülkesinde önemli bir dramın başrol oyuncuları çocuk gelinler… Evliliğe adım attıkları ilk günden itibaren neredeyse tüm insani haklarından, sosyal yaşamlarından vazgeçirilmek zorunda bırakılıyorlar. En başta eğitim hakları ellerinden alınıyor. Daha dünyayı tanımadan önlerine üstesinden gelmeleri gereken kocaman bir dünya getiriliyor. O dünyanın içinde günlük koşturmaca, büyük sorumluluklar, aile geçindirme, neredeyse her şeyin üstesinden gelme mecburiyeti, çocukluktan çıkamadan çocuk doğurup anne olma (ki pek çok çocuk gelin doğum sırasında yaşamını kaybetmektedir), o çocuğu büyütmeye çalışma, büyüklerine hizmet etme gibi bir sürü yük bulunuyor.

Büyüklerin bile üstesinden gelmekte zorlandığı evliliği çocuk gelinlerin sürdürmesi, başa çıkması ne kadar kabul edilebilir? Çocuk gelinler, adeta çocuklarıyla birlikte büyümekteler… Ailelerinden almaya bile fırsatları olamamış ahlakı, terbiyeyi, eğitimi, görgüyü, adabı çocuklarına nasıl verebilir bu küçük anneler? Barış Manço’nun Bal Sultan şarkısında da değindiği gibi: “Çocukluk nedir bilmeyen nasıl çocuk baksın ki?”

Bir ülkenin kalkınması, medeni olarak addedilmesi, bilinçli bireylerin yetişmesiyle de
doğrudan ilgilidir. Bilinçli bireylerin yetiştirilmesi de toplumun en küçük yapıtaşı aileden başlıyor. Bu nedenle bir toplumda sağlıklı aileler, bilinçli anne ve babalar ne
kadar çoğunluktaysa gelecek nesillerin sağlıklı olması da o derecede mümkün görünüyor.
Kız çocuklarının eğitim haklarını ellerinden almayın, geleceklerini çalmayın, ekonomik özgürlüklerini ellerine almalarına izin verin, yetişkin bir birey olduklarında anne ve eş olma tercihini kendilerine bırakın efendiler! Kızlarımız, kadınlarımız küçük yaşlarda yaşamın acımasız çarkları arasında değil evlerinizin, sofralarınızın, yaşamınızın baş tacı olsun!..