Son günlerde hafızalarımızı iyiden iyiye zorlayan olayları görmeye devam ediyoruz. Bu nasıl bir cinnet? Halk olarak nereye gidiyoruz? Bunun nedenleri nedir? Daha onlarca soru sorabiliriz.

İstanbul Ataşehir’de bir baba  parkta tartıştığı oğlunu tabancayla yaraladı. Hastaneye kaldırılan oğul, hayatını kaybederken baba, oturduğu bankta polislerin gelmesini bekledi!

Olay saat 15.00 sıralarında Örnek Mahallesi Yunus Emre Caddesi üzerinde bulunan bir parkta meydana geldi. İddiaya göre baba S.K (69) ile oğlu U.K (40) parkta oturduğu sırada henüz bilinmeyen bir sebeple tartışmaya başladı. Ardından baba S.K, yanında bulunan tabancayla oğluna ateş etti. Ağır yaralanan U.K, olay yerine gelen ambulansla hastaneye kaldırıldı. Baba S.K ise durumu polis ekiplerine haber verdi ve bankta oturarak polislerin gelmesini bekledi. Kısa sürede olay yerine gelen ekipler, baba S.K’yı gözaltına aldı. Baba, polis tarafından Ataşehir İlçe Emniyet Müdürlüğü Asayiş Büro Amirliği’ne götürüldü. Olay yeri inceleme ekipleri ise parkta inceleme yaptı.

Elbette her ülkede, hırsızlık, soygun, tecavüz, cinayet olayları şu veya bu düzeyde var.

Ne var ki ülkemizin, özellikle son yıllarda en çok suç işlenen ülkelerin başında gelmesi, ön sıralarda yer alması, ürpertici ve düşündürücü boyuttadır.

Özellikle son birkaç yıl içinde cinayet ve cinnet olaylarının, olağanüstü artışının toplumsal, psikolojik, ekonomik, politik… boyutları vardır. Hiçbir sosyal olayı bu temellerden soyut düşünemeyiz. Düşünenler sadece kendi çıkarları tehlikeye girenler ve kendini kandırmak isteyenler olacaktır!

Neden böyle vahşi ve cinnet geçiren bir toplum durumuna düştük? Bu toplumsal bunalımın mutlaka bilimsel yanıtları, çözümleri olmalı. Son dönemde infial yaratan, toplum sağlığını derinden yaralayan olayların temelinde neler yattığına ilişkin, bilim insanları, üniversiteler, kurumlar, sorunu araştırıp mutlak bilimsel çözüm önerileri üretmelidir. Konunun temelinde sosyo-ekonomik yapı mı yatıyor? İletişim çağında medyanın yanlış kullanılması mı? Topluma yaşatılan çok yönlü bunalımın getirdiği yozlaşma mı? Uyuşturucu – uyarıcı kullanımına kolay ulaşılıyor olması ve özellikle gençlerde yaygınlaşması mıdır? Ahlak çöküntüsü veya bireysel patolojiler midir? Kuşkusuz bu soruların bilimsel yanıtları olacaktır. Ancak bunun için de adam gibi halkı düşünen bilim insanları olmalı. Biyat etmeyen sadeve halkın çıkarlarını düşünen bilim adamları artık harekete geçmek zorunda.