Çarşıda, pazarda, marketlerde sebze ve meyve fiyatları alıp başını gitmişken herkesin ortak yakınma noktası oldu yine hayat pahalılığı, zamlar, durmadan artan fiyatlar, mutfak masraflarının tavan yapması… Zamlara pek çok kılıf bulunabilirdi elbet, parası olan alır, bütçesi yetmeyen uzaktan şöyle bir bakıp iç geçirerek torbası, filesi boş eve dönerdi her zaman olduğu gibi.

Tezgahtaki sebzelerin fiyatı birdenbire arttı geçtiğimiz günlerde. Bunun en büyük nedeni en başta olumsuz hava koşullarıydı kuşkusuz. Geçen hafta sonu memleketime doğru yolculuk yaparken trenin penceresinden gördüğüm manzara gerçekten endişe vericiydi, üzücüydü. Tarlalar, bahçeler, bağlar şiddetli ve günlerdir süren yağışlar nedeniyle su altındaydı, meyve bahçelerinin, asmaların arasına şehirlerin çöpü, pisliği birikmiş, zemin mille, çamurla kaplı, içine girilmesi neredeyse imkansız bir haldeydi… Pek çok sebzeyi de soğuk vurmuş, dalında kavrulmuştu üstelik. Çiftçiler bu durumdaki bağlarına, bahçelerine giremiyor, suyun, çamurun çekilmesini bekliyorlardı. Hali hazırdaki ürünlerin büyük bir kısmı da heba olmuştu dalında. Sağlam kalabilenleri toplamak için ortam elverişli değildi. Tüm bu olumsuz koşulların üzerine yeni yağışlar, seller, soğuklar ekleniyor / eklenecek… Meyve ve sebze fiyatlarının uzun süre daha düşmeyeceğini söylemek hiç de zor değil. Çünkü gidişat bu yönde.

Zamların yanı sıra bu sebze ve meyveler için hijyen sorununu da es geçmemek gerekiyor. Çünkü selle beraber çöpler, kanalizasyon suları doğrudan tarladaki ürünle temas ediyor. Sonraki günler için de bu risk ve etkileri devam edecek mutlaka… Şehirlerin tüm pisliği, çöpü tarladaki toprağa nüfuz etti, ürünlerin üzerine mikrobunu, hastalığını bıraktı. Bu noktadan sonra aldığımız sebze ve meyvelerin iyice yıkanması, temizlenmesi ciddi bir önem taşıyor. Boşvermemeli, mümkün olduğunca hijyene önem gösterilmeli. Çocuklarımıza hijyen alışkanlığını kazandırmalı, örnek olunmalı. Yıkamadan, temizlemeden sebze ve meyve yememeleri gerektiğini her fırsatta hatırlatmalı, gerektiğinde uygulamalı göstermeli.

Yaşam gün geçtikçe zorlaşıyor, şartlar ağırlaşıyor. Teknoloji ilerledikçe pek çok değer de tarihe karışıyor maalesef. Oysa hem teknoloji ilerlese, modern yaşamın gerekleri içinde günlük ihtiyaçlarımız için her türlü kolaylığa sahip olurken atalarımızdan kalan bazı değerlere de sahip çıkmayı göz ardı etmesek keşke… Onların tecrübeleri başucumuzda dursa her an. Eskiden teknoloji bu kadar gelişmemişken, modern yaşam denen bir kavram dünyayı kasıp kavurmamışken hastalıklar bu kadar çeşitli değilmiş, pek çok gıda doğal yollardan elde edilirken yaşam süreleri daha uzunmuş… Günümüze baktığımızda modern tıp gelişirken hastalıklar da artmış, tedavi yolları pek çok hastalık için sonuç vermemiş. Yaşam süreleri bariz şekilde azalmış. Genç ve yaşlı demeden ölüm oranları artarken, genetik hastalıklar başı çekmiş. Bunda en büyük etken içeriği bilinmeyen, katkı maddeli hazır gıdalar, hijyen konusunda şaibeli yiyecekler, hormonlu, genetiği değiştirilmiş ürünler, ucuz marketlerin sunduğu binbir çeşit yiyecek içecek bolluğu…
Dedelerimizin, ninelelerimizin günlük olarak tükettiği gıdalar günümüzde organik, doğal, katkısız ibareleriyle özel bir şekilde satışa sunuluyor, fiyatı da oldukça yüksek olduğu için pek çok kesimin satınalması neredeyse imkansız hale geliyor, bütçesine uygun zincir maketlere yönelerek içeriği bilinmeyen yiyecek ve içecekleri tüketiyor. Sonuç olarak artan ve iyileşmeyen hastalıklar, sağlıksız nesiller, kısalan ömürler acı bilançoyu oluşturuyor…

Geçmiş ve geleceği iyi harmanlayıp yaşamı daha iyi koşullarda sürdürmek elimizde, yeter ki hangi pencereden bakacağımızı iyi bilelim….