Yurdagül Kılınç

Oyun bağımlıları: Oyunu Her Zaman Kaybedenler

Almanya’daki kumar salonlarında bütün parasını kaybeden Dostojewski “Lütfen kumarı bırak” diyen kardeşine, kaybettiği bütün paraları kazanacağı bir sistem geliştirdiğini söyler ve oynamaya devam eder. Büyük yazar Dostojewski kumar tutkusunu “Kumarbaz” ismini verdiği bir romanında dile getirdi.

Kâr ve zararın tamamen şansa bağlı olduğu, vakit geçirme, eğlenme amaçlı bir oyun olan kumar bilindiği gibi Almanya’da yaşayan yabancı kökenli gençlerin en büyük sorunu. Bu sorunun büyük bir tehlike yaratmasının en önemli sebebi ise kumar bağımlılığının çoğu insan tarafından tehlikeli bir hastalık olarak görülmemesi.

Kumar bağımlılığı her ülkede farklı oranda hastalık derecesine geliyor. Bu Norveç’te her beşyüz kişiden birinde rastlanırken Hong Kong’da her yirmi kişiden birinde görülen bir hastalık. Almanya’da tahminen 300 000 kişi kumar bağımlısı. Sadece her on kişiden biri hastalığını kabul ediyor ve tedaviye başvuruyor.

Ardından binbir kötülük gelen, tehlikeleri hafife alınan bir oyun:

Kumar oynayan kişilerin büyük bir çoğunluğu, tıpkı Dostojewski gibi, oyun bağımlılığını kendisini uçuruma sürükleyen bir hastalık olarak görmüyor. Her kaybettiğinde kaybettiklerini fazlasıyla geri almak umuduyla yeniden oynuyor. Kazandığı üç beş kuruşu artırmak için hepsini kaybedene kadar oynuyor. Bir şeytan üçgeninde bütün parasını kaybediyor, arkadaşlarına yalan söyleyip onlardan borç alıyor, eşyalarını satıp sokağa düşüyor.

Her seferinde oyun baştan başlıyor: Biraz kazanıyor, kazancını artırmak için oynamaya devam ediyor, elindekileri kaybediyor, kaybettiklerini geri kazanmak için bir yerlerden para bulup yeniden oynuyor. Kumar oynayanların büyük bir çoğunluğu zamanla alkol almaya başlıyor, uyuştucu kullanıyor.

Kumarbaz parasız kalmaktan, arkadaşlarına yalan söylemekten, borçlanmaktan dolayı utanç duyarken oyun salonunda, otomatın karşısına geçince mutlu oluyor. Problemli olduğuna inanmıyor, çünkü bir gün, az sonra, bir dahaki oyunda kaybettiği bütün paraları geri kazanacağını sanıyor. Ve böylelikle kumar batağında kendini kurtarmak için kumar oynadıkça gitgide dibe batıyor. Bağımlı yavaş yavaş ruhsal ve ekonomik çöküntüye uğruyor: Sevdiklerini kaybediyor,borçları artıyor, psikolojik sorunları çoğalıyor, kendisine yabancılaşıyor ve bu aşamada dahi tek çözümü kumarda büyük paralar kazanmakta görüyor.

Sen kaybederken kimler kazanıyor?

Oyun bağımlıları her şeyini kaybediyor ve kendisi kaybederken kazanan tarafın oyun otomatlarının sahiplerinin olduğunu düşünmüyor, bunun bir tuzak olduğunu kavrayamıyor. İnsanların oyun bağımlılıklarından tahmin edemeyeceğimiz kadar çok para kazanılıyor. Devlet oyun otomatlarını işleten kurumlardan oldukça yüklü vergi alıyor. Devlet ve kuruluşlar insanların zayıflıklarından yasal bir şekilde kâr ediyor. Oyun sektöründen para kazananlardan yasalar sadece oyun oynayanların sorumluluk bilinciyle oynamalarının sağlamasını istiyor. Oysa hepimiz biliyoruz ki sorumluluk bilinci olan insan para karşılığı oyun oynamaz.

İnsan beyni ödül istiyor

Gerek otomat gerekse bilgisayar oyunları üretiminde insan beyninin özelliklerinden faydalanılıyor. Yaklaşık 1300 gramlık bir gri madde olan insan beyninde milyarlarca sinir hücresi var. Ödül eksikliği sendromu denilen bağımlılık, insan beyninin dürtüsel bir özelliği olan ödül arayışı sonucunda oluşan bir hastalık. Beynin ödül ihtiyacı oyunda kısmen karşılanıyor ve ara sıra da olsa ödüllendirilen beyin yeniden ödüllendirilmek istiyor. Ödül eksikliği ve oyunda kısmen hissedilen ödül bağımlılık haline geliyor.
Kimler bu bağımlılar?

Oyun bağımlılarının çocukluklarında psikolojik ya da fizyolojik şiddete maruz kalmış olabilmeleri bağımlılık için uygun bir ortam olarak görülürken, özellikle de Avrupa’da yaşayan yabancı uyruklu gençlerde otomat bağımlılığının arkasında sosyal faktörler görülüyor.

Yalnızlık, içe kapanıklık, dışlanma otomat bağımlılığına yol açıyor. Arkadaş bulamayan, sevgi görmeyen insan, beynindeki ödül eksikliğini bağımlılıkla karşılamaya daha yatkın oluyor. Bağımlıların kendine güven sorunu yaşadıkları, gerçeklerle yüzyüze gelmekten kaçındıkları, duygusal olarak sorunlu oldukları bilinen gerçeklerden. Psikologlar oyun bağımlılarını, aşağılık duygusunu çok para kazanarak yenmeye çalışan zayıf karekterli insanlar olarak tanımlıyorlar. Aşağılık duygusu ve karekter zayıflığı gibi sorunlar ise çocuklukta yaşanılan şiddetin, sevgisizliğin, ilgisizliğin ya da aşırı sevginin, aşırı kollamanın ve sınırsızlığın, kısacası yanlış eğitimin ürünleri.

Oyun deyip geçmeyin

Sadece oyun otomatları ya da kumar değil, bilgisayar oyunları ve internet kullanımı da çocuklarımızı ve gençlerimizi olumsuz yönde etkiliyor. Odasında olması dışarıda olmasından iyidir diye çocuklarımızı internet denilen canavarla başbaşa bırakmamız büyük bir sorumsuzluk. Dışarıdan gelebilecek tehlikelerden daha büyük tehlikeler çocuklarımızı odalarında bilgisayarın başında, içinde otomat bulunan dönercilerde, belki de dışlandığı ve içine kapandığı okulunda bekliyor. Çocuklarımızı ve gençlerimizi bu gibi gizli tehlikelerden korumayı bilmeliyiz. Çocuklarımızın davranışlarını dikkate almalı, internet kullanımı, kumar bağımlılığı ve genel olarak bağımlılık konularının üzerinde açıkça konuşmalıyız. Çocuklar bu gibi konuşmaları rahatsız edici bulsalar da onların bizim korumamıza ihtiyaçlarının olduğunu unutmamalıyız. Çocuklar mantıklı olan kuralları ve yasaklamaları hiçbir zaman yadırgamazlar, tabii ki bu en baştan beri belirgin bir eğitim yöntemi olarak uygulanıyorsa. Aksine önemsendiklerini, sevildiklerini, korunduklarını ve kurallara uydukları için ödüllendirildiklerini görürler ve oyunla ödüllendirilmek gibi bir kısır döngüye hiçbir zaman kapılmazlar.

Eğitim ve öğretim görevlisi, yazar. Paedagoji, Germanistik, Felsefe okudu, Gymnasiumda Abitur sınavına hazırlık sınıflarında Pedagoji ve Psikoloji dersi veriyor.