Resmi adı; Hayata Dönüş Operasyonu. Gerçek adı ise; 19 Aralık 2000 Cezaevi Katliamı!!!

20 Ekim 2000 tarihinde 48 cezaevinde 284 tutuklu ölüm orucuna, 1249 tutuklu açlık grevine başladı. Amaç; “terörle mücadele yasası”nın kaldırılması ve F Tipi cezaevlerinin yapımının durdurulmasıydı. İşte bende bu hapishanelerden birinde Bayrampaşa ( Sağmalcılar) hapishanesinden sağ çıkanlardan biriyim !!!

19 Aralık’ta devlet, 20 cezaevine eş zamanlı operasyonlar düzenledi. Operasyon için seçilen isim şuydu; “hayata dönüş”. Dönemin Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk, kameralar karşısında şu açıklamayı yapıyordu; “devlet oraya hayat kurtarmak için girmiştir”.10.000 güvenlik gücünden oluşan küçük bir ordu mahkumları “hayata döndürme”ye çalışıyordu. Bombalarla yapıyorlardı bunu, otomatik silahlar ve dozerlerle… Ama pek başarılı olamadılar. 2’si asker, 30’u mahkum toplam 32 kişi hayatını kaybetti. Yüzlerce yaralı ve sakat kalan da cabası… Ayrıca ölen asker Nurettin Kurt’un otopsisi sonucunda, bir askeri silahtan çıkan mermi ile öldüğü ortaya çıktı.

“Envantelimizde kayıtlı olmayan bir silah denedik“

Bayrampaşa Cezaevi’nde operasyon koordinatörü olarak bulunan emekli binbaşı Zeki Bingöl, yazmış olduğu kitapta operasyon sırasında envanterlerinde kayıtlı olmayan yeni bir bomba tipinin kullanıldığını açıkladı. ABD’nin Irak’ta yeni silahlarını denediği gibi, TSK da yeni ölüm aletlerinin ilk pratiğini bu operasyonla yapmış gibi görünüyor. Yine Zeki Bingöl, operasyonun ardından hazırlanan tespit tutanağını tabur komutanı, cezaevi savcısı ve İstanbul cumhuriyet başsavcılarının imzalamaktan kaçındıklarını söylüyor ve buna şöyle bir sebep buluyordu: “belli ki DHKP/C’den korkuyorlardı”.

Yanıcı solvent madde kullanıldı

Adli Tıp raporuna göre, yanarak ölen tutukluların giysilerinde ve ciltlerinde yanıcı solvent maddelerin olduğu belirlenmişti. Bunun yanında aşırı dozda gaz bombası kullanılmasından mütevellit, bazı mahkumlar zehirlenerek can vermişlerdi. Ayrıca koğuşlarda patlamamış çok sayıda göz yaşartıcı bomba ve gaz bombası bulunmuştu ve bu bombaların üzerlerinde şu yazıyordu; “kapalı yerlerde kullanmayın” “bombayı insan ve yanan madde olmayan sahaya fırlat”.

Devlet için “insan” kavramı değişkenlik gösteriyor demek ki..!

Tutulan raporlarda çeşitli delillerin karaltıldığı belirtiliyordu ki, görevlilerin rapor düzenlemek için çeşitli koğuşlara girmelerine izin verilmemişti.

Üstad Hasan Hüseyin Korkmazgil‘in bir şiiri devletin ağzından yazılmış gibi;
bizde kurşun,
bizde ip,
bizde zindan çoktur yiğit.
sen bir garip emekçisin,
dava çalmak neyine…

Başka bir şiiri ise buna cevap gibi;
ekilir ekin geliriz,
ezilir un geliriz,
bir gider bin geliriz,
beni vurmak kurtuluş mu?..