Dünyada 26 ülkeye yayılmış olan ve Türkiye’de şu an sayısı az olsa da ilgilenenlerin gittikçe arttığı ekoköylerde para yerine takas yapılıyor. Su ve elektriğe para ödenmiyor doğadan karşılanıyor, biyoyakıt kullanılıyor. Her evde beyaz eşya yerine ortak çamaşır makinesi ile çamaşırlar yıkanıyor, ulaşım ise bisikletle sağlanıyor. Yeryüzü Derneği’nden Aytaç Tolga Timur’a ekoköylerin çıkış noktasını ve bugünkü durumunu sorduk…

Ekoköy ne demektir, ilk neden kuruldu?

Ekoköylerin kuruluş mantığını anlamak için öncelikle ekoloji ve köy kelimelerini kurcalamak gerekiyor. Ekoloji kelimesi; Yunanca ev manasına gelen oikos ve bilim manasına gelen logos kelimelerinden türetilmiştir. Ekoloji, yaşadığın alanı tanıma, uyum sağlama bir diğer deyişle evinde kendinle ve diğer canlılarla huzur içinde yaşamanın bilimidir. Köy kavramı ise; doğanın içinde yer alan, kentte uzak olduğu için çevre kirliliğinin ve insan kalabalığının yarattığı sorunların uzağında bulunan bu uzaklıktan da olsa kısmı özerkliğe sahip yerleşim birimidir. Her köyün kendine has sosyolojik yapısı vardır. Köylerin olmazsa olması üretimdir. Tüketim merkezlerine uzaklıkları oranında kendilerine yeterler ve de söylemeye gerek var mı insanların bir araya geldiği günden beri varlar yani sürdürülebilirler.

Ekolojik köyler ya da kısaltılmış haliyle (Ecovillage) Ekoköyler, dünyayla ahenk içinde yaşamak için bir araya gelen insanların sanayi ve maddiyatçı kent yaşamının dayatmalarına karşı hayatı inandığı ilkeler ve fikirler doğrultusunda yeni bir biçimde kurmak isteyenlerin doğayla işbirliği yaparak; sürdürülebilir, kolektif, özerk, üretken ve keyifli bir yaşam alanı yaratma isteğidir.

 

Tüm dünyada bir ekoköye yönelme söz konusu… Ekoköyün çıkışı nasıl başladı?

İktidarın baskısından kaçan ya da belirli bir fikir ekseninde bir araya gelip üretici ve sürdürülebilir yaşam alanları kuran dervişlerin dergahlarını, papazların manastırlarını bir tür ekolojik köy girişimi olarak görenler varsa da (Ekovillage) ekolojik köy tanımı ilk olarak 1930’larda İzlanda’da kurulan solheimar eko-köyünde kullanıldı. Ekoköyler asıl ruhunu ise 68 hareketleri esnasında doğru yaşamı yanlış yaşamak isteyenlerin; yılın belirli zamanlarında kentten kaçıp geçici kamplar kuran kelebek çocuklar, çiçek çocuklar, ev işgalleri, kır ve kent komünleri, Ortak konut projeleri gibi alternatif yaşam tasarılarıyla buldu.

Günümüzde dünyada ekoköylerle ilgilenen kişilerin sayısında artış var mı?

Eko-köylerin günümüzdeki durumunu uluslar arası ekoloji ve kültür topluluğu yöneticisi Helena Noberg-Hodge’in sözlerine kulak vererek anlayabiliriz. “Ekoköy hareketi küresel ekonomi bağımlılığına karşı belki de en kapsamlı çözümdür. Tüm dünyada israftan, kirlilikten, rekabetten uzaklaşmak için insanlar ekolojik köy toplulukları kuruyorlar…”

Ekoköy modellerinin etkinlik alanları en geniş ve en tanınmış olan İskoçya’da bulunan Findhorn, Hindistan’da bulunan Auroville gibi ekoköylerin girişimiyle 1995 yılında kendini küresel ekoköyler konfederasyonu olarak tanımlayan ve yeni ekoköy girişimlerine destek veren GEN (Global Ecovillage Network) kuruldu. GEN kendi içinde ENA (kuzey ve Güney Amerika ekoköyler ağı) GENOA (Asya ve Okyanusya ekoköyler ağı) ve GEN Avrupa(Avrupa, Afrika ve Ortadoğu ekoköyler ağı). Bugün yaşadığımız coğrafyanın da dahil olduğu GEN Avrupa ekoköyler ağı içinde Almanya’dan İngiltere’ye, Mısır’dan Senagal’e 26 ülkeden yetmiş yerleşim ağı olan GEN Avrupa ekoköy hikayelerini yedi ayrı dilde basın yayın ve internet yoluyla 200.000 kişiye ulaştırmaktadır.

Dünyadaki ünlü ekoköyler

Sieben Linden, Almanya

1986 yılında kuruldu. Saman evlerden oluşan ve elektrik enerjisini güneş panellerinden, ısınmasını ise kendi yetiştirdikleri ağaçlardan sağlayan köyde 100 kişi yaşıyor ve sebze-meyve ihtiyaçlarının yüzde 75’ini kendileri üretiyor.

Findhorn Ekoköyü, İskoçya

En eski ekoköylerden biri. Findhorn’da 450 kişi komünal yaşam sürüyor. Her yıl 4 bin kişinin ziyaret ettiği köyde bilgisayar firması, dizayn ve ses stüdyosu, kitapçı, çömlek yapım atölyesi, eczane, dokuma atölyesi ve Rudolf Steiner Okulu da var. Köydeki kurslarda kişisel ve spiritüel gelişme, ekolojik yaşam biçimi, sanat, sağlık, iyileşme konularında eğitim veriliyor.

Auroville, Hindistan

Mısırlı bir anne ile Türkiyeli bir babanın kızı Mirra Alfassa’nın eseri. Nüfusu 2 bin 200 kişi. Auroville’de Gandhi’nin ilkeleri olan kendine yeterlik, merkezileşmeme ve spiritüel arayış önemli bir yer tutuyor.

Ulaşımda bisiklet, ısınmada biyoyakıt

Dünyaca ünlü ekolojik köylerden, Hindistan’daki Auroville’de bir süre kalan ekolojist, avukat Gonca Yılmaz, ekoköylere ait gözlemlerini şöyle anlatıyor:
Ekoköylerde, genel olarak birey ve bireyin mutluluğu, topluluğun huzurunun ve refahının gerisine bastırılmama anlayışı hâkim. Kimse istemediği işi yapmak zorunda kalmaz, her birey kendi yeteneklerine, tercihlerine uygun işlerle uğraşır.

* Paraya ve paranın güç ve iktidarın sözde taşıyıcısı olmasına karşı da duruş sergilendiğinden bazılarında alternatif olarak topluluğa özel ‘değişim aracı’ kullanılmaktadır. Örneğin Hindistan’daki, dünyanın en büyük ekolojik köylerinden Auroville’de ikamet edenlere çalışmaları karşılığında para yerine, doğal ihtiyaçlarını karşılayacak miktarda kart verilir.

* Ekolojik bina yapımında kimyasal cilalar, alüminyum, formaldehit içeren yapı malzemeleri, sentetik boyalar kullanılmaz. Saman evler kullanılır.

* Su için para ödenmez. Gökyüzünden yağmur yoluyla inen suyun köye yetecek kadarı su toplama havuzlarında toplanır, doğal filtreleme yöntemleriyle içme suyu olarak köylülere sunulur. Suyun kalanına, insanların yaşam alanlarını paylaştıkları diğer canlıların yaşadığı doğaya, derelere, yer altı sularına, vadilere can vermesi için dokunulmaz.

* Dereler ve vadiler elektrik üretimi pahasına yok edilmez. Yazın klima etkisi yapan taş, tuğla, kil ve benzeri akılcı ve doğal malzemeler ile yapılan yaşam alanları, soğutma alanları ve ortak mekânlar serin mi serin olurken, kışın da aynı malzeme ısınma için çok büyük miktarlarda enerji harcanmasına gerek olmadan mekânların ısınmasını sağlar.

* Aydınlatma ve diğer geçici elektrik ihtiyacı için gereken az miktarda enerji bioyakıttan (organik atıkların enerjiye dönüştürülmesi sistemi) ve güneş panellerinden, rüzgâr türbinlerinden elde edilir. Aydınlatmanın büyük bölümü, güneş pilli aydınlatıcılardan ve doğal malzemelerin ışık veren özelliklerinin kullanılması yoluyla da sağlanıldığı ekoköyler oldukça fazladır.

* Kimi ekoköylerde okul binası dahi yoktur. Eğitimin dört duvar arasında, ders saatlerine bölünmüş, tek tip kıyafetli ‘öğrenci işçilerden’ oluşan, başlarında daha yüksek rütbeli birilerinin verdiği programı öğrencilerin beynine kazımakla yükümlü bir ‘eğiticinin’ olduğu, zil seslerinin militarist ezgiyle kimin ne yapması gerektiğini belirlediği bir düzende yürümesi gerektiğine inanılmaz. Alternatif eğitim modelleri geliştirilmiştir. Eğitimin hayat boyu sürdüğü anlayışı esas alınır, kimse öğrenmek istemediği bilgileri almak zorunda değildir, doğadan ve doğadan öğrenme esası benimsenir.

* Ekoköylerde tek kullanımlık malzeme olmaz, atık yoktur. Ya atık çıkarmayan malzeme kullanılır veya çıkan atıklar değerlendirilir. Çürümüş yapraklar, yemek yaparken çıkan organik atıklar, yumurta kabukları vs. çöpe gitmez, gübre olarak kullanılmak üzere muhafaza edilirler. Organik atık fazlaysa bioyakıt elde edilir. Bazı ekoköylerde merkezi bir çamaşır-bulaşık makinesi bulunur. Doğaya zararlı deterjan gibi temizlik maddeleri yerine bunların organik eşlenikleri kullanılır.
* Ulaşımda bisiklet esastır. Uzak mesafeler için kimileri toplu taşım servisleri kullanırken bazıları tek veya iki araba alarak topluluğun koordineli şekilde ulaşımını sağlar.

* Zararlı kimyasallar içeren ve yan etkiye neden olma ihtimali yüksek endüstriyel ilaçlar zorda kalınmadıkça kullanılmaz. Doğal şifa ürünleri yetiştirilir.