Mahir Çayan, Türkiye devrim tarihinin en önemli teorisi ve pıratiğiyle öne çıkan önderlerinden birisidir. 1960’lı yıllarda, henüz üniversiteye yeni başladığı yıllarda atıldığı mücadelesi, 26 yaşındayken Tokat’a bağlı Kızıldere köyünde uğradığı jandarma baskınıyla sona ermiştir.

Kısa süren hayatı, onun Türkiye tarihi içerisinde yadsınamaz bir yer edinmesine engel olmadı. Çayan ölümüne dek oluşturduğu devrimci teorileriyle ve ortaya koyduğu devrimci pratikle, milyonlarca yoksulun ve emekçinin hayatında silinmez bir iz bırakmayı başarmıştı. Bugün onlarca legal-illegal parti, örgüt ya da politik çevre onun tezlerini doğrudan ya da yorumlayarak kendisine mal etmekte, onun mirasına sahip çıktıgını idda etmektedir.

Çayan’ı bu kadar sevilen bir ‘doğal önder’ konumuna getiren şey nedir? İhtimal ki bu sorunun yanıtı, Çayan’ı yazılarında yoğun biçimde ortaya koyduğu “başka bir dünyaya” duyduğu sarılmaz inanç ve tutkusudur. Kendisini toplumun en alt kesimiyle özdeşleştirmeyi başarmış bir önderdir Çayan. Açlığı, yoksulluğu ve baskıyı tavizsiz bir kararlılıkla mahkum etmiş, “güzel günler görmenin” hayalini milyonlarca ezilenin meselesi haline getirmeyi başarmıştır. Çayan özgürce ve insanca yaşama kavgasının, yaşam sevincinin en önde giden neferlerinden birisi olmuştur.

Mahir ve Kıyıldere’ye giden yol

22 Mayıs 1971 ‘ de İsrail Başkonsolosu Ephraim Elrom’un kaçırılıp öldürülmesi olayına karışır.1 Haziran 1971’de kaldıkları evden kaçarken polisle girdikleri çatışmada Hüseyin Cevahir öldürülür, Mahir Çayan yaralı olarak ele geçirilir. Daha sonra arkadaşlarıyla birlikte Kartal Maltepe Askeri Cezaevi’nden kaçan Mahir Çayan bir süre İstanbul’da saklanır. Ocak 1972’de THKO ile ortak eylem kararı alarak arkadaşları ile birlikte Fatsa’ya geçer. Mart 1972’de Ünye radar istasyonunda çalışan 3 ingiltereli teknisyeni kaçırır ve karşılığında THKO (Türkiye Halkın Kurtuluş Ordusu) önderleri Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın serbest bırakılmasını ister. Niksar’ın Kızıldere köyünde jandarmayla girdikleri çatışmada teslim olun çagrısına karşın “Biz buraya dönmeye değil ölmeye geldik“ der ve dava arkadaşları ile beraber öldürülürler.  Çatışmadan sadece Ertuğrul Kürkçü saklandığı için sağ çıkar. O tarihten günümüze Milyonlarca Mahir, Deniz, Yusuf, Hüseyin, Ulas dolaşır yer yüzünde.