Şevket Dalboy

Değerli Welt Heimat okurları, kiminiz kaleme aldığım isimleri daha önce belki de hiç duymadınız. Hayat denen kavgadaki yerlerini bilmiyorsunuz. Onların ailelerini, çocuklarını, eşlerini, kardeşlerini, arkadaşlarını tanımıyorsunuz. Kendinizi onların yerine bu nedenle koyamıyorsunuz. O halde gelin unutmayacağımız, unutturmayacağımız canlarımızı hep birlikte bir daha hatırlayalım. Sonra da kendimizi onların yerine koyalım:

Mehmet Kaymakçı, 24 Temmuz 1985 tarihinde Hamburg’da ‚Skinheads‘ olarak bilinen ‚Dazlaklar‘, yani neonaziler tarafından başı beton parçalarıyla ezilerek katledildi. BAŞI BETON PARÇALARIYLA EZİLEREK KATLEDİLDİ!!!

RAMAZAN Avcı 21 Aralık 1985 tarihinde Hamburg’da neonazilerin saldırısına uğradı.
3 gün komada kaldıktan sonra yaşamını yitirdi. 3 GÜN YAŞAMA TUTUNMAYA ÇALIŞTI AMA!!!

Almanya’da resmi kayıtlara geçen ve bilinen ilk neonazi kurbanı iki insan. İki Türk…
23 Kasım 1992 tarihinde Schleswig-Holstein eyaletine bağlı Mölln kentinde neonaziler tarafından kundaklanan evde Bahide Aslan ile torunları Yeliz Aslan ve Ayşe Yılmaz cayır cayır yanarak can verdiler. Siz hiç cayır cayır yandınız mı?

29 Mayıs 1993 tarihinde Kuzey Ren Vestfalya eyaletindeki Solingen kentinde neonaziler tarafından kundaklanan evde Hatice, Hülya ve Saime Genç ile Gürsun İnce ve Gülistan Öztürk, cayır cayır yanarak can verdiler. ÇIĞLIK ÇIĞLIĞA ÖLMEK NEDİR BİLİR MİSİNİZ?

3 Şubat 2008 tarihinde Rheinland-Pfalz eyaletindeki Ludwigshafen kentindeki yangında (?) 5’i çocuk 9 Türk insanı cayır cayır yanarak can verdi. 5 ÇOCUK, TOPLAM 9 CAN TUTUŞTU ARDI ARDINA.

Çökme tehlikesi olduğu için binaya girilemediği ve hiçbir inceleme yapılamadığı halde, bazı Alman politikacılar, “Yabancı düşmanlığı motifli değil” açıklamasında bulundular.

Karanlıktaki çığlığımız NSU

Enver Şimşek 9 Eylül 2000’de Nürnberg’te, Abdurrahim Özüdoğru 13 Haziran 2001’de Nürnberg’te, Süleyman Taşköprü 27 Haziran 2001’de Hamburg’ta, Habil Kılıç 29 Ağustos 2001’de Münih’te, Mehmet Turgut 25 Şubat 2004’te Rostock’ta, İsmail Yaşar 9 Haziran 2005’te Nürnberg’te, Yunan kökenli Theodoros Boulgarides 15 Haziran 2005’te Münih’te, Mehmut Kubaşık 4 Nisan 2006’a Dortmund’ta, Halil Yozgat 6 Nisan 2006’da Kassel’de, Alman kadın polis Michele Kiesewetter 25 Nisan 2007’de Heilbronn’da katledildiler. ONLAR ARTIK YOKLAR! HAYALLERİ UMUTLARI, BEKLENTİLERİ ARTIK YOK…

Almanya’da sorumluluk taşıyan politikacılar da, emniyet birimleri de, bu cinayetlerle ilgili aşırı sağcı, neonazi, ırkçı, yabancı düşmanlığı unsurunu hep gözardı ettiler. EVET GÖZARDI ETTİLER…

Alman medyası “Döner cinayeti” dedi.
“Uyuşturucu ticareti, haraç, mafya hesaplaşması” denildi.
Aileler suçlandı, kurbanlar töhmet altında bırakıldı. Toplumda itibarsızlaştırılmak istendiler. Kısmen de itibarsızlaştılar. Ya sonra?

Ama yıllar sonra bu cinayetlerin ardında ırkçı, aşırı sağcı neonazilerin oluşturduğu Nasyonal Sosyalist Yeraltı (NSU) terör örgütünün olduğu Uwe Mundlos ile Uwe Böhnhardt isimli iki teröristin bir soygun sonucu intihar etmesiyle tesadüfen ortaya çıktı. Çıktı da ne oldu?
Devlet cinayetleri önleyebilirdi ama doğru yöne bakmamış, bakmış da görmemiş, görmek istememiş işte!

Suç ortakları olduğundan hareket edilen Beate Zschaepe birlikte oturdukları evi ateşe verip birçok bilgi ve belgeyi imha ettikten birkaç gün sonra polise teslim oldu.

İşte 6 Mayıs 2013 tarihinde Münih Eyalet Yüksek Mahkemesi’nde başlayan bu duruşmaların ardı arkası kesilmedi. Kesilmedi de ne oldu? NSU terör örgütünün ortaya çıkmasının ardından hem dönemin Cumhurbaşkanı Joachim Gauck hem de Başbakan Angela Merkel’in NSU kurbanlarının yakınlarına cinayetlerin aydınlatılması sözünü verdi. Verdi de ne oldu?
Kurban ailelerin avukatları, gazeteciler ve meclis araştırma komisyonları ile birlikte devlet görevlilerinin arzu ettiğinden çok daha fazlasını gün ışığına çıkartmayı başardık. İstihbarat görevlileri, muhbirlerinin olaylara karıştığı apaçık ortada ve bu konuda devletin sorumluluk üstlenmesi gerekirken ne yaptı?

NSU bize göre sadece 3 kişiden oluşan Irkçı katil bir grup değildir. Daha çok insan yer almasına karşı haklarında hiçbir şey bilmiyoruz. Bilmemizi de istemiyorlar açıkcası. Federal Başsavcılığın bunları destekleyen 10 kişi hakkında soruşturma yürüttüğü Almanya gibi bir hukuk devletinde, Başbakan (Angela) Merkel’in söz vermesine karşın bunların nasıl olabileceğine anlam veremiyorsunuz değil mi?

Dosyalar nasıl kayboldu? tanıklar nasıl ‚öldü‘? CD’lerin içindeki bilgiler nasıl değiştirildi? Deliller mahkeme aşamasına kadar nasıl çarpıtıldı? Sahi hukuk devletinde bu hukuksuzluğu kim yaptı? Kimler yapılmasına izin verdi?

Sizde düşünün ve unutmayın. Hukuk, adalet herkese lazım. Bugün onlar bu hukuksuzluğun kurbanı oldu yarın da biz olabiliriz. Bu nedenle duyarlı olalım. Irkçılığın insanlık suçu olduğunu kabul edelim. Ne ülkemizde, ne de Almanya’da Irkçılara sempati beslemeyelim.