Şevket Dalboy

Anavatanımızda gerçekleşecek seçimlere pek de birşey kalmadı. Bir taraftan Milletvekili, diğer taraftan Cumhurbaşkanı seçimleri ansızın halkın gündemine sokulmuş durumda. Elbette bunun birçok nedeni var. Mevcut hükümetin yönetemiyor, ekonomik ve siyasi krizi çareyi erken seçim kararı almaya zorladı. Bu tercihten öte bir zorunluluktu. Kaldı ki ülkemiz on yıllardır bitmeyen seçimlerin, referandumların ülkesi haline gelmiş durumda. Şayet seçimlerde verilen vaadler yerine getirilmiş olsaydı Türkiye dünyanın önde gelen birkaç ülkesinden biri olurdu.

Yaşanan her krizde çözümü iktidar değişikliği olarak gösteren egemenler, yine neredeyse aynı yüzleri, aynı partileri umut olarak göstermekte. Halkımızı buna bir şekilde inandırmaktadır. Ama kısa vade de iktidar olan partilerde, uzun vadede iktidar olan partilerde bir noktadan sonra yönetemiyor ve kriz derinleşiyor. Derinleşen kriz her haliyle halkın canını yakıyor.

Ülkemizde kendine Sol diyen kesimlerde her seçimi bir umut olarak görmekten, göstermekten geri durmuyor. Bu da ülkemizdeki ekonomik, sosyal, siyasal sorunların iç yüzünü halkın görmesini adeta engelliyor. Çok da uzağa gitmeye gerek görmüyoruz. Son iki yılda iki seçim bir referandum yaşandı değil mi? Kullanılan dil özünde aynı, propaganda aynı. Bıkmadan usanmadan tek bir Oy’un bile önemli olduğu bilinç altına yerleştiriliyor. Oysa bu tam bir Oy’undu! “Sen ben bizim oğlan“ mantığıyla iktidarlar saltanata dönüşürken halk adeta açlıkla koyun koyuna cenderede yaşatılıyor.

Peki halk açısından değişen gerçekten ne olacak?

Hangi temel sorun köklü çözüme kavuşuyor?

Ülkemizde son yıldırda kaç fabrika açıldı?

Hangi ağır sanayi hamleleriyle ülkemiz kalkındı?

Temeline dinamit koyulan adalet sistemi nasıl onarılacak?

Bütün sorunların kaynağını AKP olarak gösterenlere de soruyoruz:

Sorun AKP sorunu mu yoksa sistem sorunu mu?

AKP giderse yerine gelenler halk için adalet diyebilecekler mi?

AKP giderse darbeler, darbe girişimleri mi bitecek?

AKP giderse ülkemize gerçekten demokrasi mi gelecek?

AKP giderse yandaş, yalaka ve ahlaksız basın halk ve vatan için mi yazıp çizecek?

AKP giderse peşkeş çekilen yeraltı – yerüstü kaynaklarımız gerçekten halkın mı olacak?

AKP giderse ülkemizde tarım ve hayvancılık politikaları değişikliğe uğrayıp, yeniden çiftçinin, köylünün kesesi mi dolacak, yüzü mü gülecek?

AKP giderse orman alanlarının emperyalist şirketlere maden araması için peşkeş çekilmesinden vaz mı geçilecek ?

Fındık, tütün, çay gerçek değerine mi ulaşacak?

AKP giderse pancardaki kota mı kalkacak?

Nükleer santrallerden, HES’lerden vaz mı geçilecek?

Asgari ücret emekçinin emeğinin gerçek değerine mi ulaşacak?

Konut sorunu mu çözülecek?

Çarpık kentleşmemi önlenecek?

Uyuşturucu ortadan kalkacak, yozlaşma, öz kültürümüzden uzaklaşmanın sonu mu gelecek?

Ülkemiz emperyalizmin yeni sömürgesi olmaktan mı çıkacak, tam bağımsızlığına mı kavuşacak?

17 zengin tekelci burjuva tüm ülkemizin zenginliklerini, emeğini sömürmekten vaz mı geçecek?

Halk için eğitim, halk için bilim mi gelecek eğitim kurumlarına?

Daha da çoğaltabileceğimiz onlarca sorunun tek cevabı var. Kocaman bir Hayır!
Neden mi?

İşte Yüksek Seçim Kurulu 24 Nisan’da seçime girecek partileri açıkladı. 1956’dan bu yana 20 genel seçim yapıldı. Onlarca parti seçime girdi. Tek başına veya koalisyonlar şekilinde onlarca hükümet kuruldu.

Bunların çoğusu isim değiştirselerde ya iktidarda ya da muhalefette var olmuş, Milletvekilliği, Bakanlık yapmış ya da nerdeyse 30 – 40 yıldır o mecliste bir çok kararın altına imza atmıştır. Bu kararlar halkı açlığa, yoksulluğa, sefalete iterken uluslararası arenada da ülkemizi ABD’ye, AB’ye, İsrail’e peşkeş çeken politikalar için el kaldırıp indirdiler.

Onun için sorunlar bu mantıkla, bu kadrolarla çözülmeyecektir. Hiçbir parti emperyalizme doğrudan tavır alacak cesarete, inanca, kararlılığa ve bilince sahip değiller.

Çocuklarımız binlerce dolarlık borçla doğmasının sorumlusu bu partiler değilse kim?
Son on yılda uyuşturucu bağımlılığı yüzde 800 oranında artmışsa, sorumlusu tek başına AKP olamaz. Parlemento’da demokrasicilik oyunu oynayan bütün partiler sorumludur.
Asgari ücret, açlık sınırının altındaysa sorumlusu AKP’nin suç ortağı tüm partiler ve milletvekilleridir. Halka gelince kaynak soranlar Milletvekilleri, kendilerine gelince gece yarılarında kıyak emeklilik, ek zam derken keselerini doldurmaya devam ediyorlar.
Kendi kendine yeten yedi ülkeden biri olan ülkemizde hayvancılık öldürülürken, emperyalist tekellerin çıkarları gereği masrafı getirisinden çok hale gelirken, çiftçinin ürettiği ürünler ellerinde kalırken, şeker fabrikaları bir bir satılırken sorumlusu yine tüm partilerdir. 81 milyonun tükettiği şekerin üretildiği fabrika nasıl, hangi gerekçeyle zarar eder? çelik fabrikaları, limanlar, iletişim demek bir ülkenin can damarları tek tek kesilerek emperyalizmin ellerine teslim ediliyor.

Sadece bunlar mı?

Değerli okurlarımız, şöyle bir haritayı alın ve vatansever edasıyla bakın: Ülkemiz Amerikan üsleriyle donatılmış, füze kalkanlarıyla topraklarımız adeta işgal edilmiş durumdadır. Elbette ki bunun sorumlusu yine bütün partilerdir. Bu askeri üsler sizce bizi mi koruyor yoksa emperyalistlerin kendi çıkarlarını mı?

Biz, emperyalizmin kulu kölesi olmayı reddediyoruz. Kapitalizmin kâr hırsıyla yıkıp yaktığı bir dünya değil, herkese yeteneğine göre, herkese emeği kadar çalışıp yaşayacağı bir bir ülke istiyoruz.

Biz, emperyalistlerin karış karış işgal edilmiş vatan topraklarımızı, santim santim teslim alınmış beyinlerimizi bağımsızlığa kavuşturmak istiyoruz.

Biz, ne ona benzerin ne de buna. Köklerimiz Anadolu topraklarında, bin yıllık gelenek ve görenekleriyle güç bulan insanlarız.

Emperyalistlerin ve onların işbirlikçilerinin bize vaad edeceği hiçbir şey yok. Yok işte! On yıllardır bunu gördük, denedik, acıların en büyüğünü yaşadık.

Şimdi fikrimizi ortaya koyuyoruz: İşcisiyle, memuruyla, köylüsüyle, öğrencisiyle, sanatçısıyla, avukatıyla, yani tüm halkımızla yeni bir dünyayı inşa etmek istiyoruz. Zalimin olmadığı, zulmün olmadığı, açlığın, yoksulluğun, uyuşturucunun, savaşların, haksızlıkların olmadığı bir dünya inşa etmek istiyoruz. Var mı bu talepleri savunacak, arkasından ne pahasına olursa olsun yürüyecek bir parti, bir lider? Bu sorumuza kendi vicdanlarımıza danışarak doğru bir cevap vereceğinize inanıyoruz.