Her defasında ülke gündemini iki üç gün de olsa sarsan çocuk ve kadın cinayetleri, tecavüzleri, hayvanlara işkence her an karşımıza çıkıyor, hem de hiç hız kesmeden. Toplum bünyesinde başta sosyal medya olmak üzere tepkimizi gösteriyor, haykırıyor, çaresiz kalışımıza isyan ediyoruz an be an…

İnsan nasıl bu hale gelebilir? Nasıl başka bir canlının acısından zevk alabilir, üstelik o acıyı kendisi veriyorken? Bugüne kadar bu konu üzerine çok yazılıp çizildi, yorumlar yapıldı, çözüm önerileri sunuldu, öneriler sessiz sedasız, önemsenmeden rafa kaldırıldı, gündem soğuyunca da yeni acılara kadar normal yaşamlara devam edildi…

Peki hiç düşündük mü, toplumun bu hale gelmesinde bizlerin payı ne kadar? Bizler ne kadar sorumluyuz bu gidişatta? Hiç mi hatamız, kusurumuz, suçumuz, payımız yok? Sütten çıkmış ak kaşıklar mıyız yoksa? Birilerini suçlamakla, kızmakla, eleştirmekle, bana dokunmayan yılan bin yaşasın demekle iş bitiyor mu? Vicdanlar rahatlıyor mu en önemlisi ve gidenler geri geliyor mu?

Sosyal medya ortamında özellikle çocuklarının abartılı, bir çocuğa yakışmayacak hallerini içeren fotoğraflarını paylaşanlar (hatta daha da ileri giderek onların makyajlı, mayolu, abiye dekolteli giysili, kuaförde biçimlendirilmiş saçlarıyla) nasıl bir yanlışa imza attıklarının farkındalar mı acaba? Hepimizin elinde akıllı telefonlar, tabletler, sınırsız internet paketleri, en ayrıntılısına kadar gözler önüne serilen özel yaşamlar, cinsel açlık çekenlerin canına değen foto ve içerik paylaşımları… Sonra uyanan isteklerini nasıl bastıracağını düşünürken en kestirme yol, savunmasız çocuklara, hayvanlara yönelenler… Sesini çıkarmasın, başına geleni kimseye söylemesin, suçu ortaya çıkmasın diye kurbanını öldürüp en ücra köşelere gömüp attıkları, anne ve babalarının dokunmaya kıyamadığı küçücük bedenler. Çoğu bulunamıyor bile… Her olayda aynı tepkiler, aynı sürgit veryansınlar… Normalleşen acılar. Ne caydırıcı bir ceza, ne azalan suçlar, ne de bir önlem…

Bu sapkınlıklar, vahşetler, kıyımlar, eziyetler her dönem vardı elbet. Sadece gün yüzüne çıkmıyor, bilinmiyor, fazla duyulmuyordu. Gelişen teknoloji, internet, sosyal paylaşım siteleri, profesyonel çekimlere imkan tanıyan akıllı telefonlar, telefonların bu özelliklerine dayanarak oluşturulan fotoğraf paylaşım siteleri… Bunlarla iç içe olmuş bir toplum, profilini her an yeni fotolarla doldurma isteği ve mecburiyeti özel hayatları da gözler önüne serdi yavaş yavaş… Her şey adeta kanıksandı, normalleşti, sıradanlaştı da… En çok ilgiyi çekmek için denenmedik yol kalınmadı. Bilime, teknolojiye, geleceğe, daha güzel bir dünyaya hizmet etmesi gereken bu nimetler dudaklarını büzerek poz veren güzel kızların, yakışıklı erkeklerin arzı endamlarına ev sahipliği yapmaktan öteye gidemedi neredeyse.

Bu çok acı bir tablodur. Ve daha vahim sonuçlar doğurması da çok yakındır. Çocuklarımızı internetin tuzaklarından korumak için her an tetikte olmak yetmiyor, onlara örnek olacak davranışları da göstermemiz gerekiyor. Onların en temiz ve masum hallerine göz dikenler toplumun her köşesinde, zerresinde ne yazık ki… Arkamızı döndüğümüzde, gözümüzü açıp kapadığımız o saliseler içinde kaybolan binlerce çocuk var.

Eğitim şart deyip sosyal medyaya gömülmüş, internet bağımlısı olmuş pek çok ebeveyn ister istemez çocuklarına da örnek oluyor bu halleriyle… Suça meyilli çocuklarını kontrol etmekle uğraşmıyorlar. Çoğunun zaten pek çok şeye zamanı yok. Benim çocuğum öyle şey yapmazdan, nasıl yaptı hiç anlamadıklara uzanan acı hikâyeler dinledik hep.
Herkes payına düştüğü kadar suçlu ve sorumlu bu gidişatta, çürümüşlükte maalesef…