Kazım Soyubelli

İran Savaşı’nın 40. gününde taraflar ateşkese vardı. ABD ve İsrail’in saldırıları, hem bölgede hem de küresel ekonomide büyük tahribata yol açtı. Ateşkes açıklanır açıklanmaz, uluslararası petrol fiyatları 109 dolardan 94 dolara geriledi.

ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı gemi trafiğine açması karşılığında saldırıları iki hafta durduracaklarını açıkladı. Trump, ateşkesin karşılıklı olduğunu ve İran’ın da bölgedeki saldırıları durdurması gerektiğini vurguladı. Bu açıklama, Trump’ın kısa süre önce “Medeniyetinizi bir gecede yok ederiz” diyerek tehdit etmesi ve enerji altyapısını hedef alabileceklerini ilan etmesinin ardından geldi. Dünya kamuoyunda büyük endişe ve öfke yaratan bu sözler, tehdit dilinin ve emperyal mantığın en çıplak örneği oldu.

İran Ulusal Güvenlik Konseyi ateşkesi onaylarken, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi Hürmüz Boğazı’nın açılacağını duyurdu. Teknik kısıtlamalar dikkate alınarak gemi trafiğinin yeniden sağlanması planlanıyor. ABD ise İran’a sunduğu 10 maddelik planı açıkladı; yaptırımların kaldırılması, ABD askerlerinin Ortadoğu’dan çekilmesi ve olası bir anlaşmanın uluslararası güvence altına alınması planın temel maddelerini oluşturuyor. Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif’in arabuluculuk rolü öne çıkarken, İsrail ateşkese Lübnan’ı dahil etmedi ve İran’ın bölgedeki tüm saldırıları durdurmasını şart koştu.

Savaşın bilançosu yıkıcı: İran’da 1.900’den fazla kişi öldü. Bu ölümler arasında yüzlerce çocuk vardı; özellikle yatılı bir kız okulu vuruldu ve genç öğrenciler hayatını kaybetti. Lübnan’da 1.500’den fazla kişi öldü ve yaklaşık bir milyon kişi yerinden edildi. ABD ve İsrail de asker kayıpları verdi. Bu rakamlar sadece istatistik değil; masumiyetin ve geleceğin acımasızca yok edilmesinin somut göstergesidir.

Welt Heimat Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni ve siyaset ve sosyal bilimci Dr. Şevket Dalboy, savaş sürecinde kullanılan tehdit dilinin emperyal güçlerin karakterini ortaya koyduğunu söylüyor. ABD’nin “Medeniyetinizi bir gecede yok ederiz” açıklamaları, sadece askeri bir tehdit değil; uluslararası hukuk ve insan haklarını hiçe sayan, hegemonik politikaların en sert örneği. Dalboy, “Bir halkın ve medeniyetin yok edilmesinden söz etmek, hem kültürel mirasa hem de insanlığa yönelik ciddi bir tehdittir” diyerek, emperyal mantığın karakteristik bir yansımasına işaret ediyor.

Dalboy, “ABD’nin tehdit dili, yalnızca İran’a değil, tüm bölgeye ve küresel kamuoyuna gözdağı niteliğindedir. Bu, askeri güç kullanımı kadar kültürel ve politik baskının da göstergesidir. Tarih, bu tür tehditlerin ve emperyal stratejilerin kaydını tutacaktır; bugün yaşananlar, sadece bir savaş değil, güç siyaseti ve emperyalizmin en acımasız biçiminin örneklerinden biri olarak kalacaktır.”

Emperyalizm böyle bir güçtür: Çıkarları uğruna dünyayı yakabilecek kadar ilkesiz, kuralsız ve acımasızdır. Masum çocukları öldürmekten, sivilleri hedef almaktan çekinmez; sömürü ve zulüm için her yolu mubah görür. Ateşkes sadece silahların kısa bir süre susmasıdır; ama masum halk, tehdit ve güç siyaseti altında yaşamaya devam eder. Bu savaş, emperyalizmin yüzünü, insanlığa karşı işlediği suçlarla tüm çıplaklığıyla ortaya koymaktadır.

Savaşın gerçek faturası, ölümler, yerinden edilmeler ve masum çocukların hayatını kaybetmesiyle ölçülüyor. Ateşkes geçici bir duraklama sağlasa da, bölge halkı hem silahların hem de tehdit dilinin hedefi olmaya devam ediyor. Güç siyaseti, emperyal tehdit ve insanlık dramının kesiştiği bu tablo, tarihe karanlık bir not olarak geçecek.