„Tarih, hem vatanını savunanları hem de vatanı parsel parsel satanları mutlaka yazacaktır.“

İçimizdeki vatan sevgisi, topraklarımızın her köşesine sinmiş olan bir aşkla titrer. „İrmaklarının akışına ölürüm, Türkiyem,“ dedikleri zamanın kahramanları, bu sevginin derinliklerinde yatan bir bağlılığı dile getirirleridi iddia ederlerdi. Ancak, zamanın rüzgarları bu duyguları savurup götürdüğü görülmekte.

Nehirlerimizin sesi soluğu kesildiğinde, ormanlarımızın yeşili solgunlaştığında, topraklarımızın, ormanlarımızın, kurdun kuşun cümle mahlukatın çığlıkları yankılanmadı mı kulaklarımızda?
Gelincik kırmızısı al yanaklarımızın sularında yıkadığımız nehirlerimiz, artık sızıntılarla kurumakta. Köpüren sularında serinleyen çocuklarımızın gülüşleri, Hidroelektrik Santrallerin (HES) yükselen sedaları arasında kayboluyor. Nehirlerimizin bu hüznü, milliyetçi yüreklere bir hüzün salmıyor demek ki. Yine bu direnişte tek başına solcuların, yoksul köylülerin omuzlarında kaldı.

Özgürlüğün yeşil elbisesi giydirildiği ormanlarımız, hoyratça kesilip yakılıyor. Kuşların şarkılarına eşlik eden rüzgarın fısıltıları, ağaçların kesik inlemeleriyle boğulmuyor mu? Göç eden kuşlarımız, yuvalarından sürülen can dostlarımızın iniltisiyle mi çırpınıyor gökyüzünde?

Toprağın kucaklayıcı sinesi, şimdi kimyasalların zehirli bir öpücüğüne maruz kalıyor. Verimli topraklarımız, kapitalizmin doyumsuz iştahıyla mahvedilmiyor mu? Gelecek nesillerin ekmeğini yeşertecek tohumlarımız, artık kimyasal zehirlerle kirletilmiş yataklarda yeşermiyor mu?

Milliyetçilik, sadece bayraklarla, marşlarla değil; toprak sevgisiyle, su sevgisiy, orman sevgisiyle de yoğrulur. Vatanımızın güzellikleriyle övünürken, onun doğasını da koruma görevini üstlenmemiz gerektiğini anlamalıyız. Ölümsüz akışın sesi susarken, milliyetçilik duygularımızın kıymetini bilirken, nehirlerimizin kurumasına, ormanlarımızın tahrip edilmesine, topraklarımızın zehirlenmesine sessiz kalamayız.

Bir ulusun yükselişi, doğasına verdiği değerle de ölçülür. Şanlı tarihimizde, vatanımızın doğasını savunmanın da kahramanları vardı. Bugün, onların mirasına sahip çıkma zamanıdır. HES’lerin gürültüsüne rağmen, nehirlerimizin hüznünü duymalıyız. Ormanlarımızın yok edilişini göz ardı etmeyip, topraklarımızın feryadını duymalıyız.

Yarınlarımızın yeşermesi için, bugün susuz kalmış nehirlerimize yaşam vermek zorundayız. Ormanlarımızın yeşiline sahip çıkıp, topraklarımızı zehirleyen elleri durdurmalıyız. Milliyetçiliğimizi, doğayı koruma bilinciyle emperyalizim ve kapitalizime karşı taçlandırmalıyız.

İşte o zaman, „İrmaklarının akışına ölürüm, Türkiyem,“ diyen insanlarımızın mirası yaşayacak. Nehirlerimizin coşkusu, ormanlarımızın şarkısı, topraklarımızın bereketi gelecek kuşaklara aktarılacak. Milliyetçilik, doğa sevgisiyle bütünleştiğinde, vatan sevgisinin gerçek anlamını bulur.

Unutmayalım ki, vatan sadece toprak parçası değil; onun içindeki yaşam da vatanımızdır. Nehirlerimizin akışına ölürken, ormanlarımızın hüznünde kaybolurken, topraklarımızın sesine kulak verelim. Çünkü vatan sevgisi, doğa sevgisiyle tamamlandığında, gerçek anlamını bulur, gerçek gücünü ortaya koyar.

İçimizdeki vatan sevgisi, sadece bayraklarla ve milli marşlarla ifade edilemez. Gerçek vatan sevgisi, topraklarımızın, nehirlerimizin, ormanlarımızın ve her bir canlının çığlıklarını anlamak ve korumakla ölçülür. Kapitalizmin gölgesinde durarak, sadece sermayenin bekçiliğini yaparak milliyetçilik yücelmez, vatan sevgisi yeşermez.

Kapitalist çıkarlar adına toprağın sömürülmesi, geleceğimize vurulan bir hançerdir. Geride kalan kurumuş nehir yatakları, yeşermeyen ormanlar ve kimyasallarla zehirlenmiş topraklar, vatan sevgisinin yürekleri yakan kayıplarıdır.

Gerçek vatan sevgisi, ekosistemin dengesine saygı göstermekle başlar. Nehirlerimizin serin suları, ormanlarımızın huzuru ve topraklarımızın bereketi, gelecek nesillere miras bırakılmalıdır. Kapitalizmin çıkar odaklı yaklaşımlarıyla değil, doğaya duyulan saygı ve sevgiyle yoğrulmuş bir anlayışla gösterilir.

Vatan sevgisi, madenlerin sessiz çığlığını duymak, ormanların yeşiliyle iç içe olmak, nehirlerin coşkusunu hissetmek demektir. Kapitalizmin hızla tüketen doğasına karşı durmak ve sürdürülebilir bir gelecek için çaba göstermek vatan sevgisinin bir gereğidir. Unutmamalıyız ki, gerçek vatan sevgisi, doğaya duyduğumuz saygıyla bütünleştiğinde, topraklarımızın, ormanlarımızın ve nehirlerimizin gerçek değerini anlamaktan geçer.