Röportaj: Narmin Quliyeva
Welt Heimat Gazetesi Asya ve Ortadoğu Bölge Temsilcisi

Ortadoğu’da yaşananlar klasik anlamda bir savaş değildir. Bu süreç, 21. yüzyılın emperyalist paylaşım düzeninin sahaya yansıyan halidir. Coğrafyalar yeniden bölüşülmekte, devletler zayıflatılmakta ve toplumlar bilinçli biçimde parçalanmaktadır
Bugün savaş yalnızca tanklarla yürütülmemektedir. Enerji hatları, finansal sistemler, vekil güçler ve ideolojik araçlar aynı anda devrededir. Bu nedenle yaşananları bir çatışma olarak değil, çok katmanlı bir yeniden kurulum süreci olarak okumak gerekir.
Siyaset ve Sosyal Bilimci Dr. Şevket Dalboy ile yaptığımız bu söyleşi, bu sürecin arka planını anlamak açısından kritik bir çerçeve sunmaktadır.
Soru: Bugün Ortadoğu’da yaşanan süreci nasıl tanımlıyorsunuz?
Dr. Şevket Dalboy:
Bugün yaşananlar bir savaş değildir. Bu, 21. yüzyıl emperyalizminin yeni formudur.
Artık doğrudan işgal tek başına yeterli değildir. Bunun yerine ekonomik baskı, siyasi yönlendirme, toplumsal parçalama ve gerektiğinde askeri müdahale aynı anda devreye sokulmaktadır.
Amaç nettir: coğrafyayı kontrol etmek, kaynakları yönetmek ve bölgeyi sürekli bağımlı halde tutmak. Bu nedenle Ortadoğu’da yaşananlar bir savaş değil, bir düzen kurma sürecidi
Soru: Emperyalizmin bu yeni formunun en belirgin özelliği nedir
Dr. Şevket Dalboy:
En belirgin özellik, görünürlüğün azalması ama etkinliğin artmasıdır. Eskiden işgal açıktı, bugün süreçler dolaylı yürütülüyor. Devletler doğrudan yıkılmıyor, işlevsiz hale getiriliyor. Toplumlar yok edilmiyor, parçalanıyor.
Enerji bu sistemin merkezindedir. Petrol ve doğalgaz yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda jeopolitik kontrol araçlarıdır.
Ancak en kritik unsur içeride oluşturulan bağımlı siyasi yapılardır. Emperyal sistem dışarıdan müdahale eder ama içeride ona alan açan işbirlikçi yapılar olmadan kalıcı olamaz. Ortadoğu’nun asıl kırılganlığı buradadır.
Soru: Bu çerçevede Irak müdahalesini nasıl değerlendirmek gerekir?
Dr. Şevket Dalboy:
Irak müdahalesi bu modelin en açık örneğidir. Kitle imha silahları yalanı üzerinden başlatılan süreç, gerçekte bir işgal değil, bir sistem kurma operasyonuydu.
Önce tehdit üretildi, sonra müdahale edildi ve ardından yeni düzen kuruldu. Ama en kritik sonuç şudur: güven ortadan kalktı. Dünya artık gerekçelerin değişebileceğini ama hedeflerin değişmediğini biliyor. Irak bu anlamda bir kırılma noktasıdır.
Soru: ABD’ye yönelik küresel güvensizliğin temelinde ne var?
Dr. Şevket Dalboy:
Cevap basit: hafıza.
Irak, Libya ve Suriye’de yaşananlar unutulmadı. Bu nedenle bugün dünya daha temkinli ve daha şüpheci.Güç hâlâ var ama meşruiyet ciddi biçimde aşınmış durumda.
Soru: İsrail’in bölgesel stratejisini nasıl okumalıyız?
Dr. Şevket Dalboy:
İsrail’in güvenlik politikası savunma sınırlarını aşmıştır. Bu politika doğrudan coğrafya kontrolüne dayanmaktadır.
Nilden Fırat’a perspektifi yalnızca bir söylem değil, sahada karşılığı olan bir stratejik yönelimdir.Bu bir savunma değil, alan genişletme stratejisidir.
Soru: Türkiye neden bu denklemde kritik bir konumda?
Dr. Şevket Dalboy:
Türkiye bu sürecin merkezindedir ancak doğrudan savaşın içine çekilememektedir. Türkiye’ye yöneldiği iddia edilen saldırılar ve NATO’nun pozisyonu dikkatle okunmalıdır. Bu durum ya kontrollü bir gerilimi ya da daha geniş bir çatışma zemini oluşturma çabasını gösterir. Bu artık ciddi bir stratejik sorudur.
Soru: Türkiye’nin pozisyonunu nasıl tanımlarsınız?
Dr. Şevket Dalboy:
Türkiye denge politikası yürütmektedir. NATO üyesidir ama bölgeyle doğrudan çatışmadan kaçınmaktadır. Aynı zamanda arabuluculuk kapasitesini korumaktadır. İran’ın Türkiye’yi doğrudan hedef almaması da bu dengenin bir parçasıdır. Bu bir tesadüf değil, stratejidir.
Soru: Bu denge ne kadar sürdürülebilir?
Dr. Şevket Dalboy:
Bu tür dengeler kırılgandır. Provokasyonlar ve kontrolsüz gerilimler bu dengeyi kolaylıkla bozabilir. Bu nedenle Türkiye’nin en büyük gücü askeri kapasitesi değil, stratejik aklıdır.
Soru: Enerji meselesi neden yeterince konuşulmuyor?
Dr. Şevket Dalboy:
Çünkü enerji konuşulduğunda gerçek ortaya çıkar. Bu sürecin merkezinde petrol vardır ve Hürmüz Boğazı küresel sistemin kilit noktasıdır. Bu hat kesildiğinde dünya ekonomisi sarsılır.
Enerji bu sürecin en belirleyici ama en çok gizlenen boyutudur.
Soru: İran’ın İsrail ve ABD karşısındaki direnişini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Dr. Şevket Dalboy:
İran’ın direnci sadece askeri kapasiteyle açıklanamaz. Bu, köklü bir devlet yapısının, ideolojik örgütlenmenin ve uzun vadeli stratejik hazırlığın sonucudur.
İran yıllar öncesinden direniş hattını kurmuş bir aktördür. Füze teknolojisi, insansız hava araçları ve asimetrik savaş kapasitesi bu yapının temelidir.
Bunun yanında inanç, şehadet anlayışı ve vatan savunusu bu direncin toplumsal zeminini oluşturur.
Bu nedenle İran boş tehditler savuran bir aktör değil, sahada karşılık verebilen ve direnen bir güç olduğunu açıkça göstermiştir.
Bu durum aynı zamanda şunu ortaya koymaktadır: emperyal güç mutlak değildir. Direnen bir aktör karşısında askeri üstünlük tek başına yeterli olmaz.
Soru: En büyük tehlike nedir?
Dr. Şevket Dalboy:
En büyük risk emperyal müdahalecilik, enerji bağımlılığı ve ideolojik genişleme hedeflerinin birleşmesidir. Ancak daha derin gerçek şudur: Ortadoğu’yu bu hale getiren yalnızca dış güçler değildir.
Bölgeyi zayıflatan, sömürüye açık hale getiren ve bu düzeni sürdüren; işbirlikçi ve bağımlı yönetimlerdir. Bu yapı değişmeden sonuç değişmeyecektir. Ortadoğu’nun kaderi haline getirilen şey parçalanmışlık ve bağımlılıktır.
Öz Cümle
Ortadoğu’da yaşananlar bir savaş değildir. Bu, 21. yüzyılın emperyalist paylaşım oyunudur. Bu süreç yalnızca dış müdahalelerle değil, içerideki zayıflıklarla ve işbirlikçi yapılarla ilerlemektedir.
Ve gerçek şudur: bölünmüş bir coğrafya her zaman müdahaleye açıktır. Türkiye ise bu denklemde bir cephe değil, oyunun yönünü değiştirebilecek kritik merkezlerden biridir.


































