Dünyayı pençesine alan koronavirüs salgınının gelecekte nasıl siyasi, toplumsal ve ekonomik değişimlere yol açacağı mercek altına alınmalı.

Her bir insan kendi canının derdine düşürüldü! Koronavirüs, yıkıcı hamlesiyle birlikte binlerce hayatı söndürdü, halklara acı getirdi ve milyonlarca varlığı yok etti. Ancak görünmez düşmanın bizimle henüz işi bitmiş gibi gözükmüyor. Şimdi önümüzde büyük bir sınav daha var:

Halkımız birkaç hafta içerisinde devlet tarafından getirilen özgürlük kısıtlamasına ve zorunlu işsizliğe karşı direndiğinde nasıl tepki vereceğiz?

Yaşlıların korunması ile ekonominin kurtarılması arasında dengeyi nasıl kuracağız?

Sokağa çıkma yasaklarına halk desteği, ev içi şiddet arttıkça, virüse yeni yakalananların sayısı azaldıkça ve ekonomi çöktükçe giderek azalmayacak mı?

Eve kapanma önleminden çıkış stratejisinin ne olacağı sorusu apaçık ortada değil mi?

Özgürlük ve demokrasinin aylarca ‘kepenk kapatması’ söz konusu olacak mı?.

İnsan oğlu hayatta neyin önemli olduğunu yavaş yavaş yeniden farkına vardığını düşünüyorum. Bugün feragat etmek zorunda kaldığımız aile, arkadaşlar, sosyal ilişkiler. Ama kriz geride kaldığında bu ilişkileri gerçekten korumak için zamanımız olacak mı?

Yoksa yeniden günlük hayatın koşturmacasına mı kapılacağız?

Sahi her şeyi unutabilecek miyiz?

Her şey bir yana, gerçek değişiklikleri ancak bir krizin getirebileceğini anlamamız gerekli. Anketlere göre insanların çoğu şu anda en kötü senaryoyu bekliyor. Diğer yandan iyimser olmak için birçok neden var. Toplumda dijital bir sarsıntı yaşanıyor. İşe gitme zorunluluğu ortadan kalkıyor, böylece çocuklara daha fazla zaman kalıyor. Kentlerde hava kalitesnin iyileştiğini de unutmamak gerek. Yoksa bu ütopik mi? Olabilir. Aynı zamanda şunu da söylemek gerek. Krizlerde; siyaseten imkansız olan siyaseten kaçınılamaz hale gelir.

Yeni tür koronavirüs yalnızca halkın sağlığını değil, Avrupa Birliği’nin temellerini de nefes kesici bir tempoyla paramparça ediyor. Kısa süre önce birçok AB ülkesi, koronavirüs korkusuyla sınırlarını kapadı. Bu, Avrupa düşüncesine vurulmuş büyük bir darbedir. Kriz atlatıldığında tüm Schengen ülkeleri tartışmaksızın hemen pandemi öncesi statükoya dönebilecek mi? Dönemezse, Schengen, Avrupa’nın en büyük korona kurbanı haline gelecek.

Son olarak Virüsün çıkış noktası Çin, sonra İran’ın en önemli şehri, toplumda öne çıkan bireylerini, devlet yöneticilerini, Sanatçı ve sporcuları gelip bulması bize neyi anlatıyor? Bizleregözden kaçırdığımız bir şeyi mi anlatılmak isteniyor?