Almanya’da gençlerin ülkenin geleceğine yönelik iyimserliği son yıllarda belirgin biçimde geriledi. Barmer Sağlık Sigortası tarafından hazırlanan Sinus Gençlik Araştırması 2025/26, genç kuşağın dünyaya ve ülkeye bakışında dikkat çekici bir kırılmaya işaret ediyor. Araştırmaya göre Almanya’daki gençlerin yalnızca yüzde 44’ü ülkenin geleceğine olumlu bakıyor. Bu oran 2021’e kıyasla 18 puanlık düşüş anlamına geliyor.
Küresel gelişmelere ilişkin umut ise çok daha zayıf. Gençlerin sadece yüzde 36’sı dünyanın geleceği konusunda iyimser olduğunu ifade ediyor.
Buna karşılık kişisel yaşam algısı oldukça farklı bir tablo ortaya koyuyor. Katılımcıların yüzde 80’i kendi geleceğini olumlu görürken, yüzde 82’si mevcut yaşamından memnun olduğunu belirtiyor. Bu durum, gençlerin bireysel hayatları ile dünya ve ülke geleceği arasında giderek büyüyen bir zihinsel mesafe kurduğunu gösteriyor.
Siyaset ve sosyal bilimci gazeteci Dr. Şevket Dalboy, bu çelişkinin yeni bir kuşak ruh halini yansıttığını söylüyor:
“Gençler kendi hayatlarını kontrol edebileceklerine inanıyorlar ancak dünyanın gidişatını kontrol edemeyeceklerini düşünüyorlar. Bireysel umut var ama kolektif gelecek algısı zayıflamış durumda. Bu, klasik ekonomik kaygıdan farklı, güvenlik temelli bir gelecek korkusudur.”
En Büyük Kaygı: Sava
Araştırmaya göre gençlerin en büyük endişesi yüzde 63 ile savaş ihtimali oldu. Bu oran üç yıl öncesine göre 10 puan arttı. Rusya-Ukrayna savaşı, Orta Doğu’daki çatışmalar ve küresel güçler arasındaki gerilimler, savaş ihtimalini gençlerin zihninde soyut bir olasılık olmaktan çıkarıp somut bir korkuya dönüştürüyor.
Dr. Şevket Dalboy’a göre Avrupa’da savaşın yeniden mümkün görünmesi psikolojik bir kırılma yarattı:
“Soğuk Savaş sonrası kuşaklar savaşın Avrupa’da yeniden yaşanabileceğine inanmıyordu. Rusya-Ukrayna savaşı bu algıyı tamamen değiştirdi. Gençler ilk kez savaşın coğrafi olarak kendilerine yakın olduğunu hissediyor. Bu nedenle korku, medya kaynaklı değil; güvenlik algısının değişmesinden kaynaklanıyor.”
Dalboy, gençlerin Almanya’nın uluslararası konumuna bakarak kaygı geliştirdiğini de belirtiyor:
“Almanya artık sadece ekonomik bir güç olarak görülmüyor. Silah yardımları, savunma bütçesinin artırılması ve NATO içindeki rolü, gençlerin gözünde ülkeyi potansiyel bir çatışmanın tarafı haline getiriyor. Bu algı onların güvenlik duygusunu zayıflatıyor.”
İklim, Popülizm ve Ekonomi: Çok Katmanlı Endişe
Savaş korkusu ilk sırada yer alsa da gençlerin kaygıları bununla sınırlı değil. Katılımcıların yüzde 44’ü iklim değişikliğini büyük bir tehdit olarak görüyor. Siyasi popülizm ve aşırılıkçılık ile çevre kirliliği yüzde 43 oranında kaygı nedeni olarak ifade ediliyor.
Ekonomik endişeler de dikkat çekiyor. Gençlerin yüzde 28’i ekonomik krizden, yüzde 23’ü enerji krizinden korkuyor. İş bulma kaygısı yüzde 23, eğitimle ilgili belirsizlik ise yüzde 18 oranında dile getiriliyor.
Dr. Şevket Dalboy, bu tabloyu “çoklu kriz kuşağı” olarak tanımlıyor:
“Bu gençler çocukluklarında pandemi, ergenliklerinde ekonomik kriz ve savaş atmosferi yaşadı. Dolayısıyla gelecek algıları yalnızca iş bulma veya maaş beklentisiyle değil, güvenli bir dünyada yaşayıp yaşayamayacakları sorusuyla şekilleniyor.”
Küresel Bağlantılar ve Yerel Gerçekli
Gençlerin kaygılarını anlamak için küresel gelişmeler ile Almanya’nın yerel politikaları arasındaki ilişki belirleyici görünüyor. Rusya-Ukrayna savaşı sonrasında Almanya’nın savunma politikası değişti, askeri harcamalar artırıldı ve uluslararası askeri iş birlikleri genişledi. Hükümet bu adımları güvenlik sorumluluğu olarak açıklasa da gençler bunu savaş riskinin büyümesi olarak algılayabiliyor.
Dr. Şevket Dalboy’a göre bu durum psikolojik bir etki yaratıyor:
“Gençler artık savaş haberlerini uzak bir bölgenin sorunu olarak görmüyor. Almanya’nın siyasi ve askeri kararlarının kendilerini etkileyebileceğini düşünüyorlar. Avrupa’da savaş ihtimali onların zihninde ilk kez gerçek bir ihtimale dönüştü.”
Dalboy, özellikle uluslararası ittifakların algıyı etkilediğini belirtiyor:
“Genç kuşak Almanya’nın tamamen bağımsız hareket edemediğini düşünüyor. Büyük güçler arasındaki rekabetin Avrupa’yı yeniden güvenlik alanına çevirdiğine inanıyorlar. Bu da ‘savaş bize de sıçrayabilir’ korkusunu besliyor.”
Sosyal Medya ve Psikolojik Yakınlık
Sosyal medya da bu kaygıyı güçlendiren önemli bir unsur. Gençler yalnızca ulusal haberleri değil, savaş görüntülerini, kriz analizlerini ve uluslararası tartışmaları anlık olarak takip ediyor. Bu durum coğrafi mesafeyi psikolojik olarak ortadan kaldırıyor.
Dr. Şevket Dalboy:
“Geçmişte savaş televizyon haberiydi. Bugün cep telefonunda canlı izlenen bir gerçeklik. Bu nedenle gençler çatışmaları uzakta değil, kendi hayatlarının bir parçası olarak algılıyor.”
Küresel Güvensizlik, Bireysel Umut
Araştırma, Almanya’daki gençlerin bireysel hayatlarına umutla baktığını, ancak dünyanın geleceğine güvensizlik duyduğunu gösteriyor. Bu ikili durum, yeni kuşağın ruh halini belirleyen temel özellik haline gelmiş durumda.
Dr. Şevket Dalboy’a göre ortaya çıkan tablo yalnızca ekonomik değil, sosyolojik bir dönüşümü ifade ediyor:
“Gençler kariyer planı yapabiliyor ama dünya planı yapamıyor. Bu, refah toplumunun değil, belirsizlik toplumunun göstergesidir. Gelecek kaygısı artık işsizlik korkusundan çok güvenlik korkusu üzerinden şekilleniyor.”
Sonuç olarak Almanya’daki genç kuşak, bireysel yaşamına umutla baksa da küresel krizlerle çevrili bir geleceğin içinde olduğunu hissediyor. Kişisel iyimserlik ile toplumsal karamsarlık arasındaki bu mesafe büyüdükçe, gençlerin devlete, siyasete ve uluslararası sisteme duyduğu güven de zayıflıyor. Bu durum, yalnızca bir gençlik araştırmasının sonucu değil, savaşlar ve krizlerle şekillenen yeni bir kuşağın ortaya çıktığını gösteriyor.
































