Siyaset ve Sosyal Bilimci Gazeteci (İGÜ) Dr. şevket Dalboy
Ortadoğu’da patlayan her füze yalnızca bir hedefi vurmaz; aynı zamanda o hedefi mümkün kılan küresel güç ilişkilerini görünür kılar. Bugün tartışılan mesele yalnızca bir askeri operasyon ya da bir suikast değil. Asıl mesele, kimin hayatının “stratejik”, kimin hayatının ise “yan hasar” sayıldığı bir dünya düzenidir.
Bir liderin savaş meydanında ölmesi ile kendi ülkesinin sınırları içinde, evinde hedef alınması aynı şey değildir. Çünkü bu durumda öldürülen yalnızca bir kişi olmaz; egemenlik fikrinin kendisi hedef alınır. Bir devletin en üst düzey isminin, ailesiyle birlikte, gece vakti gerçekleştirilen sınır aşan bir operasyonla ortadan kaldırılması, yalnızca güvenlik gerekçeleriyle açıklanabilecek bir olay olmaktan çıkar. Bu, uluslararası sistemin nasıl işlediğine dair açık bir göstergedir.
Uzun yıllardır uluslararası sistem “denge” diye anlatıldı. Oysa bu denge eşitler arası değildi; askeri, ekonomik ve teknolojik olarak üstün olan devletlerin belirlediği bir hiyerarşiydi. Güçlü devletler doğrudan savaşmaktan kaçındı, ama savaş ortadan kalkmadı — yalnızca coğrafya değiştirdi. Çatışmalar Ortadoğu’ya, Afrika’ya, daha kırılgan toplumlara taşındı. Vekil savaşlar, ambargolar, gizli operasyonlar ve suikastlar bu düzenin araçları haline geldi.
Bu yüzden İran’da yaşanan ve en üst düzey siyasi ve askeri kadroları hedef alan saldırılar “yeni bir eşik”ten çok, uzun süredir uygulanan politikanın daha açık hale gelmesidir. Yaşanan kırılma şiddetin başlaması değil; şiddetin artık saklanamamasıdır. Bir ülkenin liderinin, ailesinin ve askeri komuta yapısının hedef alınması, yalnızca askeri kapasiteyi değil, devletin güvenlik duygusunu da hedef alır.
“Caydırıcılık” kavramı çoğu zaman tarafların rasyonel davranacağı varsayımına dayanır. Ancak bu rasyonellik herkese eşit uygulanmaz. Küresel siyasette bazı devletlerin güvenliği mutlak kabul edilirken, diğer toplumların güvenliği pazarlık konusu olabilir. Milyonlarca insan yaptırımlar altında yoksullaşırken bu durum “politik araç” sayılır; fakat enerji hatları tehdit edildiğinde “küresel kriz” olarak adlandırılır.
Bu noktada birçok kişi yaşananları yalnızca güvenlik meselesi olarak değil, daha geniş bir güç ilişkisi olarak okumaya başlıyor. Bazıları bunu emperyal çıkarların sürdürülmesi olarak yorumluyor: sınırları aşan, başka devletlerin iç düzenine doğrudan müdahale eden ve uluslararası hukuku fiilen askıya alabilen bir güç pratiği. Bölgedeki İsrail-ABD askeri ve istihbari koordinasyonu ise bu algıyı daha da güçlendiriyor. Bu nedenle yaşananlar, sadece askeri değil, ideolojik bir düzen tartışmasını da beraberinde getiriyor.
Bir liderin öldürülmesi bu nedenle sadece askeri bir hamle değil; egemenlik ilkesinin seçici uygulanmasının ilanıdır. Uluslararası hukuk kâğıt üzerinde evrensel görünür, fakat fiiliyatta güç ilişkilerine bağlıdır. Hukuk çoğu zaman ihlal edildiğinde değil, ihlali yaptırımsız kaldığında anlamını yitirir.
Devletlerin temkinli açıklamaları da çoğu zaman ahlaki bir kararsızlıktan değil, ekonomik bağımlılıklardan kaynaklanır. Enerji, ticaret yolları ve finansal sistemler dış politikayı ilkelerden çok maliyet hesaplarına bağlar. Bu nedenle “endişe” açıklamaları yapılır, fakat düzeni değiştirecek adımlar atılmaz.
Büyük güçlerin sınırlı tepkisi de benzer biçimde okunabilir. Modern dünyada büyük bir savaşın kazananı olmayacağı doğrudur; ancak bu, savaşın bittiği anlamına gelmez. Savaş biçim değiştirir: yaptırımlar, teknoloji ambargoları, siber operasyonlar, insansız hava araçları ve istihbarat faaliyetleri… Cephe ortadan kalkmaz, sadece görünmez hale gelir.
Bu yüzden soru yalnızca bir liderin ölümü değildir.
Soru şudur: Uluslararası düzen gerçekten kurallara mı dayanıyor, yoksa kuralları ihlal edebilme kapasitesine mi?
Uluslararası sistem tek bir olayla çökmez. Ama bazı olaylar sistemin ne olduğunu açığa çıkarır. Belki de bugün gördüğümüz şey düzenin yıkılışı değil; zaten hiçbir zaman eşit olmayan bir düzenin artık saklanamaz hale gelmesidir.
Dolayısıyla mesele bir kişinin ölümü değil.
Mesele, kimin yaşamının siyaset sayıldığı, kimin ölümünün ise yalnızca istatistik olarak kaldığıdır.



































