Federal Almanya’da pek çok kent, mecbur olmadığı halde Afgan mülteci almak istediğini duyurdu. Buna izin çıkması için belediyeler Federal Hükümet’e çağrıda bulundu. Fakat Türkiye’ye gelen Afgan mültecileri isterler mi bu büyük bir soru işareti olarak karşımızda duruyor.

Sosyal Demokrat Parti’li (SPD) Potsdam Belediye Başkanı Schubert, bu mektupla bir sinyal vermek istiyor ve bu konuda pek de yalnız değil. Nitekim Schubert’in kenti Potsdam dışında, daha önce özellikle Akdeniz’de kurtarılan sığınmacıların alınması amacıyla kurulan „Güvenli Limanlar Kentleri“ adli oluşumdan da epeyce belediye ve yerel yönetim bu inisiyatife destek veriyor. Schubert, İçişleri Bakanı Seehofer’e yazdığı mektupta, Afganistan’daki gelişmeleri büyük endişeyle izlediklerini belirtiyor. Schubert, halihazırda sadece kendi belediyelerinde 50-60 kişilik yer olduğunu aktarıyor ve şimdi mühim olanın elden geldiğince yardım etmek olduğunu tekrarlıyor.

Merkel 10 bin Afgan mülteci sözü verdi

Taliban’ın Afganistan’da kontrolü hızla ele almasının ardından Almanya Başbakanı Angela Merkel 10 bin Afgana yardım edileceği sözünü verdi. Bunlar arasında daha önce Alman askeri ve sivil kuruluşlarına çalışanlar ile özellikle korunmaya muhtaç Afganların da olduğu bildirildi.

Öte yandan Kipp, Birleşmiş Milletler’in (BM) organize edeceği tahliyeler ile halen komşu ülkeler olan Pakistan, İran ve benzerlerine kaçmış Afganlardan 50 bin kadarının güvenli ülkelere dağıtımının söz konusu olabileceğini düşünüyor. Kipp’e göre burada mühim olan, komşu ülkelere sadece para desteği yapmayarak sığınmacı da alarak „yalnız değilsiniz“ mesajı vermek.

Heidelberg de Afganlara güvenli bir hayat sunmak istiyor

Belediye ve yerel yönetimlerin temsil edildiği Almanya Şehirler ve Belediyeler Birliği Genel Müdürü Gerd Landsberg, basına verdiği demeçte, 10 bin ila 30 bin kişi gelmesini beklediklerini söyledi.

Heidelberg Belediye Başkanı Eckart Wurzner de aynı görüşte. Partisiz Belediye Başkanı Wurzner de bulundukları Baden-Württemberg Eyaleti’nin Başbakanı Wilfried Kretschmann’a bir mektup yazarak gönüllü olarak Afgan sığınmacı almaya hazır olduklarını bildirdi. Wurzner, „Şu günlerde Afganistan’dan dünyaya ulaşan fotoğraflar insanı derinden sarsar nitelikte ve bizim yardım etmemiz gerektiğini bir kez daha ortaya koyuyor“ diyor.

Emperyalizm gerçeği tamda bu!

Elbette bu girişim değerli bir girişimdir. Şunun altını çizmekte fayda görüyorum. Almanya’da ki mecvut belediyeler yukarıda da belirtildiği gibi 60 kişi, 100 kişi hadi bilemedin 150 kişi alabilme kapasiteleri var. Bu Afgan mülteci gerçekliğini çözmekten çok uzak.

Elbette Almanya bu sorunu tek başına çözecek değil.

Fakat gerçekçi olmakta fayda var. Popılist davranmanında bir anlamı yok. Seçmeden, ayırmadan On binlerce Afganlıyı almaları gerekiyor. Samimiyet ve iyi niyet bu şekilde ortaya çıkar.

ABD’nin kuyruğuna takılıp Afgan ıskalını gerçekleştirirken bu sorunların yaşanabileceğini düşünmüş olmaları gerekir. ABD gittiği her yere sorundan başka birşey götürmüyor. Götürdüğü sorun katliamlarla daha da büyüyor. Demokrasi ve insan hakları masallarının altından büyük bir trajedi çıkıyor. Sözde ABD ve NATO demokrasi ve insan hakları için gelmişlerdi. Afganışta’i özgürleştireceklerdi.

Büyük bir yıkım ve katliam yaşandı.

Afganistan’dan giderkende durum aynı olacak. Bundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın. 2003 yılında kaleme aldığım bir yazımda bunun altını özellikle çizmiştim. Bugünde çok net söylüyorum ki, ABD arkasında dikensiz bir gül bahçesi bırakmadı. Rusya’ya ve Çin’e adeta büyük bir mayın tarlası bıraktı. Elbette oradan da bölgeye!

Taliban meşrulaşsa ne değişir?

Taliban’ı meşrulaştırma çabaları bile bu gerçeği değiştirmeyecek. 20 yıl boyunca sadece uyuşturucu ekimi ve üretiminde sınırları zorlamadı ABD. Nefret ve düşmanlığında tohumlarını ekti. Şu an Afganistan coğrafası patlamaya hazır bomba gibi. El Kaide Horasan’i falani filani çok! Korku ve tehdit ile döktükleri kan oluk oluk akacak. Bu mutlak akıtılacak!

Pek yakında görmemiz mümkün olacak.

Unutmayın ki Emperyalizm dünya halklarının düşmanıdır. Afganistan, Suriye, Irak ve daha birçok coğrafya da uyguladığı bol-parçala-yönet politiklari doğrultusunda kan deryası olmuştur.

Tarih tekerrür ediyor!

Toplumlar tarihini öyle karmaşık anlatmaya ve insanlar arasındaki çelişkileri yüzlerce sayfaya yaymaya gerek yok. Bakınız:

Tarihin ilk çağlarında insanlar topluca yaşamaya başladılar, zamanla kılanlar haline geldiler. İşi biraz daha büyüttüler aşiretler ve feodal beylikler haline getirdiler. Hal böyle olunca bu aşiretler klanlar ya da ismine ne derseniz aralarında rekabete soyundular ve sürekli birbirlerine üstünlük sağlamaya çalıştılar, derken bu klanlar devletleştiler. Artık milletler, ulusdevletleri ortaya çıkmaya başladı, yazı, ateş vs. bulundüştü. Artık aşiretler değil devletler savaşır hale geldi. Eski Yunan’da polis şehir devletleri, Anadolu’da ilkçağ Anadolu Devletleri, Mısır’da doğusundan itibaren Mısır Krallığı Mezopotamya’da Sümerler, Asurlar, Babıller, Orta Asya’da Çinliler, Tunguzlar, Tibetliler, Moğollar ve tabi ki bölgenin diğer kadim milletlerinden biri olan Türkler hüküm sürmekteydi.

Gelin görünki!

Bölgesinde imparatorluk kuran hükümranlığını başka bölgelere çevirmeye niyetleniyordu. Anadolu’da şehir devletlerini ortadan kaldıran Hititler Mısır ile çekişmeye girerken, Orta Asya’da Çinliler ile Türkler sürekli çatışma haline girmişti. Ne hikmettir ki Türk korkusu Çinlilere kilometrelerce uzunlukta ki Çin seddini yaptırmış fakat banamışın demeyerek Türkler Seddi aşıp yinede Çin’i fethedip Çin’i vergiye bağladılar.

“Bol-parçala-yönet” devrede!

Fakat kurnaz Çin, Türk esaretini ister mi hemen bir dolambaçlı yol araştırarak, yolu buldu ve devlet politikası haline getirdi. Neydi peki bu yol? “Bol-parçala-yönet”. Bunu nasıl sağladı? Türk sarayına gelin olarak verdiği Çin prensesleri ajan olarak kullanarak, Türk ülkesine nifak tohumu sokarak, yerine göre ülke içindeki şehzadeleri birbirine sokarak Türk Devleti’nin zayıflamasına ve sonraki evrede yıkılıp Çin hegemonyasına girmesine yol açmıştır. Orta Asya’da kurulan Türk Devletlerinde Çin hep aynı stratejiyi uygulamıştır.

Bu strateji tutmuş olsa gerek ki ortaçağda da yeniçağda da yerine göre Bizans tarafından yerine göre de Avrupalılar tarafından uygulanmıştır. 19. yy Fransız Devriminin getirdiği özgürlük bağımsızlık rüzgarı hiç kuşkusuz Osmanlı topraklarında çeşitli biçimlerde esmeye başlamıştır. İstanbul’un fethinde “ Katedral külahi görmektense, Osmanlı sarığı görmek isteriz” diyen güruh bu sefer Katolikler, Protestanlar ve Ortodokslar tarafından kışkırtılıp bir bir bağımsızlaştırılmış ve sonraki dönemde aynı zümre tarafından güzelce sömürülmüştür.

Sistemde değişme yok…


Bu sefer din ve ırkı kullanarak bol-parçala-yöneti politikasını uyguladılar.

Bugün itibarı ile 21.yüzyıldayız, fakat sistem hala aynı şekilde işliyor. Sadece ufak tefek revizyonlardan geçirip geliştiriyorlar. İlk dönem şehzadelerin arasına sokulan nifak tohumu Fransız Devriminden itibaren din ve ırk kullanılarak uygulanmıştı. 20.yüzyılda ise milli devletlerin kurulması, ülkelerin liberal bir çizgiye dönmesiyle bu biraz daha revize edildi ve bu sefer mezhep ve yine ırkı ön plana attılar. Ortadoğu’da Suriye’de Sünni-şii dediler, peşine bölgede ki diğer dinamiklerden olan Kürtleri de sokarak bölgede üç ayrı devlet kurmaya niyetlendiler ve bunların hepsini kendi çıkarları için istedir. Irak’ta keza aynı şekilde bir sistem uygulandı. Afrikada kabileleri birbirine düşürdüler. Bir gecede binlerce insanın birbirini bağazlamasını seyrettiler. 5000 yıl önce Çin tarafından Orta Asya’da çekilen film bu sefer Avrupalılar ve ABD emperyalizmi tarafından Ortadoğu’da Asya’da çekilmeye başlanıyor ve bu film bize farklı bir filmmış gibi yutturulmaya çalışılıyor, bizde çok güzel bir şekilde yutuyoruz.

Çağ geri döndü

Yönetemezsen birbirine düşür ve zayıflatarak yok et. ABD emperyalizminin büyük savaş silahı bu! Afganistan’da aşiret savaşlarıyla ortaya çıkacak büyük yıkım ve dökülecek kanla emperyalizim hedefine ulaşmak için önemli bir başarı kazanacaktır. Afganistan’dan yayılacak hertürlü sorun önce komşu ülkelere ardından da tüm dünyada etkisini gösterecektir. Açığa çıkartılan kaostanda emperyalistler ve kapitalistler beslenecektir. Bu durumda iyi seyirler deyip, izlemek yerine kanal değiştirmemiz gerekmektedir. Emperyal Devletlerin her fırsatta insan hakları, çocuklar oluyor vs. sahte hümanist yaklaşımlara kanmayarak, o çocukları öldürenlerde, oluk oluk kan akıtanlarda bizzat emperyalist devletler olduğunu anlamamız gerekmektedir.