Cezayı Kim Verecek, Kim Uygulayacak?

Şevket Dalboy
Siyaset Bilimci – Sosyal Bilimci (İGÜ) | Gazeteci – Yazar
Birleşmiş Milletler tarafından görevlendirilen bağımsız soruşturma mekanizması, ABD’nin İran’daki saldırıları konusunda savaş suçu işlendiğine dair ciddi bulgular ortaya koyuyor.
Bir kız okulu vuruluyor.
Çocuklar ölüyor.
Siviller hayatını kaybediyor.
Ve bütün bunların ardından uluslararası hukuk mekanizmaları devreye girerek saldırıların savaş suçu oluşturabileceğini söylüyor.
Peki şimdi soralım:
ABD’ye kim ceza verecek?
Daha önemlisi:
ABD’ye ceza verilirse, o cezayı kim uygulayacak?
İşte asıl mesele budur.
Çünkü emperyalizm yalnızca bombalardan, uçak gemilerinden, füzelerden ve askeri üslerden ibaret değildir.
Emperyalizm aynı zamanda sahip olduğu ekonomik, siyasi, askeri ve diplomatik güç sayesinde kendi davranışlarının hesabını vermekten kaçabilme kapasitesidir.
ABD’nin İran’a yönelik saldırıları üzerinden bugün bütün dünya bu gerçekle yeniden karşı karşıyadır.

Çocukların öldüğü yerde “meşru güç” tartışması yapılamaz

Bir devlet dünyanın en büyük askeri gücüne sahip olabilir.
Milyarlarca dolarlık savunma bütçesine sahip olabilir.
Dünyanın farklı bölgelerinde askeri üsleri bulunabilir.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyesi olabilir.
Veto hakkına sahip olabilir.
Ama bunların hiçbiri sivillerin üzerine bomba yağdırma hakkı vermez.
Hiçbir bayrak çocuğun üzerine düşen bombayı meşrulaştıramaz.
Hiçbir “ulusal güvenlik” gerekçesi, sivil hedeflerin korunmasına ilişkin uluslararası hukuk kurallarını ortadan kaldırmaz.
Ve hiçbir emperyal güç, kendi çıkarlarını “dünya düzeni” adı altında bütün insanlığın çıkarıymış gibi sunamaz.
Bugün yapılması gereken şey, kelimelerin arkasına saklanmak değil, gerçeği açıkça söylemektir:
Sivillerin kasten veya ayrım gözetmeden hedef alınması savaş hukukunun temel ilkelerine aykırıdır.
Eğer bir devlet, sivil bir hedefi vurma riskini bildiği halde saldırıyı gerçekleştiriyorsa bunun hesabı sorulmalıdır.
Devletin adı ABD de olsa İran da olsa, İsrail de olsa Rusya da olsa sonuç değişmemelidir.
Fakat burada dünya siyasetinin acı gerçeği karşımıza çıkıyor:
Hukuk bütün devletlere aynı şekilde uygulanmıyor.

Peki ABD’yi kim yargılayacak?

İşte emperyalizmin dokunulmazlık alanı tam burada başlıyor.
Uluslararası hukuk vardır.
Uluslararası mahkemeler vardır.
Birleşmiş Milletler vardır.
Soruşturma komisyonları vardır.
Raporlar vardır.
Deliller vardır.
Tanıklar vardır.
Uydu görüntüleri vardır.
Sivil kayıplar vardır.
Fakat bütün bunların üzerinde bir soru yükselmektedir:
Kararı kim uygulayacak?
Çünkü uluslararası sistemde, ulusal devletlerin üzerinde duran ve gerektiğinde dünyanın en güçlü devletlerinden birinin kapısına dayanıp “hesap verme zamanı geldi” diyebilecek gerçek anlamda bağımsız bir dünya yürütme gücü yoktur.
İşte emperyalizmin gücü burada ortaya çıkar.
ABD, yalnızca savaş uçaklarına sahip olduğu için güçlü değildir.
ABD aynı zamanda uluslararası sistemin temel kurumlarından birinin, yani Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyesidir.
Veto hakkına sahiptir.
Bu nedenle ABD’nin uluslararası alanda siyasi olarak sıkıştırılması ile ABD hakkında hukuki bir karar alınması aynı şey değildir.
Daha da önemlisi, alınan bir kararın fiilen uygulanması bambaşka bir meseledir.
Karar verebilmek başka şeydir, kararı uygulatabilmek başka şey.

Emperyalizmin gerçek yüzü budur

Emperyalist sistemin temel çelişkisi tam da burada ortaya çıkıyor.
Güçlü devletler uluslararası hukukun hazırlanmasında, yorumlanmasında ve uygulanmasında belirleyici aktörlerdir.
Fakat aynı güçlü devletler söz konusu olduğunda hukuk mekanizmasının sınırları bir anda ortaya çıkmaktadır.
Dünya halklarına yıllardır demokrasi anlatılıyor.
İnsan hakları anlatılıyor.
Hukukun üstünlüğü anlatılıyor.
Savaş suçlarından söz ediliyor.
Fakat sıra güçlü devletlerin kendi eylemlerine geldiğinde sistemin mekanizmaları neden bu kadar yavaşlıyor?
Neden yıllarca süren soruşturmalar ortaya çıkıyor?
Neden raporlar hazırlanıyor?
Neden ihlaller belgeleniyor?
Ve neden çoğu zaman bütün bunların sonunda gerçek bir yaptırım ortaya çıkmıyor?
Çünkü uluslararası sistem yalnızca hukuk tarafından yönetilmiyor.
Güç tarafından da yönetiliyor.
Ve emperyalizmin en büyük avantajı, sahip olduğu bu güçtür.

“Amerika’ya kim ceza verecek?”

Bu soruyu sormaktan çekinmemek gerekir.
Çünkü mesele artık yalnızca İran meselesi değildir.
Mesele Filistin’dir.
Mesele Irak’tır.
Mesele Afganistan’dır.
Mesele Libya’dır.
Mesele Suriye’dir.
Mesele dünyanın farklı bölgelerinde yıllardır devam eden müdahalelerin oluşturduğu tarihsel tablodur.
ABD’nin dış politikasını eleştirmek, Amerikan halkına düşman olmak değildir.
Tam tersine:
Amerikan halkı ile ABD emperyalizmini birbirinden ayırmak gerekir.
Emperyalizm bir halkın kendisi değildir.
Bir devletin dünya üzerindeki ekonomik, askeri ve siyasi egemenlik ilişkileridir.
Dolayısıyla Amerikan halkına değil, ABD emperyalizmine karşı çıkmak gerekir.
Çünkü emperyalizm yalnızca hedef aldığı ülkelerin halklarına zarar vermez.
Uzun vadede kendi toplumlarının kaynaklarını da savaş ekonomisine bağlar.
Milyarlarca dolar eğitimden, sağlıktan ve sosyal politikalardan alınarak savaş makinesine aktarılır.
Silah şirketleri büyür.
Savaş endüstrisi büyür.
Askeri üsler genişler.
Yeni düşmanlar üretilir.
Yeni savaş gerekçeleri hazırlanır.
Ve bütün bunlar çoğu zaman “özgür dünya”, “güvenlik”, “demokrasi” gibi kavramların arkasına saklanır.

Hukuk gerçekten evrensel olacaksa…

Bizim itirazımız tam burada başlıyor.
Uluslararası hukuk gerçekten evrensel olacaksa, güçlüye başka, güçsüze başka hukuk uygulanamaz.
Bir ülkenin işlediği savaş suçu nedeniyle yöneticileri hakkında soruşturma açılabiliyorsa, aynı şey ABD yöneticileri için de mümkün olmalıdır.
Bir devlet uluslararası hukuk ihlali nedeniyle hesap vermek zorunda bırakılabiliyorsa, bu mekanizma ABD için de işletilebilmelidir.
Aksi halde ortada evrensel hukuk değil, güçlünün hukukuna dönüşmüş bir uluslararası düzen vardır.
Bu nedenle BM raporları yalnızca arşivlere kaldırılacak belgeler değildir.
Bunlar geleceğin hukuk mücadelelerinin de belgeleridir.
Çünkü bugün ortaya konulan her delil, yarının hesaplaşmasının hukuki temelini oluşturabilir.

Cezayı verecek güç yoksa hukuk nerede kalıyor?

İşte bizim asıl sorumuz budur.
Bir savaş suçu tespit ediliyor.
Rapor hazırlanıyor.
Sorumlular belirleniyor.
Hukuki mekanizmalar çalıştırılıyor.
Peki ya sonra?
Eğer fail dünyanın en güçlü askeri devletlerinden biriyse?
Eğer fail Güvenlik Konseyi’nin daimi üyesiyse?
Eğer failin arkasında ekonomik, diplomatik ve askeri ittifaklar bulunuyorsa?
İşte o zaman uluslararası hukuk sisteminin gerçek sınırları ortaya çıkıyor.
Emperyalizmin karşısındaki en büyük sorun hukuk eksikliği değil, hukuku uygulatacak siyasal gücün eksikliğidir.
Bu nedenle uluslararası hukuk mücadelesi yalnızca mahkeme salonlarında yürütülemez.
Bu aynı zamanda bir siyasal mücadeledir.
Dünya halklarının mücadelesidir.
Savaş karşıtı hareketlerin mücadelesidir.
Emperyalizme karşı çıkan halkların mücadelesidir.
Çünkü emperyalizmin karşısında yalnızca hukuk metinleri değil, halkların örgütlü iradesi de vardır.

Tarih emperyalist güçlerin sonsuza kadar dokunulmaz olmadığını gösteriyor

Hiçbir imparatorluk sonsuza kadar sürmedi.
Hiçbir hegemonik güç tarihin dışında değildir.
Hiçbir askeri güç insanlığın üzerinde değildir.
Bugün kendisini dünyanın jandarması olarak gören güçler de tarih tarafından yargılanacaktır.
Bugün hesap verilmeyen suçlar, yarın tarih kitaplarının konusu olacaktır.
Bugün susturulan sivillerin sesi, yarın uluslararası hukuk mücadelelerinin dayanağı olacaktır.
Bu nedenle mesele yalnızca “ABD’ye ceza verilecek mi?” değildir.
Asıl mesele şudur:
İnsanlık, emperyalist güçlerin kendi çıkarlarını uluslararası hukukun üzerinde görmesine daha ne kadar izin verecek?
Ve bir başka soru:
Uluslararası hukuk, gerçekten hukuk olacaksa, neden güçlü devletlerin sınırında durmak zorunda kalsın?

Öz söz

Bugün ABD’nin İran’daki saldırıları konusunda ortaya konulan savaş suçu iddiaları ciddi biçimde soruşturulmalıdır.
Sivillerin ölümünden sorumlu olanlar kim olursa olsun ortaya çıkarılmalıdır.
Deliller toplanmalıdır.
Sorumlular belirlenmelidir.
Uluslararası hukuk işletilmelidir.
Ve suç sabit olduğunda, failin gücüne bakılmaksızın hesap sorulmalıdır.
Çünkü hukukun büyüklüğü, güçsüzü cezalandırmasıyla değil; güçlüye de dokunabilmesiyle ölçülür.
ABD emperyalizmi dünyanın en güçlü askeri gücü olabilir.
Ama bu güç, ona insanlığın üzerinde bir hukuk yaratma hakkı vermez.
Hiçbir devlet bombalarıyla masumiyet satın alamaz.
Hiçbir süper güç veto hakkıyla işlediği suçları sonsuza kadar silemez.
Hiçbir imparatorluk tarih karşısında sonsuza kadar dokunulmaz değildir.
Ve bugün sorulması gereken soru bütün açıklığıyla ortadadır:
ABD’ye savaş suçu isnadı konusunda rapor hazırlanabiliyorsa, cezayı kim verecek?
Cezayı verecek makam ortaya çıkarsa, o cezayı kim uygulayacak?İşte emperyalist dünya düzeninin gerçek sınavı budur. Çünkü adalet yalnızca güçlü olmayanlara uygulanıyorsa, onun adı adalet değildir.