Mustafa Teke

Dr. Şevket Dalboy: “Toplumsal gerginlik göründüğünden daha derin”

Almanya’nın Brandenburg eyaletine bağlı Oranienburg kenti, yıllardır ülkenin en yoğun patlamamış bomba riskiyle yaşayan bölgesi olarak öne çıkıyor. Resmî verilere göre 1999’dan bu yana yaklaşık 240 büyük bomba etkisiz hâle getirildi. Tek bir şehir için bu sayı olağanüstü bir yoğunluk anlamına geliyor. Uzmanlar, Almanya’da gecikmeli patlama riski açısından bu kadar tehlikeli başka bir bölge olmadığını belirtiyor.

Neden Oranienburg? Toprağın Altındaki 80 Yıllık Tehlike

İkinci Dünya Savaşı sırasında ABD bombardıman uçaklarının hedefi olan Oranienburg’da, toprak yapısının özelliği nedeniyle çok sayıda bomba infilak etmeden toprağa gömülerek kaldı. Aradan geçen 80 yıla rağmen bu mühimmatlar hâlâ aktif tehlike oluşturuyor.

Son beş yıldır kentte sistematik ve planlı aramalar yürütülüyor. Eskiden yalnızca inşaat veya kazı sırasında yapılan taramalar bugün düzenli bir sürece dönüşmüş durumda. Yetkililer, bölgenin kalıcı biçimde bir bomba imha uzmanlık merkezine dönüştürülmesi gerektiğini savunuyor ancak hukuki çerçeve hâlâ netleşmiş değil.

Halk Tehlikenin Ne Kadar Farkında? “Alışkanlık” Kaygıyı Azaltmıyor

1. Sürekli tetikte olma hissi

Tahliyeler, sirenler ve bomba uyarıları günlük yaşamın parçası hâline gelmiş durumda. Özellikle çocuklu aileler ve yaşlılar bu durumdan psikolojik olarak etkileniyor.

2. Belirsizliğin yarattığı stres

Arsanın ya da evin altında ne olduğu bilinmediğinde “mekânsal güvensizlik” oluşuyor. Bu durum ekonomik yük ve duygusal baskı yaratıyor.

3. Normalleşmiş korku

Tehlikenin uzun yıllardır devam etmesi, toplumda “alışılmış endişe” haline dönüşmüş durumda.

Bir Oranienburg sakini bunu şöyle ifade ediyor:
“Sokağımda bomba bulunması artık beni şaşırtmıyor. Ama yine de her alarmda evi terk ederken içimde bir düğüm oluşuyor.”

Dr. Şevket Dalboy’un Derinlemesine Analizi

“Bu tehlike sadece toprağın altında değil, toplumun bilinçaltında da birikiyor.”

Siyaset ve Sosyal Bilimci / Araştırmacı Gazeteci Uzman Dr. Şevket Dalboy, Oranienburg’daki sorunun yalnızca teknik bir güvenlik meselesi olmadığını; aynı zamanda sosyal, psikolojik ve siyasal etkileri olan çok katmanlı bir kriz olduğunu vurguluyor.

“Almanya’nın hafızasından silinmek istenen savaş, Oranienburg’da kendini hatırlatıyor.”

“Toprağın altında kalan mühimmat, savaşın gölgesinin hâlâ toplumun üzerinde dolaştığının bir göstergesi. Ülke savaşı unutmak istese de Oranienburg buna izin vermiyor.”

“Toplumsal stres düşük yoğunluklu ama kronik.”

Dr. Dalboy’a göre halkın görünürde sakin olması yanıltıcı:

“İnsanlar tehlikeyi kanıksadı. Ancak bu kanıksama psikolojik bir savunma mekanizması. Normalleşmiş gerginlik fark edilmesi zor ama etkisi derin.”

Dalboy’un tespit ettiği üç temel baskı şöyle:

Mekânsal güvensizlik: Evinin altında ne olduğunu bilmemek büyük bir psikolojik yük.

Zaman belirsizliği: Tehlikenin ne zaman sona ereceği bilinmiyor

Devlete bağımlılık: Müdahale ve bilgi tamamen devletin kontrolünde olduğundan güven ilişkisi kırılgan hâle geliyor.

Dalboy ayrıca şeffaflık konusuna dikkat çekiyor:
“Halk, devletin tüm bilgiyi paylaşıp paylaşmadığını merak ediyor. Şeffaflık eksikliği toplumdaki kaygıyı artırıyor.”

Oranienburg’un Geleceği Üç Temel Stratejiye Bağlı

  1. Sürekli ve sistematik tarama: Risk haritaları her yıl güncellenmeli.
  2. Şeffaf iletişim: Her keşif ve tahliye halka açık şekilde duyurulmalı.
  3. Toplumsal dayanıklılık programları: Okullar, STK’lar ve yerel yönetimler ortak çalışarak psikolojik destek mekanizmaları oluşturmalı.

Brandenburg Genelinde de Yüksek Ris

Almanya genelinde en çok mühimmat şüphesi bulunan eyalet Brandenburg. Yıl başı itibarıyla 580 bin hektar arazi tehlikeli bölge statüsünde. Mühimmat İmha Servisi geçen yıl 4.300’den fazla ihbar değerlendirdi ve 2.200’ün üzerinde bulguya müdahale etti.

Sessiz Bir Savaşın İçinde Yaşam

Oranienburg’da günlük hayat normal görünse de toprak altında sessiz bir tehlike varlığını sürdürüyor.

Dr. Dalboy durumu şöyle özetliyor:
“İnsanlar tehlikeye değil, belirsizliğe tepki verir. Oranienburg’un sorunu da tehlikenin kendisi değil, onun nasıl yönetildiğidir.”

Ve ekliyor:
“Eğer burada kalıcı, şeffaf ve toplum odaklı bir model kurulursa Almanya geçmişiyle de geleceğiyle de daha barışık bir ülke hâline gelir. Aksi hâlde bu mesele ulusal hafızada kronik bir sızı olarak kalacaktır.”