Amerika Birleşik Devletleri, uzun yıllardır dünya siyasetinde etkin bir rol oynamakta, fakat bu rol çoğu zaman kan, gözyaşı, acı ve zulümle beslenmektedir.

Sinsi politikalar, entrikalar, darbeler ve açık işgaller, ABD emperyalizminin sıradanlaşmış araçları haline gelmiştir. Hukuku hiçe sayarak, demokrasinin havarisi rolünü ustalıkla oynayan ABD, adaleti sadece kendisi ve işbirlikçileri için savunmakta, geri kalan milyarlarca insanı ise her türlü kötülüğe mahkum etmektedir.

Son gelişmeler, ABD’nin gözünü uluslararası yargıya diktiğini açıkça göstermektedir. Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Başsavcısı Karim Khan’ın, Gazze’de savaş suçları işlendiği iddiasıyla Hamas liderlerinin yanı sıra İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında tutuklama emri çıkartılmasını talep etmesi, ABD’nin tepkisini çekti. Başkan Joe Biden, bu tutuklama emri talebini „kabul edilemez“ olarak nitelendirerek kınadı ve ABD Kongresi’nde UCM’ye yaptırım uygulanması çağrıları yükseldi.

Bu, ABD’nin UCM’ye yönelik ilk yaptırım tehdidi değil. Donald Trump döneminde de benzer adımlar atılmış, UCM yetkilileri yaptırımlarla hedef alınmıştı. O dönemde, Afganistan’da işlenen savaş suçlarına ilişkin soruşturma yürüten UCM, ABD’nin ulusal güvenliğini ihlal etmekle suçlanmış ve dönemin savcısı Fatou Bensouda’ya seyahat yasağı getirilmişti.

Joe Biden ise başkan seçildikten sonra bu yaptırımları kaldırmış, hatta UCM’nin Ukrayna savaşında işlenen suçlar nedeniyle Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin hakkında yakalama emri çıkartmasına yoğun destek vermişti. Ancak Gazze savaşı, denklemi değiştirdi ve ABD’nin UCM’yi hedef alan tutumu yeniden gündeme geldi. Bu tutum, hem uluslararası hukukçuların hem de siyasi analistlerin sert tepkisini çekti.

UCM’nin ilk başsavcısı Luis Moreno Ocampo, ABD’nin bu baskıcı tutumunu eleştirerek „Bırakın yargı görevini yapsın“ dedi. Ocampo, Biden’ın UCM başsavcısını kınamasını „siyasi“ bir hamle olarak nitelendirdi ve hukuka saygı duyulması gerektiğini vurguladı. ABD’li Kongre üyelerinin UCM’ye yaptırım uygulanması yönündeki çağrılarına da tepki gösteren Ocampo, bir ülkenin yargıçları veya savcıları tehdit etmesinin dünyayı endişelendirmesi gerektiğini belirtti.

Sydney Üniversitesi Uluslararası Hukuk Kürsüsü Başkanı Profesör Ben Saul da benzer şekilde, UCM’nin bağımsızlığını hedef alan siyasi saldırıların kendisini dehşete düşürdüğünü ifade etti. Saul, UCM’nin görevini tarafsız bir şekilde yerine getirdiğini ve failin kim olduğuna bakmaksızın adaleti sağlamaya çalıştığını vurguladı.

Bu süreçte, uluslararası düzenin ve kurumlarının çöküşünün engellenmesi gerektiği yönünde art arda çağrılar yapıldı. Uluslararası ilişkiler uzmanları, ABD’nin UCM’ye yönelik yaptırım tehdidinin, Çin ve Rusya gibi otoriter devletlerin elini güçlendireceğini, uluslararası sistemin meşruiyetinin daha da tartışmalı hale gelebileceğini belirtti. Avrupa Reform Merkezi’nin kıdemli uzmanı Luigi Scazzieri ise UCM’ye yönelik yaptırım kararının, ABD’nin uluslararası alandaki itibarına ağır bir darbe indireceğini savundu.

Emperyalist ABD, kendisi için adalet ve demokrasi kavramlarını dilediği gibi kullanırken, geri kalan milyarlarca insanın haklarını hiçe saymaktadır. Şimdi de gözünü uluslararası yargıya dikerek, tehlike saçmaya devam etmektedir. Uluslararası toplum, bu tehlikeli gidişata karşı sesini yükseltmeli ve adaletin, hukukun üstünlüğünün korunması için elinden geleni yapmalıdır.