Dr. Şevket Dalboy
Siyaset ve Sosyal Bilimci – Gazeteci Yazar
Almanya siyasetinde yıllardır değişmeyen büyük bir çelişki var. Göçmenlerin haklarını en yüksek sesle savunan partiler genellikle sol partiler oluyor; fakat sandık başına gidildiğinde göçmen kökenli seçmenlerin önemli bir kısmı oyunu sağ partilere veriyor.
İşte şimdi bu çelişmeyi yeniden görünür hale getiren yeni bir tartışma başladı. Almanya Sol Parti, ülkede en az beş yıldır yaşayan yabancılara federal, eyalet ve yerel seçimlerde oy hakkı verilmesini istedi. Teklif kabul edilirse milyonlarca göçmen, yaşadığı ülkenin siyasi geleceğinde doğrudan söz sahibi olabilecek.
Bugün Almanya’da milyonlarca insan çalışıyor, vergi ödüyor, sosyal sisteme katkı sunuyor, çocuk büyütüyor, üretime katılıyor ama seçim günü geldiğinde sandığa gidemiyor. Sol Parti tam da bu noktaya dikkat çekiyor ve “temsil olmadan demokrasi eksik kalır” diyor.
İlginç olan ise şu:
Göçmenlerin siyasette görünürlüğünü artırmaya çalışan, vatandaşlık süreçlerini kolaylaştıran, ayrımcılığa karşı en sert söylemleri kullanan partiler genellikle sol çizgide yer alıyor. Buna rağmen birçok göçmen kökenli seçmen, özellikle son yıllarda sağ ve muhafazakâr partilere yöneliyor.
Neden?
Çünkü mesele artık sadece göçmen hakları değil.
Ekonomik kaygılar, güvenlik tartışmaları, toplumsal aidiyet arayışı ve kültürel muhafazakârlık birçok göçmenin siyasi tercihini etkiliyor. Bazı göçmenler zamanla sisteme entegre oldukça kendilerini “yeni gelenlerden” ayırmaya başlıyor. Dün ayrımcılığa uğrayanlar, bugün daha sert göç politikalarını destekleyebiliyor.
Bu aslında sosyolojik açıdan şaşırtıcı değil.
Tarih boyunca birçok toplumda benzer süreçler yaşandı. Sisteme dahil olan kesimler zamanla mevcut düzeni koruma refleksi geliştirir. Göçmen toplulukların bir kısmında da bugün benzer bir psikoloji oluşuyor.
Ancak burada gözden kaçırılan önemli bir gerçek var:
Avrupa’da yükselen aşırı sağ siyaset, çoğu zaman göçmeni birey olarak değil, “sorun” olarak tanımlıyor. İsimler değişse de kullanılan dil çoğu zaman aynı: yabancı, yük, tehdit, uyumsuzluk…
Buna rağmen göçmen kökenli seçmenin bir bölümünün bu partilere yönelmesi ciddi bir siyasal paradoks oluşturuyor. Belki de bunun temel nedeni, sol partilerin göçmenlerle duygusal bağ kurmasına rağmen onların gündelik ekonomik ve sosyal kaygılarını yeterince anlayamaması. Sağ partiler ise aidiyet, düzen ve güvenlik duygusu üzerinden daha güçlü bir psikolojik etki oluşturabiliyor.
Bugün Sol Parti’nin önerisinin önünde büyük anayasal engeller bulunuyor. Almanya Federal Anayasa Mahkemesi’nin geçmiş kararları nedeniyle yabancılara genel seçimlerde oy hakkı verilmesi kolay görünmüyor. Ancak bu tartışma bile Almanya’nın nasıl değiştiğini göstermeye yetiyor.
Çünkü artık Almanya’da yaşayan milyonlarca insan var ama siyasi olarak hâlâ “tam anlamıyla dahil” sayılmıyor.
Asıl soru şu:
Demokrasi sadece pasaport sahiplerinin sistemi midir, yoksa yıllardır o toplumun yükünü taşıyan insanların da söz hakkı olmalı mıdır?
Ve göçmenlere de şu soruyu sormak gerekiyor
Sizi ötekileştiren söylemleri mi güçlendiriyorsunuz, yoksa haklarınızı savunan siyaseti mi?


































