Dr. Şevket Dalboy Siyaset ve Sosyal Bilimci Gazeteci Yazar

33 yıl geçti…

Ama Solingen’de yanan sadece bir ev değildi.
O gece Almanya’da insanlık yandı.
Vicdan yandı.
Adalet yandı.
Ve ne acıdır ki o yangının külleri hâlâ soğumadı.

29 Mayıs 1993 gecesi, ırkçı caniler bir evi ateşe verdi.
O evde çocuklar vardı. Kadınlar vardı. Bayram sabahına umutla uyanmayı bekleyen insanlar vardı.

Hatice Genç…
Hülya Genç…
Saime Genç…
Gülüstan Öztürk…
Gürsün İnce…

Beş can…
Beş hayat…
Beş insanlık çığlığı…

Bugün Solingen faciasının üzerinden 33 yıl geçti ama Almanya hâlâ bu utançla gerçek anlamda yüzleşmedi.

Çünkü Solingen bir “istisna” değildi.
Solingen, Almanya’da yıllardır büyüyen ırkçı nefretin açık ilanıydı.

Ve ne yazık ki o gün ders alınmadı.

Bugün Hanau var.
NSU cinayetleri var.
Mölln var.
Camii saldırıları var.
Sokak ortasında “yabancı” diye öldürülen insanlar var.

Demek ki sorun birkaç fanatik değil.
Sorun, ırkçılığı besleyen siyasi iklimdir.
Sorun, nefreti oy devşirme malzemesi yapan siyasetçilerdir.
Sorun, göçmeni sürekli hedef gösteren dildir.
Sorun, sessiz kalanlardır.

Irkçılık bir düşünce özgürlüğü değildir.
Irkçılık bir hastalıktır.
Ve bu hastalık Almanya’da yıllardır yayılıyor.

En korkutucu tarafı ise şu:
Bu hastalık artık sadece sokaktaki neonazilerin değil, siyasetin bazı koridorlarının da içine sızmış durumda.

Göçmen karşıtlığını normalleştirenler…
Mültecileri suç makinesi gibi gösterenler…
İslam düşmanlığını “ifade özgürlüğü” diye pazarlayanlar…

Hepsi bu karanlığın büyümesine katkı sundu.

Peki sonuç ne oldu?

Yanan evler…
Parçalanan aileler…
Yetim kalan çocuklar…
Ve mezarlıklarda büyüyen sessizlik…

Daha da acısı ne biliyor musunuz?

Bunca katliamdan sonra bile gereken siyasi ve hukuki hesaplaşma yaşanmadı.
Önlem almayanlardan hesap sorulmadı.
Irkçı yapıları görmezden gelen kurumlar gerçek anlamda yargılanmadı.

Sanki ölenler “başkalarıydı”…
Sanki acıyı yaşayanlar bu toplumun parçası değilmiş gibi davranıldı.

Oysa Solingen’de ölenler Almanya’nın çocuklarıydı.

Bugün hâlâ “birlikte yaşam” diyorsak, bunu biraz da Mevlüde Genç’in asaletine borçluyuz.
Evlatlarını toprağa veren bir anne bile intikam değil, sağduyu çağrısı yaptı.

Ama Almanya artık sadece Mevlüde Genç’in merhametine sığınamaz.

Bu ülke artık net bir karar vermek zorunda:

Ya ırkçılıkla samimi şekilde mücadele edecek…
Ya da her yeni saldırıdan sonra timsah gözyaşları dökmeye devam edecek.

Çünkü Solingen unutulursa, yeni Solingenler kaçınılmaz olur.

Ve unutmayın…

Irkçılık önce başkasının evini yakar.
Sonra bütün bir toplumu kül eder.