Dr. Şevket Dalboy

Siyaset ve Sosyal Bilimci / İGÜ / Araştırmacı Gazeteci

Dünyanın terazisi bozulmuşsa, adalet terazisi önce vicdanda eğrilir. Bugün Hollanda’nın aldığı karar, sadece iki aşırı sağcı İsrailli bakanın ülkeye girişini yasaklamakla kalmadı; aynı zamanda sessizliğe gömülen bir dünyanın vicdanına da tokat gibi indi.

Hollanda hükümeti, Gazze’deki sivil katliamları ve açıkça etnik temizlik çağrılarıyla tanınan İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ile Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’i “istenmeyen kişi” ilan etti. Bu karar, koalisyon hükümeti tarafından meclise sunulan bir mektupla açıklandı. Mektubun altına imzasını atan Dışişleri Bakanı Caspar Valdekamp, Filistinlilere yönelik şiddeti kışkırtan söylemleri ve uluslararası hukuku hiçe sayan açıklamaları gerekçe gösterdi.

Aynı mektupta, Gazze’deki “katlanılmaz ve savunulamaz” durumun kınanması için İsrail’in Lahey Büyükelçisinin Dışişleri Bakanlığı’na çağrılacağı da duyuruldu. Ayrıca, İsrail’in Avrupa Birliği’nin Horizon Europe programına erişiminin kısıtlanmasını desteklediklerini ve Gazze’ye yönelik insani yardım anlaşmalarının ihlali hâlinde AB’nin İsrail’e ticaret yaptırımı uygulaması için girişimlerde bulunacaklarını belirttiler.

Bu bir diplomatik hamle değil sadece; bu, kanla yazılan suskunluk tarihine karşı bir cümlelik direniştir.

Peki, diğerleri nerede? Nerede sözde ümmet birliğiyle övünen Müslüman ülkeler? Nerede sabah akşam ekranlarda nutuk atan, meydanlarda gürleyen liderler? Hollanda, İngiltere, Norveç, Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda bile suskunluğu delip sorumluluk alırken, biz hâlâ ekranlarda bağırıp çağıran boşluk heykellerine mi umut bağlayacağız?

Yüz binlerce çocuğun göz göre göre katledildiği bir coğrafyada, Müslüman ülkelerin çoğu sadece cümle kurmakla meşgul. Söz var, eylem yok. Ses var, irade yok. Kurulan her cümle bir öncekinin yankısı; yürekten değil, protokolden gelen kelimeler…

Gazze yanarken sadece Avrupa’nın birkaç ülkesinin adım atması, vicdanı olan her Müslüman için utanç vesikası olmalı. Bu tablo, Müslüman ülkelerin sadece diplomatik değil, ahlaki iflasının da resmidir. Ortadoğu’daki petrol zengini saraylar suskun; güce hayran, zulme kör.

Itamar Ben-Gvir’in “Teröristler serbest, Yahudiler boykot ediliyor” açıklaması ise mağduriyetin yerini utanmaz bir çarpıtmanın aldığını gösteriyor. Gerçek şu ki, bu dünyada Filistinli olmak demek, ölüme sabitlenmiş bir kimlikle yaşamak demek. İsrail’in saldırgan siyasetini eleştirenler artık antisemitist olmakla değil, insan olmakla suçlanıyor. Baslik cok uzun

Bu yaşananlar bir kırılma anıdır. Avrupa’nın bazı ülkeleri dahi hukuku ve insan haklarını hatırlarken, Müslüman dünyasının çoğu hâlâ kendine bakmaktan aciz. Dünya ateşe verilmiş bir ev gibiyken, bazıları sadece dumanın ne kadar yükseldiğini ölçmekle meşgul.

Zaman, diplomasi maskesiyle vicdanları örtme zamanı değil. Zaman, kelimeleri bırakıp eyleme geçme zamanı. Filistin için, insanlık için, adalet için…

Çünkü susmak artık tarafsızlık değil, suç ortaklığıdır.