Dr. Şevket Dalboy — Siyaset ve Sosyal Bilimci, İGÜ / Araştırmacı Gazeteci
Gazze aylardır ölümün pusulasında. Açlık, susuzluk, bombaların gölgesinde yaşama tutunmaya çalışan siviller… Ve şimdi, Berlin’den geç gelen bir “yardım eli”. Almanya Başbakanı Friedrich Merz’in hava köprüsü açıklaması birçok kesimde “insani sorumluluk” olarak yorumlansa da, bu kararın ardındaki asıl motivasyon sorgulanmaya değer.

Bugüne kadar İsrail’e kayıtsız ve sorgusuz bir destek sunan Almanya hükümeti, neden şimdi Gazze için adım atıyor? Sahi, Almanya insanlığı mı hatırladı, yoksa seçim sandığının gölgesi mi büyüdü?
Bir Hava Köprüsünden Daha Fazlası mı?
Başbakan Merz’in, “Bu sadece küçük bir yardım, ama içtenlikle yapıyoruz” cümlesi diplomatik nezaketin ötesine geçemiyor. Çünkü Almanya, bugüne kadar sadece susmadı; İsrail’in orantısız güç kullanımını meşrulaştıran söylemleri de destekledi. İnsan hakları ihlalleri karşısında suskun kalan Almanya, şimdi birdenbire insani diplomasi diliyle konuşmaya başladı. Bu geç kalmış yardım, ne yazık ki siyasi sorumluluğu örtecek nitelikte değil.
Ürdün ile kurulan hava köprüsü elbette hayati; ama merhametten çok “meşruiyet onarımı” kokuyor. Çünkü Almanya’da kamuoyunun sesi yükseliyor. İnsanlar artık sadece savaş değil, bu savaşın görmezden gelinmesini de sorguluyor. Hükümetin özellikle genç seçmenler nezdinde ciddi güven kaybı yaşadığı, birçok sosyal bilim araştırmasında net şekilde ortaya konmuş durumda. Bu nedenle Gazze politikası, artık iç siyasetin de bir parçası hâline geldi.
Vicdan mı, Varlık Kaygısı mı?
Fransa ve İspanya’nın Filistin devletini tanıma yönündeki adımlarına karşın Almanya hâlâ temkinli. “Filistin’i tanımak son adımdır” diyen Merz, adeta süreci uzatmanın bir yolunu arıyor. Oysa Gazze’de son adım çoktan atıldı: Binlerce çocuk mezarlara gömüldü. Hastaneler bombalandı. Sığınaklar hedef alındı.
Bu şartlar altında hâlâ ateşkes çağrılarının “diplomatik çaba” düzeyinde kalması, Almanya’nın ikili bir siyaset izlediğini gösteriyor: İçeride kamuoyuna ‘vicdan’ mesajları, dışarıda ise İsrail ile bozmak istemediği “tarihi bağlar”…
Seçim Kaygısı mı, Politik Vicdan mı?
Bugünkü kararlar, savaşın ilk günlerinde gösterilen tavırla keskin bir tezat oluşturuyor. Savaş başladığında Almanya, İsrail’e koşulsuz destek veren ülkelerin başında geliyordu. İsrail’in Gazze’yi abluka altına almasına, yardımları engellemesine, hastanelere saldırmasına rağmen Berlin yönetimi uzun süre suskun kaldı.
Ancak gelinen noktada Almanya artık sadece dış politikada değil, iç politikada da ciddi bir sarsıntı yaşıyor. Gazze konusunda ikiyüzlü bulunan söylemler, özellikle akademik çevrelerde ve genç kitlede ciddi bir kırılma yarattı. Merz hükümeti, bu kırılmayı onarmak için şimdi “yardımsever” maskesiyle sahnede. Ama unutulmamalı: Vicdan geç kaldığında, sadece bir propaganda aracına dönüşür.
Çifte Standartlar: Silahlar Susmadıkça Vicdan Konuşmaz
Almanya’nın hâlâ İsrail’e silah satışını durdurmaması, asıl sınavın hâlâ verilmediğini gösteriyor. Yardım uçakları bir yandan havalanırken, diğer yandan gönderilen askeri destekler sessiz bir çelişkiyi büyütüyor. Bu da bizi şu soruya getiriyor: Gazze’ye ekmek mi, yoksa çelişkili mesajlar mı gönderiliyor?
Öz Cümle: Hava Köprüsünün Ötesinde Ne Var?
Gazze’ye gönderilen her yardım, elbette hayati değerde. Ancak bu yardımlar, bir devletin vicdanının değil, kamuoyu baskısının ve siyasi hasar kontrolünün sonucuysa, anlamı eksik kalır.
Almanya bugün, ya gerçekten değişen bir dış politika anlayışının kapısını aralayacak ya da geçici insani adımlarla sistematik çifte standardı sürdürecek. Seçim sandığıyla vicdan terazisi bir kez daha karşı karşıya.
Eğer Avrupa’nın en güçlü ülkelerinden biri olan Almanya, gerçekten insan haklarını önceleyen bir politika inşa etmek istiyorsa, önce silah ihracatını durdurmalı, sonra da ikili ilişkilere değil, evrensel hukuka sadakat göstermelidir. Çünkü Gazze’ye yardım uçakları kadar, gerçek adalet gerekiyor.


































