Şevket Dalboy
Siyaset ve Sosyal Bilimci, Gazeteci – İGÜ
Sanat hiçbir zaman masum olmadı. “Masum” olduğu iddiası, çoğu zaman onu etkisizleştirmenin, dişlerini sökmenin bahanesi oldu. Çünkü sanat, insanın dünyayla kurduğu ilişkinin en dolaysız ifadesidir. Bu dünya sömürü, zulüm ve ayrımcılık üzerine kuruluyken; sanatın bundan azade, “tarafsız” ya da “sadece estetik” olması mümkün değildir. Tarafsızlık iddiası, mevcut eşitsizliklerin tarafında saf tutmaktır.
Sanat ya baskıya karşı durur ya da ona hizmet eder. Üçüncü bir yol yoktur. Sömürüyü görünmez kılan, zulmü estetize eden, ayrımcılığı normalleştiren her sanat anlayışı, bilinçli ya da bilinçsiz biçimde egemen düzenin ideolojik aygıtı hâline gelir. Acıyı dekor, yoksulluğu tema, direnişi egzotik bir malzeme olarak kullanan sanat; gerçeği dönüştürmez, onu tüketilebilir kılar.
Devrimci sanat, bu yüzden bir “tarz” ya da moda değil, politik bir tutumdur. Sanatçının bilinçli bir tercihiyle başlar. Bu tercih estetikten vazgeçmek değil; estetiği mücadelenin parçası hâline getirmektir. Devrimci sanat süslemek için değil, teşhir etmek için vardır. Sömürünün üzerindeki örtüyü kaldırır, zulmü adlandırır, ayrımcılığın adını koyar. Rahatsız eder; çünkü gerçeği yumuşatmaz.
Egemen düzen sanatı sever — ama yalnızca kendisine hizmet ettiği sürece. Duvarlara hapsedilmiş, salonlarda alkışlanan, hayatla bağını koparmış bir sanatı ödüllendirir. Çünkü bu sanat, düzeni sorgulamaz; onu estetikle cilalar. İşçi emeğini görünmez kılar, yoksulluğu bireysel kader gibi sunar, ezilenlerin öfkesini susturur. Böyle bir sanat, zulmün sessiz ortağıdır.
Devrimci sanat ise eşlik etmez. Yan yana durmaz. Karşısına geçer. Bu yüzden biçimi de değişir. Galeriden sokağa, sahneden meydana, kitaptan duvara taşar. Çünkü hedefi ayrıcalıklı bir izleyici değil, yaşamın tam ortasında duran insanlardır. Devrimci sanat kime ait olduğunu gizlemez; halktan doğar ve halka döner. Anlaşılmak ister — çünkü anlaşılmak, bilincin çoğalması demektir.
Bu nedenle devrimci sanat bastırılır, yasaklanır, suç sayılır. Sansürlenir, kriminalize edilir, marjinalleştirilir. Ama tam da bu yüzden çoğalır. Çünkü gerçek bir ihtiyaca karşılık verir: insanların kendi hayatlarını, maruz kaldıkları sömürüyü ve zulmü kavrama ve değiştirme ihtiyacına. Bir şarkı, bir şiir, bir duvar yazısı bazen bin nutuktan daha uzun yaşar.
Sanat devrimcileştiğinde dünya bir gecede değişmez. Ama insanlar değişir. Algılar keskinleşir, suskunluk çatlar, kabullenme yerini soruya bırakır. Her gerçek dönüşüm, önce korkunun çözülmesiyle başlar. Devrimci sanat tam da bunu yapar: korkunun dilini bozar, itaatin estetiğini yıkar ve insanlara şunu hatırlatır ‘bu düzen değiştirilebilir.’
































