Dr. Şevket Dalboy
Siyaset ve Sosyal Bilimler Doktoru · Gazeteci · Yazar
“Coğrafya kader gibi görünse de, insanın iradesi sınırları aşan asıl haritadır.”

1998 yılında kurulan Lotus Yayıncılık Ltd. Şti., LOTUS YAYIN AİLESİ bünyesindeki OTORİTE markasıyla 2008’den bu yana siyaset ve sosyal bilimler alanında nitelikli eserler yayımlamaktadır. İktisat, yönetim, felsefe, tarih ve sosyoloji alanlarında elliden fazla çalışmaya imza atan yayınevi, bilgiyi yalnızca aktaran değil; onu dönüştüren bir düşünsel çizgide ilerlemektedir. Otorite markalı eserlerin Harvard University, Stanford University, Princeton University ve Columbia University gibi dünyanın saygın üniversitelerinin kütüphane kataloglarında yer alması, bu iddianın uluslararası ölçekte karşılık bulduğunu göstermektedir.

Bu düşünsel hattın bir devamı olarak, Siyaset ve Sosyal Bilimler Doktoru Dr. Şevket Dalboy’un kaleme aldığı ‘Özden Kopuşun Sessiz Çığlığı’, 1 Mayıs’tan itibaren okurla buluşuyor.

Özden Kopuşun Sessiz Çığlığı

Her toplum, tarih sahnesinde bir nehir gibi akar; kimi zaman durgun, kimi zaman coşkun… Ancak modern çağ, bu akışı yönlendirmek isteyen görünmez güçlerin çağıdır. Emperyal stratejiler, kapitalizmin cazibesi ve özenti kültürünün parıltısı, toplumların doğal yönünü bozarak insanlığı farklı bir istikamete sürükler. Dünya artık yalnızca dönen bir çark değil; bireyi, aileyi ve kültürel mirası aynı anda öğüten bir düzendir.

Kapitalizmin tüketim kültürü, köklü bir ağacı yerinden söküp taşınabilir bir nesneye dönüştürür. Değerlerin raf ömrüne indirildiği bu çağda, insanın varlığı tükettikleriyle ölçülür. Anlam yerini hazza, özgünlük yerini taklide bırakır. Bu dönüşüm yalnız bireyi değil, toplumun bütün dokusunu aşındırır.

Bu kırılmanın en hassas noktası ise göçmenlerdir. Göç, yalnızca bir yer değiştirme değil; kimliğin, aidiyetin ve hafızanın sınandığı derin bir dönüşümdür. Köklerinden koparılan birey, yeni bir dünyada tutunmaya çalışırken iki kültür arasında sıkışır. Özellikle göçmen çocukları, aidiyet ile yabancılaşma arasında gidip gelen bir kimlik mücadelesi verir.

Bu kitap, yalnızca bu çözülmeyi anlatmaz; onu teşhir eder ve daha önemlisi bir çıkış yolu arar.

Her bölümde, kültürel yozlaşmanın farklı boyutları ele alınırken; bireyden topluma uzanan bir yeniden inşa fikri tartışılır. Köklerle yeniden bağ kurmanın, ahlaki değerleri savunmanın ve dayatılan bireyciliğe karşı ortak bir direnç geliştirmenin imkânı sorgulanır.

Çünkü her çöküş, aynı zamanda bir direnişin başlangıcıdır.

Bu eser; köklerinden koparılanların yeniden filizlenebileceğine, anlamını yitiren toplumların yeniden yön bulabileceğine dair bir çağrıdır.

Bir şikâyet değil, bir yön tayinidir.
Bir tespit değil, bir harekete geçiş çağrısıdır.