Dr. Şevket Dalboy Siyaset ve Sosyal Bilimci / Gazeteci
Almanya Başbakanı Friedrich Merz’in Potsdam’da yaptığı açıklama hâlâ yankı buluyor. “Şehrin görüntüsünde hâlâ sorun var” diyen Merz’in sözleri, kadın güvenliği ve göçmen tartışmalarının ortasında, tam bir çarpıklık örneği. Ardından gelen “Bunu bir de kızlarınıza sorun” yanıtı ise, bir ülkenin başbakanının hâlâ genç kadınların yaşamını politik bir koz olarak görebildiğini gösteriyor.
Oysa kadın güvenliği, sadece politik malzeme olamayacak kadar ciddi bir mesele. Almanya’nın tanınmış 60 kadını tarafından kaleme alınan açık mektup, bunu net bir dille ortaya koyuyor: “Kadın güvenliğini ciddiye almak istiyoruz, ama bunu ırkçı söylemleri meşrulaştırmak için ucuz bir bahane olarak kullanmak istemiyoruz.” Bu cümle, hem güçlü hem de acı verici bir uyarı. Çünkü burada söz konusu olan yalnızca sokakta ya da internetteki tehditler değil, kendi evlerinde bile güvenli olmayan kadınlar.
Gerçek şu ki, Almanya’da her gün kadınlar ölüme veya şiddete karşı savunmasız kalıyor. 2023’te 909 kadın, partnerleri veya eski partnerleri tarafından öldürüldü ya da öldürülmeye çalışıldı. En güvenli yer olması gereken evler, çoğu zaman en tehlikeli mekanlara dönüşüyor. Kadın sığınma evlerinin yetersizliği, bu gerçeği çarpıcı biçimde ortaya koyuyor: Almanya genelinde yalnızca 400 sığınma evi ve koruma konutu var; toplam kapasite 7 bin kadınla sınırlı. Oysa İstanbul Sözleşmesi’ne göre nüfusa oranla 21 bin yatak olması gerekiyor. Gece yarısı başka şehre kaçmak zorunda kalan kadınlar, kimi zaman kendi güvenliğinin faturasını da ödemek zorunda kalıyor.
Bu yüzden kadınlar artık yalnızca laf değil, somut icraat istiyor. “Biz Kızlarız – Kadınların Güvenliği İçin Merz’e 10 Talep” girişimi tam da bu ihtiyacın sonucu. Talepler arasında; cinsel ve ev içi şiddete karşı daha etkili yargılama, kadın sığınma evlerinin güçlendirilmesi, kamusal alanların daha iyi aydınlatılması ve internet ortamında cinsiyetçilik ile ırkçılığa karşı güçlü koruma bulunuyor.
Genç politikacı Hibba Kauser’in tepkisi ise oldukça öğretici: Pakistan kökenli Kauser, Berlin’deki protestolarda ilk konuşmayı yapan isimlerden biri. Kauser, “Ne kadar çabalarsak çabalayalım hâlâ kendimizi bu topluma ait olduğumuzu kanıtlamak zorundayız. Oysa biz burada doğduk, burada büyüdük. Neden hâlâ bizim üzerimizden konuşuluyor?” diyerek hem göçmen kadınların hem de genç kuşakların yaşadığı duygusal yorgunluğu gözler önüne seriyor.
Kadınların güvenliği, ırkçılık üzerinden politik bir tartışma malzemesi haline getirilemez. Merz’in sözleri bunun tam tersini yapıyor. Oysa Almanya gibi bir ülkenin temel görevi, kadınların hayatını her türlü ayrımcılıktan ve şiddetten korumak olmalı. Bu görev, yalnızca sözle değil; yasal düzenlemeler, finansman ve güçlü bir koruma ağıyla yerine getirilmeli.
Nihayetinde tartışmanın özü basit: Kadın güvenliği, siyasetçi laflarının değil, somut önlemlerin konusu olmalı. Kadınlar artık laf değil, hayatları için icraat istiyor. Eğer bu talepler ciddiye alınmazsa, “şehir görüntüsü” tartışmalarıyla oyalanan ülke, kadınların hayatlarının yok olmasına tanıklık etmeye devam edecek.
Çünkü bir toplum, kadınlarını koruyamadığı sürece gerçek anlamda güvenli olamaz. Ve hiçbir şehir manzarası, kaybedilen bir kadının hayatının yerini tutamaz.

































