“Bir halkın ruhu, mazisinde saklıdır. Hafızasını kaybeden toplum, iradesini de kaybeder.”

Toplumlar, tarihsel hafızaları ve kültürel mirasları ile var olurlar. Ancak emperyalizmin en sinsi silahlarından biri, halkların kimliklerini aşındırarak onları ruhsuz ve kolay yönetilebilir hale getirmektir. Bugün, ata kültürümüzün direncine karşı yürütülen bu savaşın en kritik aşamalarından birindeyiz. Bizi biz yapan değerler, yaşam tarzımız, adalet anlayışımız, dayanışma ruhumuz ve özgürlük mücadelemiz, küresel tüketim kültürüyle, bireysel çıkarcılıkla ve toplumsal dejenerasyonla törpülenmeye çalışılıyor.

“Kim olduğunu unutursan, başkalarının suretinde kaybolursun.”

Ata kültürü, yalnızca folklorik bir miras değildir. O, bir duruş, bir adalet anlayışı ve bir yaşam biçimidir. Bizim geleneklerimiz, güçlüye boyun eğmeyen, güçsüzü ezmeyen, esareti reddeden, zulme karşı direnen, mazlumu koruyan ve doğayla uyum içinde yaşayan bir toplumun mirasıdır. Ancak bugün, emperyalizmin şekillendirdiği modern düzen, bireyciliği kutsayarak toplumsal dayanışmayı zayıflatıyor, bizi birbirimize düşman ederek ayrıştırıyor.

“Böl ve yönet, en eski oyundur. Birleş ve diren, en büyük zaferdir.”

Emperyalizmin kültürel saldırısı, yalnızca siyaset ya da ekonomi ile sınırlı değildir. Dilimizden geleneklerimize, sanatımızdan eğitim sistemimize kadar her alanda bizi köklerimizden koparmaya yönelik bir dönüşüm süreci işletilmektedir. Bu süreçte, tarihimize yabancılaştırılıyor, büyüklerimizin öğütleri yerine popüler kültürün sığ mesajları ile oyalanıyoruz. Kendi öz değerlerimizi aşağılayan, dışarıdan gelen her şeyi üstün gören bir anlayış bilinçaltımıza işleniyor. Oysa ki gerçek gücümüz, kendi kültürümüzde, kendi hafızamızda saklıdır.

“Köklerinden kopan ağaç, ilk rüzgârda devrilir.”

Bugün, direnenleri harcayan, geçmişini unutanları ödüllendiren bir düzenin içinde yaşıyoruz. Kendi özüne sahip çıkan, emperyalizmin dayattığı kültürel normlara teslim olmayanlar ya susturuluyor ya da yalnızlaştırılıyor. Toplum mühendisliğinin en büyük başarısı, insanları kendi kültürel değerlerinden kopararak onları savunmasız bırakmaktır. İşte tam da bu yüzden, ata kültürüne sahip çıkmak yalnızca bir nostalji meselesi değil, aynı zamanda bir direniş meselesidir.

“Geçmişine ihanet eden, geleceğine de zincir vurur.”

Bu direniş, sadece geçmişin korunması değil, geleceğin inşası için gereklidir. Küresel kapitalizmin ve emperyalizmin yarattığı kültürel homojenleşme tehdidi karşısında, kendi kimliğimizi savunmak, toplumsal dayanışmayı yeniden inşa etmek zorundayız. Bu, sadece ata kültürünü yaşatmak değil, aynı zamanda toplumların bağımsızlık mücadelesini sürdürmesinin en güçlü yollarından biridir. Kültürel değerlerimizi korumak, emperyalizmin kültürel hegemonyasına karşı koymanın en sağlam zeminidir.

“Kendi kültürünü yaşatmayan, başkasının gölgesinde kaybolur.”

Biz bu değiliz! Bizi, birbirimizi tüketen bireyler haline getiren, adaleti unutturan, dayanışmayı baltalayan bu düzene karşı durmalıyız. Yeniden hatırlamalıyız: Mazlumu zalime teslim etmeyen, aman dileyene el kaldırmayan, güçsüze baskı uygulamayan, güçlüye baş eğmeyen bir milletin çocuklarıyız. Ata kültürümüzü yaşatmak, emperyalizmin kültürel hegemonyasına karşı koymanın en güçlü yollarından biridir.

“Unutmayalım, özünü unutan, sözünü de unutur!”