Dr. Şevket Dalboy,

Siyaset ve Sosyal Bilimci / İGÜ / Gazeteci Yazar

Bazı yasalar vardır ki yalnızca bir metin değil, toprağın kaderini, köylünün yaşamını ve doğanın dengesini değiştirir. TBMM’de görüşülmekte olan ve zeytinlik alanlarda madencilik faaliyetlerinin önünü açan yasa teklifi, tam olarak böyle bir teklif.
Görünürde “enerji arz güvenliği”ni sağlamak, “yeşil dönüşümü hızlandırmak” gibi cilalı cümlelerle sunulsa da, altını kazıdığınızda karşınıza çıkan gerçek, toprağa ve üreticiye ihanetin belgelenmiş halidir.

Zeytin: Bir Ağaçtan Fazlası

Zeytin sadece bir ürün değildir. Zeytinlik, bin yıllık kültürdür; barıştır, berekettir, geçimdir, göçü engelleyen umuttur. Anadolu’da zeytin ağacına boşuna “ölmez ağaç” denmemiştir. Şimdi bu ölmez ağacın köküne maden küreğiyle iniliyor. Çünkü yeni teklif, zeytinliklerin “kamu yararı” gerekçesiyle madenciliğe açılmasını mümkün kılıyor.

Yani artık devlet, bir şirketin maden açması için köylünün tarlasına el koyabilecek. Yani artık doğa, bürokrasinin takvimiyle değil, yatırımcının takvimiyle nefes alacak. Yani artık toprak, para etmiyorsa değersiz sayılacak.

Enerji Bağımsızlığı mı, Doğa Bağımlılığı mı?

Evet, enerjiye ihtiyacımız var. Evet, dışa bağımlılığı azaltmalıyız. Ama sormamız gereken şu: Enerjiye ulaşırken neyi kaybediyoruz?
Zeytinlikleri, ormanları, suyu ve toprağı yok ederek enerji bağımsızlığı mı kazanacağız, yoksa doğaya bağımlı, krize açık bir geleceği mi inşa edeceğiz?

Bir maden sahası için yok edilen bir zeytinlik, geri gelmez. Toprağını kaybeden köylü, şehre göçer. Göç eden insan, işsizliğe, umutsuzluğa sürüklenir. Yani mesele yalnızca doğa değil, aynı zamanda ekonomik adalet, kırsal kalkınma, gıda güvenliği ve insan onuru meselesidir.

ÇED Süreci: Onay Verilmezse Zaten Verilmiş Sayılacak

Yasa teklifi, Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) sürecini hızlandırmak adına, “3 ay içinde görüş bildirilmezse onay verilmiş sayılır” hükmü getiriyor. Bu şu demek: Kurumlar susturulacak, doğa sessizce yok edilecek. Ayrıca, birçok projede kuş göç yolları, ekolojik denge, yer altı su kaynakları gibi temel hassasiyetler göz ardı edilecek.

Sivil Toplumun Sesi Kesilmeye Çalışılıyor

Kanun teklifi hazırlanırken üreticiye, çevreciye, bilim insanına, yerel halka sorulmadı. Hatta Meclis Komisyon görüşmelerinde zeytin üreticileri ve STK temsilcileri içeri bile alınmadı. Karşı çıkan vekiller fiziksel saldırıya uğradı.
Bu sadece bir zeytinlik meselesi değil; bu, demokratik katılımın rafa kaldırılması meselesidir.

Zeytini Taşıyabilir misin?

Yetkililer, “Zeytinlikleri başka yere taşırız” diyor. Oysa zeytinlik bir ağaçtan ibaret değildir. O toprağın tuzunu, suyunu, rüzgarını tanır. Doğal döngüsü, toprağın sabrıyla yoğrulmuştur. Taşımakla zeytinlik olunmaz.
Bu, bir bahçeyi taşımak değil, bir kültürü yok saymaktır.

Geçmişte de Denediler, Halk İzin Vermedi

Hatırlayın, 2022’de benzer bir teklif daha Meclis’e gelmişti. Kamuoyu ayağa kalkınca geri çekilmişti. Bugün tekrar getiriliyorsa, bu halkın hafızasını hafife almaktır.
Ama unutmasınlar: Bu topraklar bir zeytin dalıyla direnmeyi iyi bilir.

Son Söz: Ya Zeytin Ya Zehir

Bugün sessiz kalırsak, yarın sadece zeytinlikleri değil; tarımı, hayvancılığı, kırsalı, suyu ve en önemlisi geleceğimizi kaybedeceğiz.
Bu yasa teklifine “dur” demek, doğayı korumak değil, yaşamı savunmaktır.

Zeytin dalı barışın sembolüdür. O dalı kırarsak, geleceğe barış değil, kriz miras bırakırız.