Türkiye’nin damarlarına zehir gibi sızmış, adaleti çürüten, vicdanı uyuşturan ve güveni yerle bir eden bir suç şebekesi daha ortaya çıktı.

Dr. Şevket Dalboy
Siyaset ve Sosyal Bilimci – İGÜ
Araştırmacı Gazeteci

Sahte diplomalı doktorlar, sahte kimlikli polisler, sahte ilaçlarla kandırılan hastalar…
Gerçeklerin yerini kopya belgeler almış. Hayatlarımız, ehliyetsiz ellerde oyuncak olmuş.

Ve en korkuncu şu: Bu sadece başlangıç.

DİPLOMASI SAHTE, CESARETİ GERÇEK

Emniyetin son operasyonunda ortaya saçılan belgeler, insanı hayretle değil, utançla dolduruyor.
Bir çete, tıptan mühendisliğe, hukuktan öğretmenliğe kadar her alanda sahte diplomalarla ülkenin geleceğini rehin almış.

Düşünün… Sahte diplomalı biri size teşhis koyuyor.
Bir diğeri çocuğunuzu eğitiyor.
Bir başkası mahkemede sizi savunuyor.
Hiçbir sınavdan geçmemiş, hiçbir liyakat taşımayan sahte isimler, gerçek hayatlarımızla oynuyor.

SAHTE KOMİSER, GERÇEK SUÇLU

Uyuşturucu satıcısı bir zanlı, “Narkotik Şube Başkomiseri” adına düzenlenmiş bir sahte kimlikle elini kolunu sallayarak dolaşıyor.
Gözaltına alınan çete lideri, kameraların karşısında yüzü kızarmadan şöyle diyor:

“Biz milliyetçiyiz. Biz vatanseveriz!”

Cana, mala kasteden bir yapının başı…
Ve sahte vatanseverlik nutukları atan bir adam…

Eğer bu “vatanseverlikse”, bu halk neden her gün zehirleniyor?

SAHTE İLAÇ, GERÇEK ÖLÜM

Aynı günlerde başka bir operasyon…
Jandarma, kanser ve kalp hastalıkları için kullanılan ilaçların sahtesini üreten devasa bir ağı çökertiyor.

Sözde eczane görünümlü depolarda, ölüm pazarlanıyor.
Hastalar, içinde şifa değil zehir taşıyan tozlarla kandırılıyor.
Bu sahte ilaçlar, bazen kalp krizine yol açıyor, bazen tedavi umudunu sonsuza dek söndürüyor.

Bir ülkede kanser ilacı bile sahte üretilebiliyorsa, oradaki çürüme sadece ekonomik değil, ahlakidir.

SAHTE BELGELERLE GERÇEK ÇÖKÜŞ

  • Sahte diplomalı doktorlar…
  • Sahte komiser kimliğiyle dolaşan torbacılar…
  • Sahte ilaçlarla ölüme gönderilen hastalar…
  • Sahte rakılarla kör edilen insanlar…

Ve tüm bunlar, MOBESE kameralarının, istihbarat ağlarının, milyonlarca yurttaşın gözü önünde yaşanıyor.

Her köşe başında kamera var. Her konuşma dinleniyor. “İstihbaratımız çok güçlü” deniyor.

Peki öyleyse bu çeteler yıllarca nasıl at koşturdu?

BU KADAR GÖZ VARSA, KİM KÖR?

Bir ülkede diplomalar sahtedir.
İlaçlar sahtedir.
Kimlikler sahtedir.
Ama en üstteki çürüme gerçektir.

Şimdi herkesin kendine şu soruyu sorması gerekir:

Bu çetelerin bazı kamu kurumlarıyla, hatta bazı siyasilerle bağı var mı?

Eğer yarın bu konuda bir meclis araştırması ya da kanun teklifi sunulursa, buna karşı çıkan herkesin üzerine gölge düşecektir.
Ve toplumun vicdanı şu sonucu çıkaracaktır:

“Demek ki bu çetelerle senin de bir bağın var!”

CEZASIZLIK, SUÇUN EN BÜYÜK TEŞVİKÇİSİDİR

Bu çeteler hak ettikleri cezayı almazsa, cesaret bulaşıcı hale gelir.
Suç, yeni suçlular üretir.
Ve gün gelir, gerçekten diplomalı olanlar da aynı şüpheyle anılır.

Bugün sahte diplomalı biri size iğne yapıyorsa, yarın mezun olmuş bir doktora da güvenemezsiniz.

Liyakat yoksa adalet yoktur.
Adalet yoksa devlet çöker.

SON SORU: BU KADAR SUÇA RAĞMEN BU SESSİZLİK NEDEN

Nerede savcılar?
Nerede İçişleri Bakanlığı?
Nerede Cumhuriyet adına konuşması gereken yetkililer?

Nerede vicdan?
Nerede ahlak?
Nerede Allah korkusu?

Bu ülkenin yüzde 99’u Müslüman deniyor.
Peki bu kadar pislik nasıl mümkün olabiliyor?

ÇAĞRIMIZDIR

Bu çürümeyi örtbas eden, bu karanlıktan nemalanan herkes bilin ki bu halkın değil, bu suç düzeninin tarafındadır.

Hukuk devleti olmak istiyorsak, bu çetelerin bağlantıları en tepeye kadar çıkarılmalı.
Hiçbir koltuk, bir halkın sağlığından, geleceğinden, adaletinden daha değerli değildir.

Bugün susarsak, yarın sadece bugünü değil, geleceğimizi de sahteleştirmiş oluruz.