Dr. Şevket Dalboy – Siyaset ve Sosyal Bilimci Gazetec – Yazar
Almanya İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt’in Bürgergeld ödemelerinin “çok yüksek” olduğunu söylemesi, sıradan bir bütçe tartışmasının ötesinde bir anlam taşıyor. Çünkü burada tartışılan şey yalnızca birkaç milyar euroluk tasarruf değil; Almanya’nın onlarca yıldır üzerine inşa edildiği sosyal hukuk devleti anlayışının nasıl yorumlanacağıdır.
Öncelikle şu gerçeği görmek gerekiyor: Bürgergeld bir lütuf değildir. Devletin keyfi olarak dağıttığı bir yardım da değildir. Bu sistem, çalışma hayatına katılamayan, işsiz kalan, hastalanan veya geçici olarak gelir elde edemeyen insanların insan onuruna uygun yaşam sürmesini sağlamak amacıyla oluşturulmuştur. Alman Anayasası’nın temelinde yer alan insan onuru ilkesiyle doğrudan bağlantılıdır.
Dobrindt’in açıklamalarında dikkat çeken nokta, yardımın yalnızca “asgari ihtiyaçları” karşılaması gerektiği yönündeki yaklaşımıdır. Ancak modern sosyal devlet anlayışı yalnızca aç kalmamayı garanti etmez. İnsanların toplumsal hayattan tamamen dışlanmamasını da hedefler. Bir çocuğun okul etkinliğine katılabilmesi, bir yetişkinin toplumsal yaşama dahil olabilmesi, temel iletişim araçlarına erişebilmesi de insan onurunun bir parçası olarak kabul edilir.
Bugün Bürgergeld tartışmasının merkezinde aslında şu soru bulunmaktadır: Devlet vatandaşını yalnızca hayatta mı tutacak, yoksa insanca yaşamasını da mı sağlayacak?
Dobrindt ve benzer düşünen siyasetçiler, yüksek sosyal harcamaların bütçeye yük olduğunu savunuyor. Bu görüşün ekonomik bir mantığı vardır. Almanya yaşlanan nüfus, artan sağlık giderleri, savunma harcamaları ve ekonomik durgunluk gibi ciddi mali baskılarla karşı karşıya bulunuyor. Hükümet tasarruf arayışında.
Ancak burada önemli bir çelişki ortaya çıkıyor. Devlet bütçesindeki sorunların sorumlusu olarak sürekli sosyal yardım alan kesimlerin gösterilmesi, toplumun en kırılgan gruplarını hedef haline getirebilir. Oysa bütçe açıklarının nedenleri çok daha karmaşıktır. Vergi politikaları, ekonomik büyüme sorunları, enerji maliyetleri ve kamu yatırımları da bu denklemin parçalarıdır.
Daha da önemlisi, sosyal yardım alan milyonlarca insanın büyük bölümü uzun yıllar boyunca vergi ve sigorta primi ödemiş kişilerden oluşuyor. İşsiz kalmak, hastalanmak veya ekonomik koşullar nedeniyle yardıma ihtiyaç duymak bir suç değildir. Sosyal devlet tam da böyle dönemlerde devreye girmek için vardır.
Peki vatandaş neden kaygılanıyor?
Çünkü tartışma yalnızca yardım miktarıyla sınırlı değil. Son yıllarda Almanya’da giderek daha sık duyulan bir söylem var: Daha fazla denetim, daha fazla yaptırım, daha fazla şart.
Bugün yardım alanların yükümlülükleri artırılıyor. Yarın yardım alma şartları zorlaştırılabilir. Daha sonra bazı haklardan yararlanabilmek için yeni kriterler getirilebilir. Bu nedenle birçok kişi, “Bugün işsizleri ilgilendiriyor gibi görünen düzenlemeler yarın başka kesimlere de uzanır mı?” sorusunu soruyor.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Sosyal hukuk devleti ilkesi, ekonomik kriz dönemlerinde bile devletin vatandaş karşısındaki sorumluluklarının korunmasını öngörür. Eğer tasarruf ihtiyacı her seferinde en zayıf kesimlerden karşılanmaya başlanırsa, sosyal devlet anlayışı yavaş yavaş aşınabilir.
Elbette sosyal yardım sistemlerinde suiistimaller olabilir. Dolandırıcılıkla mücadele edilmesi de kamu yararına uygundur. Buna kimsenin itiraz etmesi beklenemez. Ancak birkaç kötü örnek üzerinden milyonlarca insanın haklarının tartışmaya açılması farklı bir meseledir.
“Kazanılmış haklara göz dikiliyor” ifadesi bugün için hukuken tam anlamıyla doğru olmayabilir. Çünkü Bürgergeld’in miktarı ve koşulları yasalarla değiştirilebilir. Ancak siyasi açıdan bakıldığında insanlar geleceğe ilişkin güvencelerinin zayıfladığını hissedebilir. Asıl mesele budur.
Vatandaşın kaygılanması mı gerekir?
Panik yapmak için bir neden yok. Almanya hâlâ güçlü anayasal kurumlara, güçlü mahkemelere ve köklü bir sosyal devlet geleneğine sahip. Federal Anayasa Mahkemesi geçmişte sosyal yardımların insan onuruna uygun seviyenin altına düşürülemeyeceğini açık biçimde ortaya koydu.



































