Dr. Şevket Dalboy

Berlin siyaseti bir kez daha Ukrayna meselesiyle çalkalanıyor. Başbakan Friedrich Merz’in “Almanya da asker göndermeli” çıkışı, kendi partisinden bile tepki topladı. CDU’lu Michael Kretschmer, Alman ordusunun bu yükün altına girecek ne askeri ne de toplumsal koşullara sahip olduğunu açıkça söyledi. Haklılık payı yok mu? Var. Çünkü mesele sadece Ukrayna değil; mesele, Alman toplumunun sırtına yeni bir yük bindirilip bindirilmeyeceği.

Bugün Almanya, Ukrayna’nın güvenlik garantileri konusunda Fransa ve İngiltere ile aynı cümle içinde anılıyor. Macron’un ağzından çıkan “Almanya ve Türkiye’den de asker gidebilir” sözleri, masada artık ciddi bir ihtimal olarak dolaşıyor. Ama şu soruyu sormadan geçebilir miyiz: Avrupa’nın “barış gücü” adı altında asker göndermesi, gerçekten barışa mı hizmet eder, yoksa çatışmayı daha da derinleştirir mi?

Merz’in “Avrupa’nın siyasi düzeni tehlikede” vurgusu kulağa güçlü geliyor, ama siyasetin dili çoğu zaman toplumun nabzını görmezden gelir. Oysa YouGov anketine göre halkın sadece yüzde 23’ü Alman askerinin Ukrayna’ya gitmesine sıcak bakıyor. Yani toplumun büyük çoğunluğu bu fikre mesafeli. Halk, başka bir ülkenin savaşına doğrudan dâhil olma fikrine temkinli, hatta karşı. Çünkü insanlar biliyor ki savaş, diplomatik belgelerde “misyon” diye yumuşatılır, ama sahada askerlerin hayatı üzerinden yürür.

Burada kritik soru şu: Almanya’nın sorumluluğu Ukrayna’ya yeni askerler göndermek mi, yoksa diplomatik yolları ve barışı zorlamak mı? Güvenlik uzmanları, Avrupalı askerlerin cephede değil daha geride, lojistik ve eğitim amaçlı konuşlanacağını söylüyor. Ama deneyim bize gösteriyor ki, bir kez girilen savaş sahasında “geride durmak” çoğu zaman bir yanılsamadır. Lojistikten başlayan görevler kolaylıkla çatışmaya evrilebilir.

SPD içinden gelen destek, AfD’nin “Rusya ile uzlaşma” çağrısı, CDU’nun iç tartışmaları… Tüm bunlar bize şunu gösteriyor: Almanya bu konuda bölünmüş durumda. Bir tarafta savaşın yükünü paylaşmayı savunanlar, diğer tarafta uzlaşma arayışını hatırlatanlar var. Ama bence eksik olan üçüncü bir ses: Halkın çıkarlarını, barışın önceliğini ve insani sorumluluğu merkeze koyan ses.

Barışın bedeli zordur; fakat savaşın bedeli daima daha yıkıcıdır. Ukrayna halkı zaten ağır acılar yaşıyor. Almanya’nın görevi bu acıyı büyütecek adımlar atmak değil, gerçek anlamda barışı zorlayacak yolları açmak olmalı. Çünkü bugün Ukrayna’ya gönderilecek her Alman askeri, yalnızca Kiev’in değil, Berlin’in de geleceğini daha belirsiz hale getirecektir.