Dr. Şevket Dalboy yazdı. Siyaset ve Sosyal Bilimci ( İGÜ ) / Gazeteci

Bugün Almanya’da açılan casusluk davası, aslında sessiz yürütülen daha büyük bir savaşın satır arasıdır: Çin’in, Batı’nın açık sistemlerini kullanarak bilgi toplama, teknoloji edinme ve geleceğe yatırım yapma stratejisi. Bu, tanklarla değil tezlerle; ajanlarla değil akademik iş birlikleriyle; işgal yoluyla değil, davet edilerek içeri girilen bir stratejik yayılmadır.

Pekin’in istihbarat anlayışı klasik Batı tarzından farklıdır. Çin, “bireysel ajanlar”dan çok, sistematik ve sabırlı bir şekilde yapılandırılmış ekonomik, teknolojik ve kültürel temaslar üzerinden çalışır. MSS (Çin Devlet Güvenlik Bakanlığı) yalnızca bir istihbarat kurumu değil; aynı zamanda Çin’in dış politikasının sessiz yürütücüsüdür. Avrupa üniversiteleriyle kurulan her yeni iş birliği, Çin için yalnızca bilimsel değil, stratejik bir fırsattır.

Avrupa Üniversiteleri: Bilgi Üreten Tapınaklar mı, Açık Hedefler mi?

Almanya, bilgi üretiminde ve teknoloji geliştirmede dünyanın sayılı ülkelerinden biridir. Ancak bu güç, aynı zamanda zayıflıktır. Çünkü bu bilgi, doğru koruma mekanizmaları olmadan kolayca “sızabilir.” Özellikle üniversite-sanayi iş birliklerinde, bilgi aktarımının sınırları şeffaf değildir. Çin gibi ülkeler, bu gri alanları çok iyi değerlendirmektedir.

Akademik projelerin uluslararası kullanıma acılması, bir yandan bilimsel hareketliliği artırırken, öte yandan kimin neyi öğrendiğini takip etmeyi zorlaştırmaktadır. Çinli “araştırmacılar” ya da “öğrenciler”, çoğu zaman üniversitelerde kritik verilere erişim sağlar; laboratuvarlarda çalışır, tezler yazar, ama bu bilgiler bazen doğrudan Çin’in askeri ya da ekonomik çıkarlarına hizmet edebilir.

Serbest Piyasa mı, Açık İstihbarat Alanı mı?

Kapitalist sistemin temel taşlarından biri olan serbest piyasa, şirketler arası rekabeti esas alır. Ancak casuslukla işlenen ilişkilerde bu serbestlik, “istihbarat serbestliğine” dönüşebilir. Örneğin; “Innovative Dragon” gibi bir şirket, görünüşte yasal işler yaparken, gerçekte devlete ait gizli teknolojilerin dışa taşınmasına aracı olabilir.

Bu noktada sorulması gereken temel soru şudur: Almanya’daki devlet kurumları, hangi bilgiyi “kritik” kabul etmekte ve bunların dışa aktarımını nasıl denetlemektedir? Şayet bir şirket, üniversitelerle iş birliği adı altında savunma teknolojisine dair verileri Çin’e taşıyabiliyorsa, burada yalnızca bireysel ihanet değil; yapısal ihmal vardır.

Avrupa’nın “Naifliği”: Açık Toplum, Kapalı Gözle

Almanya gibi liberal-demokratik devletler, açık toplum ideali ile hareket eder. Ancak bu açıklık, dışarıdan gelen tehditlere karşı yeterince dirençli midir? Avrupa’nın güvenlik politikası genellikle içe dönüktür; dışarıdan gelen bilgi toplama faaliyetleri uzun yıllar boyunca “ticari ilişki” ya da “akademik değişim” gibi makul görülen kılıflarla göz ardı edilmiştir.

Bu dava, Avrupa’nın “bilgi güvenliği” konusunda ciddi bir paradigma değişikliğine gitmesi gerektiğini göstermektedir. Çünkü bilgi artık ekonomik bir değer değil, ulusal güvenliğin temelidir. Geleceğin savaşları, bilimsel bilgiler üzerinden yürütülecektir.

Çift Yönlü Bir Soru: Kim Koruyor? Kim Kandırıyor?

Yargılanan sanıklar, “biz bilmiyorduk” diyerek savunma yapıyor. Ancak günümüz dünyasında bu tür faaliyetler, bilgiye hâkim olan herkesin ahlaki ve siyasi sorumluluğunu da beraberinde getiriyor. Bir akademisyen ya da şirket yöneticisi, sadece ne bildiğini değil, o bilgiyi kimle paylaştığını da bilmek zorundadır. ve yaşadıgı ulkenın cıkarlarına göre davranması gerekir

Almanya’da yaşanan bu dava, aynı zamanda üniversitelerin, bilim insanlarının, girişimcilerin ve siyasetçilerin yeni bir sorumluluk bilinciyle hareket etmesi gerektiğini ortaya koyuyor.

Öz Cümle: Sessiz Sızmalar Çağında Yeni Güvenlik Anlayışı

Bugün Çin’in Almanya’da gerçekleştirdiği iddia edilen bu casusluk faaliyetleri, bir dönemin habercisidir. Silahların değil, sunucuların konuştuğu; ajanların değil, profesörlerin bilgi taşıdığı; savaşın değil, stratejinin yükseldiği bir çağın içindeyiz.

Almanya, açık toplumun verdiği esneklikle bilgiye hızla ulaşıyor; ama o bilgiyi ne kadar koruyabiliyor? Bu dava, yalnızca geçmişte yaşanan bir suçun değil; gelecekte yaşanabilecek daha büyük felaketlerin sessiz provasıdır.