Dr. Sevket Dalboy yazdı: Almanya’da göçmenlerin sağ ve ırkçı partilere destek vermesi, hem mantıksal hem de sosyolojik açıdan büyük bir çelişkiyi barındırıyor. Bu partiler, göçmenleri toplumsal yapıya bir tehdit olarak görüp dışlayıcı politikalar üretirken, onlara oy veren veya destekleyen göçmenler, aslında kendi geleceklerini tehlikeye atıyor.

Özellikle son yıllarda Almanya’da yükselişe geçen aşırı sağ hareketler, göç politikalarına yönelik sert ve dışlayıcı söylemleriyle dikkat çekiyor. AfD gibi partiler, göçmenlerin topluma entegrasyonunu zorlaştıran, hatta bazı durumlarda sınır dışı edilmelerini savunan bir çizgide ilerliyor. Peki, bu durumda bir göçmenin böylesi bir partiye destek vermesi nasıl açıklanabilir?

Birçok göçmen için, sağ partilere yönelmenin ardında farklı psikolojik ve sosyolojik etkenler yatmaktadır. Bunlardan biri, aidiyet arayışıdır. Bazı göçmenler, Alman toplumuna kabul edilmek için bu partilere yakın durarak “biz sizdeniz” mesajı vermeye çalışıyor. Oysa, bu tür partiler için “yabancı” kavramı sadece etnik kimlikle değil, kültürel ve tarihsel geçmişle de tanımlanır. Yani bir göçmenin ne kadar uyum sağlamaya çalıştığı önemli değildir; belirli bir noktadan sonra “öteki” olmaktan kaçış yoktur.

Diğer bir neden ise ekonomik beklentilerdir. Sağ partilerin ekonomi politikalarına güvenen bazı göçmenler, iş gücü piyasasındaki düzenlemeler, vergi reformları veya güvenlik politikaları gibi konular nedeniyle bu partilere yöneliyor. Ancak bu tercihin göz ardı ettiği bir gerçek var: Sağ ve ırkçı partiler ekonomik sistemin dışına itmek istedikleri kesimler arasında göçmenleri ilk sıraya koymaktadır.

Bütün bu çelişkiler düşünüldüğünde, göçmenlerin sağ ve ırkçı partilere desteği, yalnızca bireysel bir yanılgı olarak değil, aynı zamanda toplumsal bir paradoks olarak ele alınmalıdır. Bu partilerin politikalarının güçlenmesi, göçmenler için daha fazla dışlanma, ayrımcılık ve entegrasyonun zorlaşması anlamına gelecektir.

Bu noktada, göçmenlerin kısa vadeli siyasi hesaplar yerine uzun vadeli sonuçları değerlendirmesi büyük önem taşımaktadır. Kendi kimliğini ve toplumsal haklarını yok sayarak desteklenen bir ideoloji, günün sonunda destekçisini de hedef tahtasına oturtur. Göçmenlerin, kendilerini bu paradoksal durumdan kurtarması için bilinçli ve tarihsel perspektife dayanan bir siyasi tutum geliştirmesi elzemdir.

Öte yandan, bu tür partilere destek vermeyi meşrulaştırmaya çalışan, göçmenlerin aklını bulandırarak onları yanlış yönlendiren kişi ve çevrelere de itibar edilmemelidir. Tarih, kendi toplumuna yabancılaşarak karşıt ideolojilere destek veren grupların eninde sonunda dışlandığını ve kullanılıp bir kenara atıldığını defalarca göstermiştir. Göçmenler, gerçek çıkarlarını ve uzun vadeli haklarını koruyabilmek için, kimliklerine ve toplumsal duruşlarına sahip çıkmalıdır.