Dr. Şevket Dalboy
siyaset ve sosyal bilimci, gazeteci, İGÜ
Almanya’da Bundestag için hazırlanan uzman raporu, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının uluslararası hukuku ihlal ettiğini ortaya koyarken, Almanya’nın da bu süreçte sorumlulukla karşı karşıya kalabileceği uyarısını gündeme getirdi. Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier’in dikkat çeken açıklamaları ise Berlin’de dış politika, uluslararası hukuk ve Almanya’nın son yıllarda değişen siyasi rotası üzerine yeni bir tartışmayı başlattı.
Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier’in son açıklaması Berlin’de ve Avrupa genelinde önemli bir tartışmanın kapısını araladı. Steinmeier, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının uluslararası hukuk açısından “yasa dışı” olduğunu açıkça dile getirdi. Bu sözler yalnızca bir diplomatik değerlendirme değil, aynı zamanda Almanya’nın son yıllarda izlediği dış politika çizgisine yönelik güçlü bir uyarı olarak okunmalı.
Çünkü tartışma sadece İran’a yönelik saldırılarla sınırlı değil. Asıl mesele, Almanya’nın uluslararası hukuk ve barış politikası üzerine kurulu dış politika iddiası ile son yıllarda izlediği fiili siyasi tutum arasındaki giderek büyüyen çelişkidir.
Federal Meclis raporu ne söylüyor?
Alman Federal Meclisi için hazırlanan uzman raporu da bu çelişkiyi gözler önüne seriyor. Bundestag bünyesindeki bilimsel hizmetler tarafından hazırlanan değerlendirmede, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının United Nations Şartı’nın en temel ilkelerinden biri olan “kuvvet kullanma yasağını” ihlal ettiği belirtiliyor.
Uluslararası hukukun temel taşlarından biri olan bu ilke, devletlerin başka bir ülkenin toprak bütünlüğüne veya siyasal bağımsızlığına karşı askeri güç kullanmasını açık biçimde yasaklıyor. Rapora göre söz konusu saldırıların ne Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından verilmiş bir yetkiye dayandığı ne de meşru müdafaa kapsamında değerlendirilebileceği ifade ediliyor.
Almanya da sorumlu tutulabilir mi?
Raporda dikkat çeken bir başka nokta ise Almanya’nın olası sorumluluğu. Eğer ABD Almanya’daki askeri üsleri İran’a yönelik saldırılar için kullandıysa, bu durum Almanya’nın uluslararası hukuk ihlaline dolaylı biçimde ortak olduğu yönünde tartışmalar doğurabilir.
Özellikle Ramstein Air Base gibi üslerin ABD’nin Avrupa, Orta Doğu ve Afrika’daki operasyonları için stratejik bir merkez olduğu biliniyor. Bu nedenle Almanya, istemese bile küresel askeri operasyonların parçası haline gelme riskiyle karşı karşıya bulunuyor.
Steinmeier neden uyardı?
Steinmeier’in açıklaması yalnızca hukuki bir değerlendirme değil, aynı zamanda siyasi bir uyarı niteliği taşıyor. Almanya uzun yıllar boyunca uluslararası arenada diplomasi, çok taraflılık ve uluslararası hukuka bağlılık ilkeleriyle tanınan bir ülke oldu.
İkinci Dünya Savaşı sonrası inşa edilen siyasi kültür, askeri güçten ziyade diplomatik çözüm yollarını önceleyen bir yaklaşım üzerine kurulmuştu. Steinmeier’in “Uluslararası hukuk çıkarıp bir kenara atacağımız bir eldiven değildir” sözleri de bu geleneğin hatırlatılması olarak yorumlanıyor.
Almanya’nın değişen dış politikası
Ancak son yıllarda Almanya’nın dış politikasında belirgin bir değişim yaşandığı yönündeki eleştiriler giderek daha fazla dile getiriliyor. Başbakan Friedrich Merz liderliğindeki hükümetin özellikle güvenlik ve askeri politikalar konusunda daha sert bir çizgiye yöneldiği görülüyor. Almanya giderek daha fazla ABD’nin küresel stratejik politikalarına angaje oluyor.
Aynı zamanda İsrail’in güvenlik politikalarına koşulsuz destek veren bir çizgiye yaklaşılması da tartışma konusu. Bu gelişmeler, Almanya’nın uzun yıllar boyunca savunduğu barış diplomasisi anlayışıyla çeliştiği yönünde eleştirileri beraberinde getiriyor.
Demokrasi ve hukuk ilkeleri tartışması
Bu durum yalnızca dış politika tartışması değil. Aynı zamanda demokrasi, insan hakları ve sosyal hukuk devleti ilkelerinin siyasette nasıl kullanıldığına dair daha geniş bir tartışmayı da beraberinde getiriyor.
Son yıllarda Avrupa’da giderek daha sık dile getirilen eleştirilerden biri, bu evrensel değerlerin bazı durumlarda güçlü biçimde savunulurken bazı durumlarda ise siyasi çıkarlar doğrultusunda esnetilebildiği yönünde. Bu çelişki, Batı’nın uzun yıllardır savunduğu normatif düzenin inandırıcılığını da zedeliyor.
Bedeli toplum ödüyor
Öte yandan bu politikaların bedeli yalnızca diplomatik tartışmalarla sınırlı kalmıyor. Almanya’da artan askeri harcamalar, enerji krizi, ekonomik belirsizlikler ve sosyal devlet üzerindeki baskılar toplumda ciddi bir rahatsızlık yaratıyor.
Birçok Alman vatandaşı siyasetin kalitesinin düştüğünü ve dış politika kararlarının giderek halkın çıkarlarından uzaklaştığını düşünüyor.
Almanya bir yol ayrımında
Bugün Almanya önemli bir yol ayrımıyla karşı karşıya. Ya uluslararası hukuku ve diplomatik çözüm yollarını merkeze alan geleneksel dış politika çizgisini yeniden güçlendirecek ya da büyük güç rekabetinin daha aktif bir parçası haline gelecek. Cumhurbaşkanı Steinmeier’in sözleri bu nedenle yalnızca İran savaşıyla ilgili bir değerlendirme değil. Aynı zamanda Almanya’nın kendi siyasi kimliğini yeniden düşünmesi gerektiğini hatırlatan güçlü bir uyarıdır.
Çünkü Almanya’nın uluslararası alandaki gücü yalnızca ekonomik kapasitesinden değil, aynı zamanda hukuk, demokrasi ve barış politikalarına duyulan küresel güvenden kaynaklanmaktadır. Bu güven zedelenirse kaybedilecek olan yalnızca bir diplomatik pozisyon değil, Almanya’nın dünya siyasetindeki saygınlığı olacaktır.



































