Dr. Şevket Dalboy yazdı

Bu yazı, Türkiye’nin enerji bağımsızlığına giden yolun zorluklarını ve engellerini derinlemesine incelerken, aynı zamanda sistematik bir biçimde bastırılan bilimsel ilerlemeleri ve bu alandaki kayıpları sorgulayan bir bakış açısı sunuyor. İster uranyum, ister toryum, isterse de yerli nükleer santral projeleri olsun, Türkiye’nin geleceği üzerine yapılan bu çalışmaların önü çeşitli karanlık müdahalelerle kapanmıştır.

Eskişehir’de Düşen Uçak: Bir Sessiz Katliam mı?

2007 yılında Eskişehir’de düşen uçak, içerisinde Türkiye’nin nükleer enerji potansiyelini inceleyen bilim insanlarını taşıyordu. Bu olay, bir nükleer santral planının açıklanmasının hemen ardından yaşandı. Ancak, her ne kadar bu kaza basit bir olay olarak kayıtlara geçse de, ardından gelen soruşturma eksiklikleri, kamuoyunun aydınlatılmaması, tüm bunları başka bir açıdan değerlendirmemize neden oluyor. Kimse ne mühendislerin ölümüne, ne de üzerlerinde çalıştıkları projelere dair gerçekleri öğrenebildi.

Öldürülen Mühendisler ve “İntiharlar”

ASELSAN’daki mühendislerin, özellikle 1980’lerin sonu ve 1990’ların başında peş peşe ölümlerine tanık olduk. Bir kısmı intihar etmiş gibi gösterildi, ama tüm olaylar, Türkiye’nin savunma ve enerji teknolojilerinde attığı adımların bir “gölge oyununa” dönüşmesinin işaretiydi. Devletin bu süreçteki kayıtsızlığı, bu mühendislerin kaderini de bir muammaya dönüştürdü.

Toryum: Türkiye’nin Uyutulan Umudu

Toryum, Türkiye’nin enerji geleceği için bir umut olarak öne çıkıyordu. Ancak bu potansiyel, uluslararası enerji kartellerinin ve lobilerin korkuları nedeniyle bastırıldı. Toryum’un işlenmesi, Türkiye’yi enerji bağımsızlığına taşıyacakken, sürekli olarak engelleniyor. Ne yazık ki, bu engellemelerin en büyük nedeni, Batı’nın enerji üzerindeki tekelinin sarsılmasını istememeleridir.

Engellenen Projeler, Kapatılan Merkezler

Türkiye’nin bağımsız enerji projeleri defalarca durduruldu. 1970’lerde yerli nükleer santral kurma projesi, 1990’larda uranyum zenginleştirme tesisleri için yapılan hazırlıklar ve 2000’li yıllarda toryum araştırmaları yapan bir üniversite laboratuvarının yangın bahanesiyle kapatılması, bu engellemelerin sadece birkaç örneğidir.

Uluslararası enerji şirketlerinin amacı yalnızca petrol ve doğal gaz üzerinde değil, aynı zamanda uranyum ve toryum gibi stratejik kaynaklarda da tekelleşmektir. Türkiye gibi ülkeler, kendi enerji kaynaklarını işleyip bağımsızlıklarını ilan etmek istediklerinde, Batı’nın baskısıyla karşılaşıyorlar. Enerji bağımsızlığı sadece elektrik üretmek değil, aynı zamanda tüm siyasi ve ekonomik alanlarda güçlü bir duruş sergileyebilmek anlamına gelir.

Jeopolitik Değil, Jeo-Etik Bir Mesele: Tam Bağımsızlık

Türkiye’nin yeraltı kaynakları sadece jeolojik değil, aynı zamanda etik ve stratejik bir değer taşımaktadır. Bu kaynakları, kendi halkımızın refahı için, kendi bilim insanlarımızla işlemek, sadece enerji bağımsızlığını sağlamakla kalmaz, aynı zamanda ülkenin ulusal güvenliğine de büyük katkı sağlar. Bu yolun açılması, bilim insanlarının bakış açılarının değişmesiyle mümkün olacaktır. Ancak toplum, kendi bilincine varmadıkça bu hayalin gerçeğe dönüşmesi zor olacaktır.

Son Söz: Kristal Enerjiden Nükleer Umuda

Enerji mücadelesi, sadece bir ulusun değil, insanlığın ortak meselesidir. Tesla’nın kristalleriyle başlayan, uranyum ve toryumla devam eden bu mücadele, Türkiye için sadece enerji üretmekten öte bir anlam taşır. Bu enerji, aynı zamanda irade üretir. Bu iradeyi susturmak isteyenler olsa da, unutulmamalıdır ki:

“İnsanlar susturulabilir, ama fikirler toprağa gömülemez.”

Prof. Dr. Engin Arık, toryumun Türkiye için önemli bir çözüm olabileceğini savunmuş ve bu alandaki çalışmalarıyla büyük bir öneme imza atmıştır. Engin Arık ve beraberindeki bilim insanları, hayatlarını feda ederek ülkemizin enerji geleceği için savaştılar. Onlar, tarihe gömülen fikirlerin birer işaretçisi olacaklar.