Dr. Şevket Dalboy
Siyaset ve Sosyal Bilimci / Gazeteci
Türkiye yanıyor.
Toprak, bir annenin sessizce feryat eden yüreği gibi yanıyor.
Gökyüzüne yükselen dumanlar, gözü yaşlı bir çocuğun sessiz çığlığı gibi ağır ağır yükseliyor.
Kuşların kanat sesleri, mezar sessizliğinde yankılanan bir veda gibi havada asılı kalıyor.
Karıncaların toprağı aralayan ayak sesleri bile duyulmaz oluyor, alevlerin çıtırtısı onları da yutuyor.
Gölgede soluklanan insanların nefesi, dumanla boğuluyor, ciğerlerimizi yakan bir ağıt oluyor.
Ve biz…
Bu yangının ortasında susmayı seçiyoruz.
Bir milletin vicdanı yanarken, sessizliği tercih ediyoruz.
Ormanlar yanarken yalnızca ağaçlar değil, biz de yanıyoruz.
Ve en acısı, yanarken bile hissetmiyoruz.
Çünkü bu düzen, önce bizi duyarsızlaştırdı.
Bir zamanlar bir kuşun kanadına takılan diken için yüreği sızlayan insan, şimdi bir orman kül olurken telefon ekranında başka bir videoya kayıyor.
Çünkü bu sistem bizi, tüketen, hızla unutan, kendi çıkarından başka bir şey düşünmeyen bir karaktere dönüştürdü.
Market raflarında “daha ucuzu” kovalarken çiftçiyi unuttuk.
Yeni bir telefon alırken çocuk işçileri, madenleri unuttuk.
Beton kulelerin gölgesinde nefes almaya çalışırken ağaçları unuttuk.
Bu unutuş, kapitalizmin en büyük başarısıdır.
Bizi kendi değerlerimize yabancılaştırdı, vicdanımızı sessizleştirdi, bizi “seyirci” yaptı.
Çünkü kapitalist düzen, doğayı değil kârı önemser.
Toprağın sesini değil, betonun gürültüsünü yüceltir.
Ağacın gölgesini değil, gökdelenin gölgesini kutsar.
Ve insanı tüketim makinesine dönüştürürken vicdanını yok eder.
Ormanlar cayır cayır yanarken, birileri hâlâ “tatil beldesine yeni villa” hesapları yapıyor.
Birileri hâlâ “bu alan turizme açılsın” diye plan yapıyor.
Birileri hâlâ “ekonomi büyüsün” diye betona yatırım yapıyor.
Ve toplum, bu koca yalanın parçası haline getiriliyor.
Çünkü kapitalist üretim ve tüketim düzeni, insanı yalnızlaştırarak, küçük çıkarlarının peşinde koşturup yorarak, kendi değerlerinden koparıyor.
Kendi değerlerinden kopan insan ise, doğanın değerini zaten göremez.
İşte bu yüzden ormanlar yanarken, birileri hâlâ başka haber izliyor.
İşte bu yüzden yanan bir ağaca değil, “yanan wifi çekmiyor” derdine düşen bir toplum olduk.
Ama bu böyle gitmez.
Bu ateş, yalnızca dalları değil, geleceğimizi yakıyor.
Ve bu ateşi durdurmazsak, bir gün biz de nefes alacak hava bulamayacağız.
Artık kapitalizmin kör ettiği gözlerimizi açmak zorundayız.
Tüketim alışkanlıklarımızı sorgulamak, daha azla yetinmeyi öğrenmek, doğayı kâr hırsına kurban edenleri durdurmak zorundayız.
Çünkü mesele yalnızca bir ormanın yanması değil.
Mesele, bir toplumun insanlığını kaybetmesi.
Toplumsal yozlaşma, kendine yabancılaşma, paranın kutsandığı bir yaşam biçimi…
Bizi bu noktaya getiren bu sistemin kendisidir.
Bu yüzden karbon ayak izimizi küçültmek bir tercih değil, bir mecburiyettir.
Vicdanımızı uyandırmak bir lüks değil, bir zorunluluktur.
Ormanlarımızı yanmadan korumayı öğrenmek bir seçenek değil, hayatta kalma şartıdır.
Çünkü başka bir Türkiye yok.
Ve bu yangınlar artık yalnızca ağaçları değil, insanlığımızı yakıyor.

































