Almanya’daki siyasi iklim giderek daha da belirsizleşiyor. Geçtiğimiz seçimlerde sandıktan galip çıkan muhafazakâr CDU/CSU, üç ay gibi kısa bir sürede ciddi bir güven kaybına uğradı.

Şevket Dalboy

Insa Araştırma Enstitüsü’nün Bild am Sonntag için yaptığı son anket, siyasi dengelerdeki bu kırılmayı açıkça ortaya koyuyor.

Ankete göre CDU/CSU ve SPD’nin toplam oy oranı yüzde 41’de kaldı. Yani, olası bir siyah-kırmızı koalisyonun Federal Meclis’te çoğunluk sağlayabilmesi artık bir hayal. CDU/CSU yüzde 25 ile birinci sırada kalırken, onu yüzde 24 ile göçmen karşıtı söylemleriyle öne çıkan AfD takip ediyor. SPD’nin oy oranı yüzde 16’da sabitlenirken, Yeşiller yüzde 11’de, Sol Parti yüzde 10’da kaldı. Sahneye yeni çıkan BSW ise yüzde 5 ile meclise girmeyi başarıyor.

Ancak bu tablo, sadece rakamlardan ibaret değil. Halkın azalan güveni ve artan tepkisi, siyasi elitlerin yıllardır süregelen yanlışlarının bir yansıması.

Yorum: Siyasal Erozyonun Ayak Sesleri


Almanya’daki merkez partiler, halkın güvenini kaybetmekte hiç bu kadar hızlı olmamıştı. Özellikle CDU/CSU’nun kısa sürede böylesi bir erime yaşaması, sadece bir anket meselesi değil; birikmiş siyasi hataların tezahürü.

İç politikada, göçmenlere yönelik çelişkili ve zaman zaman dışlayıcı tutum, entegrasyon politikalarının samimiyetini sorgulatıyor. SPD ve CDU/CSU yıllarca göçü teşvik ederken, bugün gelenleri kriminalize eden bir dile savruldular. Bu da hem göçmenler arasında umutsuzluğu artırdı hem de aşırı sağın söylemini meşrulaştırdı.

Dış politikada, Almanya’nın barışçıl ve arabulucu rolünden uzaklaşarak, ABD’nin çizdiği çatışmacı hattın parçası hâline gelmesi, halkta derin bir rahatsızlık yarattı. Ukrayna’ya gönderilen silahlar, milyarlarca euroya mal olan askeri yardımlar ve Almanya’nın savaşa taraf gibi görünmesi, ülkenin geleneksel diplomatik çizgisine ters düştü.

Enerji krizinde ise özellikle Rusya ile köprülerin atılması sonrası yaşanan darboğaz, sanayiyi ciddi biçimde sarstı. Artan enerji maliyetleri, özellikle küçük ve orta ölçekli işletmelerin kepenk kapatmasına neden oldu. Bu da işsizlikte artışa, alım gücünde düşüşe ve orta sınıfın erimesine yol açtı.

Almanya’da artık “Refah Devleti” tanımı bile tartışmaya açılmış durumda. Çünkü halk, artan enflasyon ve yaşam pahalılığı karşısında yalnız bırakıldığını düşünüyor.

Öz cümle, merkez siyasetin bu savrulması, sadece oy oranlarının değil; bir ulusun geleceğe dair umudunun da eridiğini gösteriyor. Yeni koalisyon tartışmaları yaşanırken, esas soru şu olmalı: “Halk artık kime güvenebilir?” Eksik var mı? Başlığı çok uzun başlığını da kısaltalım