Dr. Şevket Dalboy

Siyaset ve Sosyal Bilimci / Araştırmacı Gazeteci

Almanya sokaklarını saran döner kokusu, yıllardır sadece açlığı bastıran değil, bir kültüre kök salan alışkanlığın ta kendisi oldu. Ama o kokunun ardında kimsenin görmek istemediği bir gerçek yatıyor: Soğuk depolarda donan eller, ağır kasetler taşıyan bedenler, zamanla yarışan yorgun nefesler ve karşılığı ödenmeyen bir emek.

Bugün Almanya’da döner, yalnızca bir yiyecek değil; devasa bir ekonomi. Yılda 2,4 milyar euro cirodan söz ediliyor. Avrupa genelinde bu rakam 12 milyarı aşıyor. Ancak o milyarların içinden işçiye düşen, kuru bir teşekkür bile değil. Almanya genelinde yüzlerce döner üreticisi var ama bir tane bile toplu sözleşme uygulayan şirket yok. Kuralsızlık sistem haline gelmiş, sessizlik de kural.

Çalışma koşulları ağır: Et doğranıyor, marine ediliyor, şişlere geçiriliyor; tüm bunlar soğuk ortamlarda, yoğun tempo altında yapılıyor. Saatlik ücretler ise, sektörde dönen paraya kıyasla trajik düzeyde. Ne yazılı bir ücret tablosu var, ne adaletli bir dağılım. Sistemin çarkları dönsün yeter, işçinin adı önemli değil. Çünkü bu sektör, emeği görünmez kılmaya alışmış.

Ancak işçiler artık sessiz değil. Grevler bir bir patlak veriyor. Talepler net: Adil ücret, insanca çalışma koşulları, sendikal tanınma. Bu talepler bir lüks değil; geç kalmış bir hakkın gecikmiş ifadesi. Bugün döner üretiminde yükselen her itiraz sesi, yalnızca birkaç euroluk bir zam için değil, yıllardır bastırılan emeğin varlığını haykırmak için yükseliyor.

Bu sessizliğin kırılması gerekiyor. Döner üreticileri artık kurumsallaşmak zorunda. Sektör bu hacmiyle birlikte sosyal sorumluluğu da taşımak zorunda. Keyfî uygulamaların, güvencesizliğin, sözsüz anlaşmaların devri bitmeli. Denetim mekanizmaları işletilmeli; sendikalar, yalnızca grev çağrısı yapan yapılar olmaktan çıkıp, bilgilendiren, eğiten, hak arayan bir bilinç hareketine dönüşmeli.

Ve evet, tüketici de bu denklemin bir parçası. “Döner 10 euro mu olacak?” sorusunu sormadan önce şu sorulmalı: O döneri üreten kişinin evine ay sonunda ne giriyor? Artan fiyatlar yalnızca enerjiye ve ete bağlanırken, emek yine unutuluyor. Oysa asıl pahalı olan şey, hak gaspıdır. Sessizlik pahalıdır. Sömürü daha da pahalıdır.

Berlin bin altı yüz dönerciyle övünüyor olabilir. Ama bu övünç, emeğin üstüne inşa edildiyse utanca da ortak olur. Başkent sadece tabelalarda değil; vicdanda da kurulmalı. Bu vicdan, döner tezgâhının arkasındaki yorgun elleri görebildiği gün gerçek olur.

Dönerin lezzeti bir yana, üretiminin ardındaki gerçek artık saklanamaz. Bu grevler bir kırılmadır. Sessizliğin duvarına vurulan bir yumruktur. Ve bu yumruk, yalnızca döner sektörünü değil, göçmen emeğinin yok sayıldığı tüm alanları sarsmalıdır. Çünkü dönerin içindeki en ağır malzeme ettir değil; görmezden gelinen insandır.