Dr. Şevket Dalboy
Uluslararası ilişkilerde “kırmızı çizgi” kavramı, bir devletin çıkarlarına tehdit olarak gördüğü ve kabul edilemez saydığı durumları ifade eder. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un Moskova’da yaptığı son açıklama da bu bağlamda okunmalı: Avrupa ülkelerinin Ukrayna’ya barış gücü veya güvenlik gücü adı altında asker göndermesi, Moskova tarafından doğrudan bir müdahale ve kabul edilemez bir tehdit olarak tanımlanıyor.
Avrupa’nın Hesabı, Moskova’nın İtirazı
ABD-Rusya zirvesi sonrası Avrupa başkentlerinde tartışılan plan, olası bir ateşkes veya barış sürecinde Ukrayna’ya “çatışmasızlığı korumak” amacıyla asker gönderilmesini öngörüyor. Bu, klasik anlamda bir uluslararası barış gücü modeli gibi görünse de Rusya’nın gözünde farklı bir anlama sahip. Moskova, böyle bir adımı “egemenlik ihlali” ve Batı’nın Ukrayna üzerindeki etkisini kalıcılaştırma girişimi olarak yorumluyor.
Lavrov’un açıklamalarında dikkat çeken nokta, bu politikanın sürekliliği. Mart ayında dile getirdiği, “İster AB şemsiyesi altında, ister ulusal bayraklarla olsun Avrupa askerine izin vermeyeceğiz” sözünü yeniden vurgulaması, Moskova’nın bu konuda tavizsiz olduğunu gösteriyor. Bu, uluslararası ilişkilerde tutarlılık ve kararlılık sinyali olarak da okunabilir.
Meşruiyet Tartışması: Zelenskiy Sorunu
Lavrov’un Ukrayna’nın siyasi liderliği konusundaki sorgulaması da ayrı bir stratejik mesaj taşıyor. Savaş nedeniyle seçimlerin yapılamaması, Kiev yönetiminin demokratik meşruiyetinin tartışmaya açılmasına neden oluyor. Rusya, Zelenskiy’nin “seçimsiz iktidarını” masaya sürerek barış görüşmelerinde Kiev’in elini zayıflatmayı amaçlıyor. Bu, klasik bir müzakere stratejisi: tarafı kendi pozisyonunu savunmakta zor duruma düşürmek.
İstanbul Formülü: Veto ile Güvenlik Garantisi
Lavrov’un hatırlattığı Mart 2022 İstanbul görüşmelerinden çıkan formül ise, uluslararası güvenlik mimarisine dair önemli bir tartışmayı yeniden gündeme getiriyor. O dönem önerilen çözüm, BMGK üyelerinin Ukrayna’ya güvenlik garantisi vermesi karşılığında Kiev’in NATO hedefinden vazgeçmesi ve yabancı asker kabul etmemesiydi. Bu, Rusya açısından “Ukrayna’nın tarafsızlaştırılması” anlamına geliyor. Ancak aynı zamanda, Rusya’ya BMGK’da fiilen veto yetkisi tanıyarak Kiev’in güvenlik mimarisini Moskova’nın onayına bağlayan bir mekanizma içeriyor.
Bu durum, küresel güç dengesi açısından şu soruları gündeme getiriyor:
- Ukrayna’nın güvenliği Batı ittifakının güvencesine mi, yoksa çok taraflı bir BMGK mekanizmasına mı emanet edilmeli?
- Moskova’nın istediği gibi NATO’dan vazgeçen bir Ukrayna, gerçekten güvenlik içinde olabilir mi?
- Avrupa’nın asker gönderme planı, barışı korumak mı yoksa Moskova’yı dengelemek mi amaçlıyor?
Öz Cümle: Güvenlik mi, Etki Mücadelesi mi?
Siyaset bilimi perspektifinden bakıldığında, bu tartışma sadece “barış güçleri” meselesi değil, aynı zamanda uluslararası düzenin kim tarafından şekillendirileceğine dair bir mücadele. Avrupa’nın Ukrayna’ya asker göndermesi, Moskova için jeopolitik bir tehdit. Moskova’nın İstanbul formülünü yeniden masaya sürmesi ise, Batı’nın Ukrayna üzerindeki nüfuzunu sınırlama girişimi.
Dolayısıyla mesele, askeri varlıktan öte, Ukrayna’nın gelecekte hangi güvenlik mimarisi içinde var olacağına dayanıyor. Bu çatışma, sadece Kiev ile Moskova arasında değil; Batı ile Rusya arasındaki güç mücadelesinin bir yansıması.



































