Dr. Şevket Dalboy
Siyaset ve Sosyal Bilimci – Gazeteci Yazar
Almanya’nın son yıllarda karşı karşıya kaldığı ekonomik ve sosyal sorunlar giderek daha görünür hale geliyor. Federal İş Ajansı’nın bütçe açığının 5 milyar Euro’yu aşacağının açıklanması, hatta kurum içinde bu rakamın 8 milyar Euro’ya kadar yükselebileceğinin konuşulması, yalnızca mali bir sorun değil; aynı zamanda siyasi tercihlerin ve önceliklerin yeniden sorgulanmasını gerektiren toplumsal bir uyarıdır.
Ekonomik büyümenin yavaşladığı, sanayi üretiminin gerilediği ve işsizliğin arttığı bir dönemde Almanya’nın sosyal devlet mekanizmaları ciddi baskı altındadır. İşsizlik maaşı ödemeleri artmakta, sosyal güvenlik sistemleri daha fazla kaynak talep etmekte ve milyonlarca insan geleceğe ilişkin kaygılar yaşamaktadır.
Tam da bu noktada şu sorunun sorulması kaçınılmazdır:
Almanya’nın önceliği kendi vatandaşlarının sosyal refahını korumak mı olmalıdır, yoksa dünyanın farklı bölgelerindeki savaşların finansmanına katkı sunmak mı?
Son beş yılda Almanya, doğrudan tarafı olmadığı savaş ve çatışma süreçlerine milyarlarca Euro ayırdı. Bu harcamaların önemli bir bölümü askeri destek, silah yardımları ve savunma bütçelerinin artırılması şeklinde gerçekleşti. Elbette uluslararası ilişkilerde güvenlik kaygıları göz ardı edilemez. Ancak güvenlik kavramı yalnızca silahlanma ile açıklanamaz.
Sosyal bilimlerin temel gerçeklerinden biri şudur: Toplumsal huzur ve istikrarın en önemli unsuru sosyal adalettir. İşsizliğin arttığı, gelir dağılımının bozulduğu ve vatandaşların ekonomik gelecek konusunda endişe duyduğu toplumlarda güvenlik yalnızca askeri tedbirlerle sağlanamaz. Bugün Almanya’nın karşı karşıya olduğu asıl risk, dışarıdaki savaşlardan çok içeride büyüyen sosyal kırılganlıklardır.
Tarih bize göstermiştir ki Almanya’nın uluslararası alandaki en güçlü etkisi askeri gücünden değil, ekonomik kapasitesinden, diplomatik ağırlığından ve barış inşa etme kabiliyetinden kaynaklanmıştır. Almanya’nın dünya siyasetindeki saygınlığı, savaşların tarafı olmasından değil; uzlaşının, diyaloğun ve çok taraflı diplomasinin savunucusu olmasından doğmuştur.
Bu nedenle Almanya’nın yeniden düşünmesi gereken temel mesele, daha fazla silah gönderip göndermemek değil; daha fazla barış üretip üretemeyeceğidir. Bir devletin büyüklüğü savaş bütçelerinin hacmiyle değil, toplumsal refahı koruma kapasitesiyle ölçülür. Bugün milyonlarca Euro silahlanmaya ayrılırken işsizlik fonlarının açık vermesi, sosyal devlet anlayışının geleceği açısından ciddi soruları beraberinde getirmektedir.
Almanya’nın görevi yeni cepheler oluşturmak değil, yeni müzakere masaları kurmaktır. Almanya’nın görevi savaşların tarafı olmak değil, savaşan tarafları barıştırmaktır. Almanya’nın görevi silahlara kaynak aktarmak değil, insani yardımları, kalkınmayı ve uluslararası iş birliğini güçlendirmektir.
Çünkü savaşlar sonunda mutlaka biter. Ancak savaşların ekonomik ve toplumsal maliyetleri nesiller boyunca devam eder. Bugün Almanya’nın ihtiyaç duyduğu şey daha fazla savaş dili değil; daha güçlü bir sosyal devlet, daha etkin bir diplomasi ve daha kalıcı bir barış vizyonudur.


































