Dr. Şevket Dalboy Siyaset ve Sosyal Bilimci – Gazeteci Yazar
Sosyal medya, insanların hayatlarına tanıklık ettiğimiz büyük bir dijital meydana dönüşmüş durumda. Doğum günlerinden başarılara, kayıplardan hastalıklara, umutlardan hayal kırıklıklarına kadar pek çok duygu artık ekranlar üzerinden paylaşılıyor. Ancak bu kalabalığın içinde giderek daha görünür hale gelen bir insan tipi var: Her şeyi gören ama çoğu zaman hiçbir şey görmemiş gibi davrananlar…
Aslında sizin paylaşımlarınızı detaylıca okurlar, izlerler ama tepki vermezler; bir de bu grup var.
Belki gerçek hayatta arkadaşınızdır, belki yıllardır tanıdığınız bir dostunuz. Siz onun sevinçlerine ortak olur, zor günlerinde yanında olmaya çalışır, paylaşımlarına kayıtsız kalmazsınız. Oysa aynı kişi, sizin hayatınızdaki önemli anlara karşı neredeyse tamamen sessizdir.
Sevincinizi görmez.
Üzüntünüzü fark etmez.
Başarınızı kutlamaz.
Kaybınıza başsağlığı dilemez.
Endişenizi paylaşmaz.
Buna rağmen çoğu zaman hazır bir açıklama vardır: “Sosyal medyayı çok aktif kullanmıyorum.” Oysa aynı kişinin her gün çevrimiçi olduğunu, içerik tükettiğini, gündemi takip ettiğini görmek mümkündür. Burada mesele sosyal medyadan uzak olmak değil; seçici bir ilgidir.
Bazen bu seçici ilginin ardında yalnızca kayıtsızlık değil; kıskançlık, rekabet duygusu ya da görünene karşı içten içe gelişen bir mesafe de bulunabilir. Psikolojide ben-merkezcilik, bireyin olayları ve ilişkileri kendi perspektifi üzerinden değerlendirme eğilimi olarak tanımlanır. Dijital platformlar ise bu eğilimi zaman zaman güçlendiren bir görünürlük alanına dönüşebilmektedir. İnsan, görünür oldukça kendisini merkeze daha kolay yerleştirir; fakat aynı oranda başkalarının hayatına yönelme isteği göstermeyebilir.
Sosyolojik açıdan bakıldığında bu durum, modern bireyselliğin dijital bir yansımasıdır. Geleneksel ilişkilerde karşılıklılık esastı; insanlar yalnızca anlatmaz, dinlerdi de. Yalnızca görünmez, görürdü de. Bugünün dijital ortamında ise bazı ilişkiler giderek tek yönlü bir akışa dönüşmektedir: Bir taraf sürekli görünür olmak isterken, diğer taraf çoğu zaman yalnızca izleyen konumunda kalmaktadır.
Elbette herkesin sosyal medyada aynı düzeyde etkileşim göstermesi beklenemez. Kimi insanlar duygularını dijital ortamda ifade etmeyi tercih etmez. Ancak burada söz konusu olan şey, iletişim biçiminden çok karşılıklı ilginin giderek zayıflamasıdır.
Çoğu zaman gerekçe “yoğunluk” olur. Oysa mesele zaman değil, önceliktir. Çünkü insan gerçekten değer verdiği şeye mutlaka bir şekilde zaman ayırır. Bir başkasının sevincine ortak olmak ya da acısına sessiz kalmamak, uzun zamanlar gerektirmez; çoğu zaman küçük bir dikkat yeterlidir.
Bazen bir cümle, kısa bir mesaj ya da samimi bir hatırlanma hissi, insanın kendini değerli hissetmesi için yeterlidir. Asıl eksiklik, büyük jestler değil; küçük ilgilerin yokluğudur.
Dijital dünyada en büyük yanılgılardan biri, görünür olmanın yeterli olduğu düşüncesidir. Oysa görünmek kolaylaşırken, görmek giderek zorlaşmaktadır. Ve belki de asıl mesele burada başlamaktadır.
Sosyal medya, milyonlarca pencerenin aynı anda açık olduğu dev bir apartmana benzer. Herkes kendi penceresinden seslenir, kendi ışığını gösterir. Fakat çoğu insan karşı pencerede yanan ışığı fark etmeden yaşamaya devam eder.
Bu nedenle mesele yalnızca “görünmek isteyenler” değil; “görmeyi unutanlar” meselesidir.
Belki de bugün sosyal medyada en kıymetli davranış, çok şey paylaşmak değil; bir başkasının varlığını gerçekten fark edebilmektir. Çünkü dijital çağda asıl kayıp, görünmez olmak değil; birbirini görmeyi unutmuş insanlara dönüşmektir.


































