Dr. ŞEVKET DALBOY
SİYASET BİLİMCİ – SOSYAL BİLİMCİ – GAZETECİ VE YAZAR
Avrupa, tehlikeli bir siyasal dönemeçten geçiyor. Almanya’da AfD, Fransa’da Le Pen’in Ulusal Birlik’i, İtalya’da Meloni’nin partisi, İspanya’da Vox ve İngiltere’de Reform UK gibi göçmenleri hedef alan, milliyetçi ve dışlayıcı politikaları savunan yapılar giderek güç kazanıyor. Bu yükseliş artık görmezden gelinemeyecek ölçüde ciddi bir demokrasi sorunudur.

Irkçılık siyasetin merkezine taşınıyor

Aşırı sağ, toplumların yaşadığı gerçek sorunları kendi siyasal propagandasının malzemesine dönüştürüyor. Yoksulluk, konut krizi, iş güvencesizliği, ücretlerin gerilemesi ve sosyal devletin zayıflaması gibi sorunların gerçek nedenleri yerine göçmenler hedef gösteriliyor.
Böylece aynı ekonomik ve sosyal sorunları yaşayan emekçiler birbirlerine düşman edilmeye çalışılıyor. İşsiz Alman ile işsiz göçmen, düşük ücretle çalışanlarla çalışan göçmen, konut arayan farklı toplumsal kesimler karşı karşıya getiriliyor. Oysa onların ortak sorunu birbirleri değil, eşitsizlik ve güvencesizliktir.

Göçmen düşmanlığı demokrasi değildir

Bir insanı yalnızca doğduğu ülke, taşıdığı kimlik, inancı veya ailesinin kökeni nedeniyle toplumun tehdidi olarak göstermek demokratik değerlerle bağdaşmaz. Göçmenleri toplumsal sorunların kaynağı olarak sunan siyaset, yalnızca göçmenleri değil, toplumun tamamını bölmektedir.
Bugün göçmenleri hedef alan söylemlerin normalleştirilmesi, yarın başka toplumsal grupların hedef tahtasına konulmasının önünü açar. Tarih, bunun nasıl ağır sonuçlara yol açabileceğini Avrupa’ya defalarca göstermiştir.

Irkçı örgütlenmelere karşı hukuk işlemeli

Demokratik düzen, demokrasiyi ortadan kaldırmayı hedefleyen ırkçı ve insan onurunu hiçe sayan yapılanmalar karşısında pasif kalamaz. Şiddeti, etnik üstünlüğü, ayrımcılığı ve insan gruplarının düşmanlaştırılmasını örgütleyen yapılar hukuk devleti tarafından kararlılıkla soruşturulmalı; suç teşkil eden faaliyetler karşısında gerekli yasaklama ve yaptırım mekanizmaları işletilmelidir.
Burada ölçü, siyasi görüşün kendisi değil; ırkçılık, şiddet, nefret ve demokratik düzeni ortadan kaldırmaya yönelik somut faaliyetlerdir. Hukuk herkese eşit uygulanmalı, hiçbir siyasi yapı kimliğinden dolayı dokunulmaz kabul edilmemelidir.

Avrupa halkları sessiz kalmamalı

Irkçı siyasetin yükselişine karşı yalnızca seçim günlerinde oy kullanmak yeterli değildir. İşçiler, sendikalar, gençler, kadınlar, göçmenler, demokratik kitle örgütleri ve sivil toplum kuruluşları ortak demokratik platformlarda buluşmalı; ırkçılığa, ayrımcılığa ve toplumsal bölünmeye karşı güçlü bir dayanışma hattı oluşturmalıdır.
Çünkü demokrasi yalnızca sandıktan ibaret değildir. Demokrasi; örgütlenmek, itiraz etmek, dayanışmak ve farklı kimliklerden insanların eşit yurttaşlar olarak birlikte mücadele edebilmesidir.

Gerçek alternatif: Bölünme değil dayanışma

Avrupa’nın emekçileri aynı sorunlarla karşı karşıya. Ev kiraları yükseliyor, geçim zorlaşıyor, çalışma hayatında güvencesizlik büyüyor ve servet toplumun küçük bir kesiminde yoğunlaşıyor. Bu koşullarda emekçilerin birbirine düşman edilmesi, sorunların gerçek nedenlerini görünmez hale getiriyor.
Irkçı siyasetin sunduğu çözüm, toplumsal öfkeyi aşağıya ve yana doğru yönlendirmektir. Demokratik ve eşitlikçi bir siyaset ise bu öfkeyi gerçek sorunların çözümüne yöneltmelidir.

Avrupa karanlığa teslim olmamalı

AfD’den Le Pen’e, Vox’tan Reform UK’ye uzanan yükseliş, Avrupa’nın geleceği açısından ciddi bir uyarıdır. Irkçılığın ve göçmen düşmanlığının siyasetin olağan dili haline gelmesine izin verildiğinde yalnızca göçmenlerin değil, demokrasinin kendisinin kaybedeceği açıktır.
Avrupa halklarının önünde iki yol bulunuyor: Korku, nefret ve ayrımcılık üzerinden kurulan bir siyaset ya da eşitlik, dayanışma ve özgürlük temelinde yeniden güçlendirilecek demokratik bir toplum.
Irkçılığın normalleşmesine karşı susmak, karanlığın büyümesine izin vermektir. Avrupa’nın demokratik güçleri artık savunmada kalmamalı; örgütlü, kararlı ve birleşik bir mücadeleyle bu karanlığın önüne geçmelidir.