Dr. Şevket Dalboy
Siyaset Bilimci, Sosyal Bilimci, (İGÜ) Gazeteci ve Yazar

Bavyera’nın Bad Tölz kentinde geçen yıl bir çocuk parkında yaşanan olay, yalnızca üç kişinin yargılanmasıyla sınırlı görülebilecek sıradan bir adli vaka değildir. Aksine, göç, birlikte yaşam, önyargı ve hukuk devleti kavramlarının kesiştiği önemli bir toplumsal olaydır.

Mahkemenin kesinleştirdiği karara göre, üç Alman sanık Türk vatandaşlarını tehdit ettikleri ve bir kısmı bakımından hakaret suçunu işledikleri gerekçesiyle para cezalarına çarptırıldı. Olayın ayrıntıları, gece saatlerinde bir çocuk parkına ellerinde balta benzeri aletlerle giden kişilerin parkta bulunan Türk vatandaşlarına yönelik tehditkâr davranışlarda bulunduğunu ortaya koyuyor. İddianamede yer alan “Defolun buradan, yabancılar” ifadesi ise olayın neden kamuoyunda büyük yankı uyandırdığını açıklamaya yetiyor.

Sanıklar mahkemede farklı savunmalar yaptı. Gürültüden rahatsız olduklarını, kimseye zarar verme niyetlerinin bulunmadığını ve yabancı düşmanı ifadeler kullanmadıklarını öne sürdüler. Ancak hukuk devletlerinde önemli olan yalnızca kişinin kendi niyeti değil, ortaya çıkan fiilin toplum üzerindeki etkisidir. Özellikle gece yarısına yakın bir saatte, ellerinde tehdit unsuru olarak algılanabilecek aletlerle bir grubun karşısına çıkmak, korku yaratmaya son derece elverişli bir davranıştır.

Bu olayın dikkat çekici yönlerinden biri de mağdurlardan birinin yaşadığı psikolojik etkidir. Mahkemede ortaya konulan bilgilere göre genç mağdur travma sonrası stres belirtileri göstermiştir. Bu durum bize bir kez daha hatırlatmaktadır ki nefret veya tehdit içerikli eylemler yalnızca olay anıyla sınırlı kalmaz; insanların güven duygusunu, aidiyet hissini ve günlük yaşamlarını da etkiler.

Kararın en önemli kısmı ise mahkemenin ve savcılığın verdiği mesajdır. Savunmanın para ödenmesi karşılığında davanın düşürülmesi yönündeki talebi kabul edilmemiş, mahkeme olayın hukuki sonuçlarının açık biçimde ortaya konulmasını tercih etmiştir. Savcının duruşmada dile getirdiği, “Yabancı düşmanlığı saikıyla işlenen kendi adaletini uygulama girişimlerine göz yumamayız” şeklindeki değerlendirme, aslında modern hukuk devletlerinin temel ilkesini özetlemektedir.

Çünkü demokratik toplumlarda bireylerin rahatsız oldukları durumlara çözüm arama yolları bellidir. Gürültü varsa polis çağrılır. Bir ihlal varsa ilgili kurumlara başvurulur. Kimsenin eline aldığı bir aletle, kendi kurallarını uygulama hakkı yoktur. Hukukun yerine bireysel güç kullanımının geçtiği her yerde toplumsal barış zarar görür.

Almanya bugün milyonlarca göçmenin yaşadığı, farklı kültürlerin bir arada bulunduğu bir ülkedir. Bu nedenle yabancı düşmanlığına ilişkin her olay yalnızca mağdurları değil, toplumun tamamını ilgilendirir. Çünkü hedef alınan kişiler kadar, birlikte yaşama kültürü de zarar görür.

Bad Tölz’deki mahkeme kararı bu açıdan önemlidir. Verilen para cezalarının miktarından çok, hukukun verdiği mesaj dikkate değerdir: Hiç kimse kökeni, milliyeti veya kimliği nedeniyle tehdit edilemez. Hiç kimse kendi adaletini uygulamaya kalkışamaz. Ve hiçbir demokratik toplum, yabancı düşmanlığını sıradan bir anlaşmazlık olarak görme lüksüne sahip değildir.

Bu olayın ardından üzerinde düşünülmesi gereken asıl soru şudur: Birlikte yaşamanın giderek daha fazla önem kazandığı bir çağda, farklılıklarımızı tehdit nedeni olarak mı göreceğiz, yoksa ortak yaşamın zenginliği olarak mı değerlendireceğiz?

Bu soruya verilecek cevap yalnızca Almanya’nın değil, göç alan tüm modern toplumların geleceğini belirleyecektir.