Dr. Şevket Dalboy
Siyaset Bilimci – Sosyal Bilimci (İGÜ)
Gazeteci ve Yazar
Berlin’de düzenlenen Christopher Street Day (CSD) etkinliklerinde yaşanan kanlı terör saldırısı, Almanya’nın yıllardır görmezden geldiği birçok gerçeği yeniden gözler önüne serdi. 21 yaşındaki Alman vatandaşı Abdul Ballout’un aracını kalabalığın üzerine sürerek bir kişinin ölümüne, onlarca insanın yaralanmasına neden olması sadece bir terör saldırısı değildir. Bu olay aynı zamanda güvenlik mekanizmasının, yargının ve toplumsal çözülmenin alarm veren tablosudur.
Bugün Almanya’da herkes aynı soruyu soruyor: Bu saldırı önlenebilir miydi? Bana göre cevabı nettir. Evet, önlenebilirdi. Çünkü saldırgan güvenlik birimlerinin radarındaydı. Radikalleştiği biliniyordu. IŞİD’e katılmaya çalıştığı tespit edilmişti. Hakkında dava açılmış, mahkûm edilmişti. Buna rağmen cezası ertelendi ve yeniden toplumun içine bırakıldı. Sonuç ise masum insanların hayatını kaybetmesi ve onlarca insanın yaralanması oldu.
Şimdi siyasetçiler gençlik ceza hukukunu tartışıyor. Oysa mesele yalnızca cezaların artırılması değildir. Sorun çok daha derindir. Bugün Almanya’da gençliği çürüten asıl tehlike yalnızca yetersiz cezalar değildir. Asıl sorun; aile kurumunun zayıflaması, eğitim sisteminin kültürel ve ahlaki değerleri aktarmakta başarısız olması, dijital dünyanın kontrolsüzlüğü ve devletin birçok alanda geç kalan refleksidir.
Gençler kimliksiz büyüyor. Aidiyet duygusunu kaybediyor. Bu boşluğu ise aileler ya da eğitim kurumları değil, organize suç örgütleri, radikal yapılar ve sosyal medya algoritmaları dolduruyor. Bugün mafya yapılanmaları, çeteler ve organize suç grupları gençleri sosyal medya üzerinden etkiliyor; suçu özendiriyor, şiddeti normalleştiriyor, kolay para vaadiyle çocukları kendi ağlarına çekiyor. Bu artık inkâr edilemeyecek kadar büyük bir problemdir.
Uyuşturucu ticareti de aynı şekilde dijital ortama taşınmış durumda. Avrupa’nın birçok kentinde uyuşturucu satıcılarının QR kodları ve sosyal medya üzerinden müşterilere ulaştığına ilişkin haberler uzun süredir gündeme geliyor. Teknoloji suçun hizmetine girerken devletin mücadele kapasitesi aynı hızla gelişemiyor. Sokaklarda çeteler birbirlerini tarıyor, insanlar tehdit ediliyor, şantaj yapılıyor. Bazı suçlular bunu yüzlerini gizleme ihtiyacı bile duymadan sergiliyor. Toplum ise güvenlik konusunda giderek daha fazla endişe duyuyor.
Bütün bunlar yaşanırken yalnızca “cezaları biraz artıracağız” demek yeterli değildir. Bu yangın bir bardak suyla söndürülemez. Öncelikle aile yeniden güçlendirilmelidir. Eğitim sistemi sadece diploma veren bir yapı olmaktan çıkarılmalı; karakter, sorumluluk, ahlak, hukuk bilinci ve kültürel değerler genç nesillere yeniden kazandırılmalıdır.
Bunun yanında sosyal medya platformları çok daha etkin biçimde denetlenmelidir. Şiddeti, uyuşturucuyu, çete kültürünü, terörü, çocuk istismarını, organize suçu ve suç teşkil eden içerikleri sistematik biçimde yayan hesaplar karşısında devlet yalnızca izleyen konumda kalamaz. Hukukun çizdiği sınırlar içinde çok daha etkili denetim mekanizmaları kurulmalı ve suç oluşturan faaliyetlere hızlı müdahale edilmelidir.
Çünkü artık şu soruyu yüksek sesle sormanın zamanı gelmiştir: Her türlü suçun, şiddetin ve ahlaki yozlaşmanın dolaşıma girdiği dijital bir ortamda çocuklarımızı nasıl koruyacağız? Bugün yalnızca göçmen kökenli gençlerin değil, Alman gençlerinin de önemli bir kısmı aynı kimlik bunalımının, aynı yalnızlığın ve aynı dijital bataklığın içine sürüklendiği yönünde ciddi toplumsal kaygılar bulunmaktadır.
Bu artık sadece güvenlik meselesi değildir. Bu bir medeniyet meselesidir. Bu geleceğin meselesidir. Almanya’nın artık cesur kararlar vermesi gerekiyor. Sadece cezaları artırmak değil; suç ortaya çıkmadan önce aileyi güçlendirmek, okulları yeniden inşa etmek, gençleri dijital suç ağlarından korumak, uyuşturucu mafyalarına karşı daha etkili mücadele yürütmek, organize suç yapılanmalarını dağıtmak ve radikalleşmeyi besleyen mekanizmaları ortadan kaldırmak zorundadır.
Aksi halde bugün Berlin’de yaşananlar yarın başka şehirlerde de yaşanacaktır. O zaman tartışılacak olan yalnızca gençlik ceza hukuku değil, devletin toplumu koruma kapasitesi olacaktır. Almanya’nın önünde tarihi bir tercih bulunmaktadır. Ya sorunları cesaretle çözecek ya da her yeni saldırının ardından aynı cümleleri tekrar edecektir. Toplum güvenlik ister. Aileler çocuklarını koruyacak bir gelecek ister. Devletin en temel görevi de vatandaşının can güvenliğini sağlamak ve gelecek nesilleri suçun, şiddetin ve radikalleşmenin pençesinden korumaktır.


































